Mahmud Celâleddin Efendi hat sanatında yeni bir ekol kurdu
09:00, 19/05/2026, Salı

Özel bir koleksiyonda bulunan celî sülüs bir levhada Hz. Hüeyin (RA) ismi
Türk hat sanatı tarihinin seyrinde, 18. asrın ikinci yarısı ile 19. asrın ilk yarısına uzanan bir zaman dilimine gelindiğinde, mektep oluşturmuş hattatlar arasına kendine has üslûbu ile müstesna bir sîmâ katılmıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen Mahmud Celâleddin Efendi, Dağıstan topraklarında dünyaya gelmiştir. İstanbul’a göç ettiklerinde ise babasının Eyüp’te Şeyh Murâd-ı Buhârî Tekkesi’ne mensubiyetinden dolayı muhtemelen bu civara yerleşmişlerdir.
Göç tarihleri gibi tahsil hayatı hakkında da belirgin bilgiler bulunmamaktadır. Bununla birlikte eğitim yılları sırasında yazıya ilgi duymuş olabileceği düşünülen Mahmud Celâleddin Efendi’nin, adı bilinen ve vefatlarından dolayı ders aldığı sürenin çok kısa olduğu kaydedilen ilk hocaları, Ak Molla Ömer Efendi (ö. 1777) ve Eğrikapılı Rasim Efendi talebesi Abdüllatîf Efendi’dir (ö. 1778). Adı geçen hocalarından önce müracaat ettiği, ancak sert mizacından dolayı talebeliğine kabul alamadığı Yamakzâde Salih Efendi (ö. 1776) gibi, arka arkaya vefat eden hocalarından sonra talebe olmak için kapısını çaldığı Ebu Bekir Raşid Efendi’den (ö. 1783) de, benzer gerekçelerle kabul görmemiştir. Hâl böyle olunca çalışmalarını kendi kendine, azim ve gayret içerisinde sürdürmeye devam etmiştir. Hocasız yol aldığı bu eğitim evresinde, Şeyh Hamdullah Efendi ve Hâfız Osman Efendi başta olmak üzere eski üstatların yazılarını kendine kılavuz ederek, ileri düzeyde ve dikkat çekici bir başarı elde etmiştir. Sülüs ve nesih yazılarda, taklidi yazma maharetinden de destek alarak gösterdiği muvaffakiyet ile ürettiği eserleri onu, hat tarihinde yeni bir ekol kurucusu seviyesine kadar yükseltmiştir. Celî sülüs hattında ise gerek takipçisi olduğu çizgiden gerekse çağdaşı olduğu ve celî yazıda çığır açıcı hattat olarak kaydedilen Mustafa Râkım Efendi çizgisinden bir miktar ayrışarak, kendine has bir üslûp geliştirmiştir. Bahsedilen bu farklılıklar, harf bünyelerinde olduğu kadar istif/kompozisyon anlayışında da belirgin olarak izlenebilir biçimdedir. Yansıttığı sanat üslûbu; bazı uzmanlarca sert mizaçlı bir tabiata sahip olduğuna, diğer bazı uzmanlarca da güçlü, kararlı, titiz ve temkini elden bırakmayan bir karaktere sahip olduğuna yorulmaktadır. Netice itibarıyla o, sıkı bir usta çırak usûlünde meşk talimi görerek değil, kendi kendine gösterdiği disiplinli çalışmalar sonucunda, Osmanlı hat mektepleri arasında adından söz ettiren istisnai bir sanatkar olmuştur. Kaynaklarda geçen, Necmeddin Okyay’ın (ö. 1978): “Mahmud Celâleddin, aklâm-ı sittede klasik üslûbu takip etseydi, yeryüzünde ne Hâfız Osman’ın ne de Mustafa Râkım’ın adları okunmazdı.” şeklindeki ifadeleri; onun, klasik üslûbu benimsemiş olması halinde ulaşabileceği muhtemel zirveye -belki bir miktar abartılı biçimde- işaret ederken, mevcut tercihine rağmen eriştiği seviyenin yüksekliğine de dikkat çeker niteliktedir.

Özel bir koleksiyonda bulunan celî sülüs bir levhada Hz. Hüeyin (RA) ismi
Mahmud Celâleddin Efendi’nin yetiştirdiği talebelerin en meşhurları, Sultan Abdülmecid’e de hocalık yapmış olan Mehmed Tahir Efendi (ö. 1846) ile eşi Esma İbret Hanım’dır (ö. 1845). Esma İbret Hanım’ın neredeyse hocası kadar güçlü bir yazı kabiliyetine sahip olduğu, hatta Mahmud Celâleddin Efendi’nin, eşinin yazılarına kendi imzasını atabilecek kadar iyi düzeyde yazabildiğine dair anlatılar mevcuttur. Mimari yapılar üzerinde bulunan ve celî sülüs hat ile yazdığı eserleri arasında, Eyüp Sultan Camii İmareti yazıları, Mihrişah Valide Sultan Türbesi yazıları ile Aziz Mahmud Hüdâyî Türbesi’ndeki Mülk Sûresi başlıcalarıdır. Bunların dışında çeşitli ibarelerle tertip ettiği, levha tarzında celî hatlı eserleri ve mezar taşı kitabeleri de bulunmaktadır. Birçok resmi ve özel müze ve koleksiyonda Mushaf, dua mecmuası, kıta, murakkaa, hilye türlerinde eseri bulunmaktadır. Hâfız Osman’ın geliştirdiği klasik hilye levhası formuna, kendine has bir tercihle, esmâ-i hüsna ve esmâ-i nebî ibarelerinden oluşan servi ağacı formundaki eklemeleri, adeta kendisiyle özdeşleşmiş bir tasarım olmuştur. Eski hattatların eserlerine takliden yazdığı kıta ve murakkaaları da dikkate değer ve anlamlı bir biçimde; bir aidiyet ve bağlılık zinciri kurma, onlar kadar yazabilmeye çalışma veya ustalara vefa niteliğindeki gayelerle üretilmiş eserleri arasında sıralanabilir.

TSMK G.Y.1370'de kayıtlı sıra dışı tasarımda bir Mahmud Celâleddin hilyesi
Takvimler 1830 senesini gösterdiğinde yaşamını sürdürmekte olduğu Boğaziçi Beylerbeyi semtindeki hanesinde hayata gözlerini kapamıştır. Mahmud Celâleddin Efendi’nin Eyüp’e nakledilen cenazesi, babasının da medfun bulunduğu Nişanca’daki Şeyh Murad Tekkesi haziresine defnedilmiştir. Şanına, yazı bakımından üstün olanının daha layık görülebileceği mezar taşında şu ibareler yazılıdır:
“Hüve’l-hayyü’l-bâkî
Meşâyıh-ı hattâtînden
Cennet mekân merhûm ve mağfûr
Mahmud Celâleddin Efendi’nin
Rûhiçün el-Fâtihâ sene 1245”
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.