Yazın ardından: Zaman, ayrılık ve fanilik

Yeryüzünün yüzüne bir çizik daha atıldı. Mevsim takviminden bir yaprak daha koptu. Kopan yaprak nerede şimdi? Ömürden bir yaz daha ayrıldı, gitti. Ama nereye gitti? İnsan varoluşunun kadim, bitmeyen, ilk insandan beri derdidir bu: Kayboluş mu, kavuşma mı?
Sabahın altın sarısı ışıkları şimdi hangi ufuklara düşüyor? Gün batımlarıyla gün doğumları, ardı ardına sessizce sönen ve yanan kandiller gibi, şimdi hangi varlık aleminde titreşiyor? Gündüzün yakıcı harareti, denize bırakılan serin adımlar, bereketli yaz sofraların neşesi, kahkahaların şenliği yok olup gittiler mi yoksa bir yerlere saklanıp yolumuzu mu gözlüyorlar?
Bizi birbirimize bağlayan, yakın kılan bir şehirden diğerine seyahatler. Tazelenen bağlar, yeniden filizlenen sevgiler. Biten hasretler, özlemler, kavuşmalar. Envaı çeşit yaz meyveleri. Üzümün tatlı lezzeti, şeftalinin baş döndürücü kokusu, çileğin kızıl ateş rengi. Bunaltıcı günler, bitmek bilmeyen uzun geceler, ayın gümüş ışıltılarıyla aydınlanan sema, rehavetle örtülü uyuşuk saatler. Denizin serin nefesi, tuzlu dokunuşu, enginliği, uçsuz bucaksız maviliği. Sahi hepsi nerelerdeler şimdi?
Bir yaz daha kayıp düştü zamanın avuçlarından. Ama nereye düştü? Bir yaz daha eksildi ömrümüzden. Ömür hanesinden bir yaz daha silindi. Silindi yok mu oldu başka bir diyara göç mü etti? Akıp giden zaman nereye sığınır? Bir nehir gibi sonsuz bir denize mi kavuşur, yoksa hiçliğin sağır kayıtsızlığında bir iz bırakmadan kaybolur mu?
Yeryüzünün yüzüne bir çizik daha atıldı. Mevsim takviminden bir yaprak daha koptu. Kopan yaprak nerede şimdi? Ömürden bir yaz daha ayrıldı, gitti. Ama nereye gitti? İnsan varoluşunun kadim, bitmeyen, ilk insandan beri derdidir bu: Kayboluş mu, kavuşma mı? Terk ediş mi, buluşma mı? Ayrılık mı, vuslat mı?
Kalbe ağır bir ayrılık duygusu çöker. Hislerin en asili, en hakikisidir bu. Mevsim geçişleri daima hüzün taşır. Her geçiş bir vedayı fısıldar. Mevsimlerin geçişi bir semboldür, bir işarettir, bir göstergedir. İşte bu yüzden ruh, en çok bu eşiklerde titrer, dalgalanır, halden hale geçer.
Kalpte bir yara açılır: Zamanın geçişinin yarası. Faniliğin, geçiciliğin yarası. Ölümün yakınlığını her an hatırlatan varoluşsal sancı.
Kıştan sonra baharın gelişi de bir geçiştir ama baharın tazeliğine, dirilişine, yeryüzünün yeniden yaratılışına kapılır ve kışın vedasına dikkat kesilmeyiz. Bir kış daha geçti diye ancak hakikat ehlinin kalbi rikkat kesilir. Bahar bir müjdedir ve bu müjde bizi diri tutar. Sonra yazın çiçekler meyveye düşer ve biz baharın bitişine yine çok aldırmayız. Baharın meyvesi, neticesi yazdır. Hayat, el eder bize bizi kendine çağırır. Güneşin altın sarısı rengiyle ve ısısıyla rehavete kapılırız. Bir bahar daha geçmiştir ama elimizde uzun yaz geceleri vardır ve bizi bir gaflet sarmalar. Yaz gaflet zamanıdır diye boşuna dememiştir ehli irfan.
Yazsın sonuna doğru faniliğin sesi başını topraktan çıkarır. Sararan yapraklar, kısalan günler, bulutlarla kapanan sema birden bizi içimize döndürür ve koca bir uğultu başlar yeryüzünde. Dünya “Bana bel bağlama, ben faniyim.” diye konuşur her köşesiyle. İnsan kaybettiğini en çok yaz bitince anlar. Mesele sonbaharın gelmesi değildir mesele yazın bitmesidir. İnsanın acizliğinin en yüksek noktasını yazın bitişinde derk eder. Tatiller biter, seyahatler biter, yazlıklar birer birer kapanır, günler kısalır hayat gibi. Bir göç yaşanır bir şehirden bir şehre. İnsanın kalbi cız eder. Varoluş yarası depreşir. İnsan sonbaharla birlikte içine döner. Kendini bulur. Elinde avcundaki sadece bir hiçlik, sadece bir varoluşsal sonsuz acizliktir. Zamanın geçişine kimse dur diyemez.
Ama insan ebediyeti ister. Yok oluşa, kayboluşa, gidişe karşı koyar. Her şey varlığını devam ettirsin, sürdürsün, devam ettirsin, hiçbir şey hiçliğin kıyısına düşmesin ister. Aksi halde yaşanan her an manasızlaşır, çirkinleşir, karanlıklaşır. Bu kadar kısa bir yaşam, bu kadar sınırlı bir varoluş insanın kalbine kapkara bir hüzün salar.
Kur’an kalplerimize, varoluşsal yaralarımıza şifa kaynağıdır. “Hem Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma! O’ndan başka ilah yoktur. O’na bakan veçhi dışında her şey, helâk olucudur. Hüküm O’nundur ve ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Kasas: 28;88).
Ayetin son cümlesi kalbimizi teskin eder. Yazın nerede olduğunu sorusuna, yaşadığımız her lahza nerede sorusuna verilen cevaptır bu: Yaz da her şey gibi O’na dönmüştür. Hiçliğin elinde helak olup gitmemiştir. O’na dönmek ne demektir peki?
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.