Fazla uyaran dikkati nasıl zayıflatır?

“Büyük bir sanat olan dikkat etme sanatı, harikulade bir sanat olan dikkat etmeme sanatı ile birlikte gider.” Émile-Auguste Chartier
Gündelik akışın tekdüzeliği içinde dikkatimizin dağılması doğaldır. Fakat önemli olan her şeyi görmekten ziyade, dikkati gerçekten odaklanmamız gereken noktaya yöneltmektir. Dikkatimizin azalmasına ya da artmasına, çoğu zaman çevre karar verir. Dikkatimizi nereye yönelteceğimizi belirleyen odur. Ancak aynı çevre, bizi gerçekten dikkat etmemiz gereken şeylerden de uzaklaştırabilir. Çevrede var olan uyarıcılar (bir harekete, bir anlayışa çağıran her şey), çok sayıda ve yoğunsa insana kendi gündemini kolayca unutturabilir.
Nitekim araştırmalar da fazla uyaranın, zihinsel yükü artırdığını ve insanın bu duruma hızla uyum sağlayabildiğini gösteriyor. Bu nedenle kişi, sürekli maruz kaldığı ve zamanla alışkanlık hâline getirdiği, neredeyse hiçbir çaba gerektirmeyen haz odaklı etkinliklere yönelmeye başlayabiliyor. Hâlbuki dikkate sahip olmak ve onu sürdürmek; odaklanma, zaman ayırma, çaba sarf etme ve sabır isteyen bir tutumu gerektirir. Çünkü bir işe dikkatle odaklanmak istediğimizde, vücudumuz ve zihnimiz hemen hazır ola geç(e)mez.
Zihin dağınıklığımız, bir anda toparlan(a)maz. Fakat dikkat, emekle beslenir. Ancak emek zorlaştıkça insan, odaklanması gereken noktalardan uzaklaşma eğilimi gösterebilir. İnsan, haz odaklı bir yaşam sürüyorsa dikkat verme çabası neticesinde ortaya çıkabilecek güzellikleri kaçırması da mümkündür. Bu yolda ilerlemek, insana ilk bakışta bir mutluluk sağlıyor gibi görünse de sonunda çoğu zaman geriye yalnızca tüketilmiş bir zaman bırakır. Dolayısıyla kişi, tam düşünmeye yöneldiği anda en küçük bir uyarıcının bile onu asıl olandan uzaklaştırabileceğini unutmamalıdır.
Reklam
Peki, bir şeye dikkat vermek tek başına yeterli midir? Elbette hayır. Bir noktaya bakmak, bir meseleyi derinlemesine irdelemek önemlidir. Lakin asıl belirleyici olan, ilgili meselenin süreçlerini yönetmek, bağlamını oturtmak, yani “arka planını” değerlendirmektir. Arka plan ihmal edilirse insan, gözünün önündeki en küçük ayrıntıya takılarak çevresinde olan biteni göremeyebilir. Bu noktada, “Neye dikkat ediyorum?” sorusu önemlidir. Zira bazen dikkatle yoğunlaştığımız şey, aslında ilgilenmememiz gereken bir mesele olabilir. Bu yüzden dikkatimizi ters açıdan da okumak gerekir.
Yani neye baktığımız kadar, neyi göz ardı ettiğimiz de belirleyicidir. Çünkü gerçek dikkat, bazen bakmaktan çok bakmamayı bilmekle alakalıdır. Nitekim zihin, sürekli açık kaldığında bulanır. Kendi ritmiyle kapanıp açıldığında berraklaşır. Dikkat de bir nabız gibidir; zorladıkça dağılır. Kendi hâline bırakıldığında ise toparlanır. Uyumak, dinlenmek ya da biraz geri çekilmek bir kaçış sayılamaz. Aksine düşüncenin dikkatle değerlendirilmesi için gereken alanı oluşturur. Fakat bu alan açıl(a)madığında, zihnin ritmi kolayca bozulabilir. Bu ritim bozulduğunda ise insanın muhakemesi zayıflar. Sağlam muhakeme ise sükûnet ve huzurdan beslenir. Hâlbuki günümüz insanı, dört bir yandan kuşatılmış hâldedir.
Zihin kapıları sürekli açık ve yoğun duygusal uyarıcılarla sarılıysa bu insanın dikkat etmesi gerekenlere dikkat edememesi şaşırtıcı değildir. Bu yüzden dikkat ettiği meselenin bir süre sonra gözünden kaybolabileceğini hesaba katmalıdır. Sürekli aynı noktaya bakmak, zamanla “düşünsel miyopi” oluşturabilir. Bu durum, insanın farklı, estetik ya da anlamlı başka alanlara meyletmesini de zorlaştırır. Çünkü göz önünde duran şey, zamanla görünmez hâle gelebilir. Sonuçta insan, başlangıçta odaklandığı konudan uzaklaşabilir. Dikkatin dalgalı yapısı ise bu kopuşu hızlandırır.
“Resimde arka plan önemlidir,” demişti bir arkadaşım. O, bunu bir ressam olarak söylüyordu ama ben o cümlede sadece resmin değil; hayatın da sessizce işleyen arka planının varlığına dikkat kesilmiştim. Çünkü onun için bir çizginin/rengin anlamı, çoğu zaman görünmeyen zeminde saklıydı. Onun bu sözü, resmin zihninde ne kadar çok yer tuttuğunun bir göstergesiydi. Bugün nerede, nasıl bir hayat sürdüğünü bilmiyorum. Belki hâlâ çizgilerin ve renklerin peşindedir. Belki de çoktan başka bir yola yönelmiştir. Fakat o cümlesinden sonra şunu fark ettim. İnsan neye dikkat ediyorsa bakışı da orada şekilleniyor. Bu durum, sadece ona mahsus değil elbette. Nice insan dünyaya mesleğinin, uğraşının, alışkanlığının içinden bakıyor. Dolayısıyla mesele yetenekten çok, insanın bakışını nereye yerleştirdiğiyle ilgili hâle geliyor. Bilindiği gibi de hayat, tek bir noktayı merkeze alarak kendisine bakışı her zaman kabul etmeyebiliyor.
Reklam
İnsan, çoğu zaman dikkat ettiğini düşünür. Oysa etrafını saran uyaranlar, onu kolayca başka bir akışa sürükler. “Dikkate değer ne var?” sorusu, bir nesne bulmaktan çok bakışı terbiye etmekle ilgilidir. Çünkü dikkatin değeri, yalnızca yöneldiğimiz şeye değil; aynı zamanda dışarıda bıraktığımız alanlara da bağlıdır. Çoğu zaman, asıl mesele gözümüzün önünde olduğu hâlde fark edil(e)mez. Dikkate değer olan, çoğu zaman göze çarpandan ziyade insanın iç ritmine dokunan ve yaşamına yön veren şeylerde bulunur. Nasıl ki resimde doğrudan görünmeyen arka plan, bir kompozisyonu taşıyorsa hayatta da yönümüzü belirleyen çoğu zaman, görünmeyen taraf olabiliyor. Dolayısıyla görülen kadar görünmeyene de dikkat edilmelidir.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.