Türkiye’de tercüme furyası ve Batı merkezli zihniyet

Bizdeki artık bir tercüme furyası hâlinde. Daha çok Batı’ya kafayı takmaya ve Batı kompleksine yarıyor. Kendimizi öğrenmeye, anlamaya, düşünmeye vakit bırakmayacak kadar... Öyle ki yaşlı bir İslâmcı yazarın gençlere “dünyayı doğru anlamak için” diyerek tavsiye ettiği 150 kitaplık listede müstakim Müslümanı bırakın, sadece isimde Müslüman olan bile sadece üç-dört isim var.
Osmanlı döneminde tercüme faaliyeti başladığında Batı’nın “İlim ve irfanını almak.” hedefi vardı. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde bu yenişme dürtüsü terkedildi. Cumhuriyet, Batı’ya bütün varlığıyla teslim oldu. O yüzden tercümeler, bu kez Batı’dan taklit edeceğimiz her şeyi öğretmek için yapılmaya başlandı. 1960’lardan sonra dinlisi-dinsizi tercüme işine iyice abandı. Batı’dan, İslâm dünyasından önemli-önemsiz, sağlam-zırva ne olduğuna bakmadan ve durmadan tercümeler yapılmaya başlandı. Solcular bir yandan, dindarlar öte yandan büyük bir çabaya girdiler. Çoğu kalitesiz tercümelerdi. Memleketimizde Arapça klasik şiirleri bile Fransızca çevirisinden hatta Mevlânâ’yı bile Fransızca tercümesinden Türkçeye “kazandıranlar” oldu. Bugün hâlâ hâkim fikir modaları ve ideolojiler değişse de aynı yolda devam ediyoruz. Kaliteli çevirilere rastlayınca seviniyoruz.
Bizdeki artık bir tercüme furyası hâlinde. Daha çok Batı’ya kafayı takmaya ve Batı kompleksine yarıyor. Kendimizi öğrenmeye, anlamaya, düşünmeye vakit bırakmayacak kadar... Öyle ki yaşlı bir İslâmcı yazarın gençlere “dünyayı doğru anlamak için” diyerek tavsiye ettiği 150 kitaplık listede müstakim Müslümanı bırakın, sadece isimde Müslüman olan bile sadece üç-dört isim var.
Geçenlerde bir katılım bankası, Amerikalı bir Oryantaliste ait bir kitabı tercüme ettirip yayımlamış. Bankanın diğer yayımlarına baktım. Onların da çoğu Batı’dan tercümeler. Çoğu yayınevinde aynı şey var. O tercüme kitabın yazarı, kendi anlattığına göre gençken üniversitede fizik okumak istemiş ama matematiği sağlam olmadığı için felsefeyi seçmiş. Okurken din alanına ve akabinde İslâm dinine merak sarmış. Bir sene üniversiteye ara vermiş, İslâm dinini ve Arapçayı öğrenmiş. Sonra da Beyrut’a gitmiş. Beyrut’ta bir Amerikalının ne işi var? Adamı -hele Amerikalı ise o biri- şişlerler. Görüyorsunuz herifler ilim için ne çileler çekiyorlar! Bu ismin üniversitede verdiği dersler arasında “İslâm Felsefesi”, “Ortadoğu’nun Askerî Tarihi”, “Klasik Arap Edebiyatı” ve “Kur’ân Araştırmaları” var. Yazdığı eserler genellikle Babilik, Bahailik ve İşrakilik üzerine... Meşhur Hıristiyan Arap yazar Halil Cibran’dan da iki tercümesi var.
Reklam
Peki, bu arkadaş neden dünyada nüfusu 7-8 milyonu zor bulan Bahaileri inceliyor? Belki de safi merakındandır. Ama Batı’da insanlara sadece merak ettikleri için kadro ve maaş vermezler. Orada öyle bizdeki gibi yatarak akademisyenlik yapmak yok. Akademide ve araştırma dünyasında kural aynıdır: “Parayı veren düdüğü çalar.” Üniversitelerin, araştırma merkezlerinin, think-tankların gündemini belirleyen araştırmacıların kişisel merakları değil, bunları fonlayan lobilerin veya istihbaratla irtibatlı kuruluşların çıkarlarıdır. Hele Bahailik gibi marjinal konularda üniversitelerde iş ve kadro bulma fırsatı çok azdır. O hâlde bu gibi isimlerin ve yazdıkları eserlerin arka planını da unutmamak gerekir. Yani bir Batılının İslâm ve Müslümanlar hakkında yazdığı şeye önce şüpheyle bakmak gerekir. Yüzde doksanı devletlerine, çıkar gruplarına, petrol şirketlerine sırtını veren odakların oluşturduğu gündeme bağlıdır. Oryantalizmin gayesinin, amacının, geleneğinin ne olduğunu bilenler bunu da unutmazlar.
Batılıların bizim dinî, tarihî, sanatsal, düşünce geleneğimiz ile ilgili yazdıkları genellikle gerçek ve doğru mudur? Yoksa yanlış ve maksatlı çarpıtma mıdır? Bunu ancak onların bahsettiği konulara hâkim olanlar, yani kendi birikimini elde edenler anlar. Birikimi olsa bile komplekssiz olan, kendi imanını ölçü yapmış olanlar seçebilir. Bizdekiler tam zıddını yapıyorlar. Hadislere bile kuşkuyla bakıp Batılıların verdiği her şeyi sorgusuz yutuyorlar. Bir aralar Ankara’da bazı muhafazakâr siyasetçi arkadaşlar, felsefe hocası olan seküler biriyle haftada bir ders yapıyorlardı. Beni de bir gün çağırdılar. Meşhur İngiliz Oryantalist Montgomery Watt’ın İslâm Düşünce Tarihi kitabını okuyorlarmış. Tanıtayım: Watt, İngiliz Oryantalistler Derneği’nin başkanlığını yapmış bir papaz. Bizim şaşkınlar adamı 1976’da düzenlenen 1. Sîret Kongresi’ne ve 1985’teki 1. Din Bilimleri Kongresi’ne bile davet etmişler. Bizimkilerin böyle ne idüğü “belli” bir adamın kitabını okuduklarını öğrenince onlara kızdım. “Müslümanların ürettiği düşünceleri bir kâfirden öğrenecek değilim. Hele vazifeli bir Oryantalistten!” dedim. Bu arkadaşlar daha İmam-ı Âzam’ı, İbn Haldun’u, Gelenbevî’yi, hatta Said Hâlim Paşa’yı okumamış adamlardı. Muhafazakâr entel adaylarımız böyle! Kompleks diz boyu.
Başka bir şeye daha dikkat etmek lazım. Bir Batılı samimi olsa bile bizi doğru anlayabilir mi? Çoğu seni kendisi gibi bencil, hesapçı, ikiyüzlü zanneder. Vazifeli olanları seni zaten hasım görürler ve bir savaş psikolojisiyle eser yazarlar. Kimisi açıktan, kimisi sinsice bu işi yapar. Bernard Lewis böyle bir herifti mesela. Peki, Batılı seni doğru anladı diyelim, peki seni doğru aktarabilir mi? Bu da başka bir mesele. Çünkü tevhit dilini mümin olmayan birisinin anlamasını beklemek çok zordur. Bir ara John Arberry’nin Fihi Mâfih tercümesini okuyordum. Adam bir yerde “God’s Children” yani -hâşâ- “Tanrı’nın Çocukları” ibaresini kullanmış. Şaşırdım. Çünkü Hıristiyanların sözüdür bu. Mevlânâ veya herhangi bir Müslüman böyle şey der mi? Hemen ilgili cümleyi eserin Farsça orijinalinden buldum. Baktım, orada “Allah’ın Kulları” yazıyordu. Adam bile bile çarpıtmış. Bu sadece bir örnek.
Peki, hiç tercüme okumayalım mı? Elbette okuyalım. Bilgide açıklık müminlerin temel vasıflarından birisidir. Peygamber Efendimizin (sav) hikmeti aramak ve bulmak emri var. O yüzden hikmete talip olanların başka yerlerdeki doğruyu seçip kendi hamuruna katması güzeldir. Ama hikmeti aramak için önce hikmetin ne olduğunu bilmek lazım. Ancak kendini bilen bir insan başkalarının bilgisinden iyi ve doğru olanı seçebilir. Dünyaya açık olmak için önce insanın kendine ve kendi birikimine hâkim olması gerekir. Kendine ve kendi birikimine hâkim olmayan birisi ya okuduğunun papağanı olur ya da düşmanı... Böyleleri Batılılar onlara ne verirse onu yerler. Otuz sene önceye kadar Batıcıların düştüğü bu çukura şimdi dindarlar da düşüyor.
Reklam
Mesele Batı’dan eser tercüme edip yayımlamak değil. Ağırlığı, önceliği, değeri onlara vermek... Batı’dan yapılan tercümeleri okuyan gençler daha seçmeyi bilmeden oralardaki fikirlerle zihinlerini meşgul ediyorlar. Nesilden nesile tercüme kitaplardan akan bilgiler kendi geleneğimizi eleştirmede veya onaylamada kullanılıyor. Bu arada kendi klasiklerimizin Latinize edilmesi veya tercüme edilmesi o hızla gitmiyor. Özgün fikir üretimimiz zaten yerlerde sürünüyor. Hatta üstüne üstlük ilahiyatçılarımız bile artık Batı’nın ürettiği ve apaçık çarpıtma olduğu bilinen Oryantalistlerin eserlerine dayanarak dinimizi, hadisleri ve şimdi de Kur’ân-ı Kerim’i yorumlamaya çalışıyorlar. Seküler bakışla geliştirilmiş rasyonalist, hermönetik, tarihselci, postmodern ne kadar model varsa dinimizi onlara uydurmaya uğraşıyorlar.
Bu bana bir fıkrayı hatırlattı: Bizim Erzurumlu bir gün otobüse binmiş, İstanbul’a gidiyormuş. İlk istirahat yerinde çorba içmek için içeri girmiş. Otobüse geri dönünce bakmış ki kendi firmasının adı yazılı, aynı renkte, aynı marka iki otobüs yan yana duruyor. Hangisinin kendi otobüsü olduğunu şaşırmış. Bir otobüsün içine öylesine girmiş. Orada oturan birkaç kişiye seslenmiş: “Ağalar hele bi bakın, ben bu otobüsün adamı mıyam?”
Yani mesele, Batılıların sana isim vermesinden ziyade senin o ismi benimsemendir. Onların ne bildiğinden ziyade senin ne bilmediğindir. Onların ne yaptığından ziyade senin ne yapmadığındır.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.