Yolların hafızası: Şehirleri, zamanı ve insanı birbirine bağlayan hikâye

Her gün binlerce taşıt, kara asfaltların üzerinden kayarak bir karınca sürüsü devinimiyle oradan oraya akıp gidiyor.
Bu yorucu koşunun, herkes için farklı anlamları, herkesin zihnine düşürdüğü ayrı ayrı sorular var.
Akıp gidenin yol mu, taşıtlar mı, yoksa o taşıtların içindeki insanlar mı olduğu sorusu mesela, benim zihnimin bir köşesinde uzun zamandır huysuzlanıp duruyor.
Yollar, bulunduğumuz yerden ötelere, şimdiden sonraya doğru uzanıyor. Bu zamandan başka zamanlara, bu hikayeden başka hikayelere doğru akıp gidiyor.
Hem başka yerlere, başka zamanlara, başka hikayelere köprüler kuruyor, hem bizzat kendi akıp gidişleriyle başka bir yer, başka bir zaman, başka bir hikaye oluyor yollar.
Her ne kadar dikkatsiz gözlere, bulundukları yere sıkı sıkıya bağlı, sabit ve durağan görünseler de, aslında her biri yolculuk denen o zengin akıntıya yataklık ediyor.
Ve insana dair bütün sabitleşmeler de kırılıyor, yok oluyor ve yeniden birbirine bağlanıyor, kıvrıla uzaya yeryüzünün dört bir tarafına uzanan yollar sayesinde.
Bütün bunların farkına varınca "Acaba hangisinin daha zengin bir hafızası var?" diye bir soru geliyor ister istemez insanın aklına.
Yolların mı? Yoksa bütün o uğradığı içinden geçtiği ve birbirine bağladığı şehirlerin, kasabaların, köylerin mi?
Acaba hangisinin içinde daha fazla şey biriktiren bir hafızası var?
Yolların mı? Yoksa içinden geçip gittiğimiz gün doğumlarının, gurup vakitlerinin, güneşli öğlelerin, karanlık gecelerin mi?
Hangisinin hafızasında anlatacak daha çok hikayesi var acaba?
Yolların mı? Yoksa geride bıraktığı ulu dağların, coşkulu ırmakların, yalnız ağaçların, sararan ekin tarlalarının ya da bütün o sessiz, yıkık dökük binaların mı?
Yolların mı kimselere açmadığı daha çok sırrı var acaba? Yoksa karanlığın içinde yanıp sönen ışıkların, uzak köpek havlamalarının, camlara vuran yağmurun, karın, dolunun, her şeyi dört bir tarafa savuran rüzgarın mı?
Tıpkı yollar gibi insanın merak ettiği şeylerin de sonu yok sanki. Bir yönüyle, soruların peşine düşüp gitmek değil mi zaten yola çıkmak? Bir soruyu cevabına taşımak değil mi?
Her yolun başında umutla doluyuz. Belki bütün düğümleri çözecek bir cevabın peşindeyiz. Belki bütün dertleri bitirecek bir dermanın... Ya da belki bütün yaraları iyileştirecek şifalı bir dokunuşun...
Her yolun sonu için de korkularımız var. Belki her şeyi düğümleyecek bir çaresizlik... Belki yüreğimizi kanatacak bir ayrılık... Ya da belki kavuşması olmayan uzun uzadıya bir gurbet.
Ne çok soru var dünyada, ne çok merak, ne çok gidilecek yol!
Yeryüzünün bir ucundan bir başka ucuna. Hayatın bir ucundan bir başka ucuna..
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.