Yakup Kadri’nin romanlarında Cumhuriyet

Yakup Kadri’nin doğuşu, Erenlerin Bağı’ndan ve Okun Ucu’ndan başlatılsa yeridir. Bugün hâlâ Türk nesrinin seçkin metinleri arasındaki bu eserler bize, yeni yazarın duyuş kadar üslup ve dil karakterini de verir.
Yakup Kadri denilince hatırıma soğuk ve sisli bir İç Anadolu havası gelir. Biraz eski Ankara yokuşları, biraz eski bir otomobilde siyah eldivenlerini takmış yakası kürklü paltosuna gömülmüş bir Cumhuriyet aydını. Afyon veya Eskişehir köylerini dolaşsanız onun neslinden birine rastlayamazsınız oysa. Millî Mücadele’yi anlatan film modasının coştuğu günlerde, bundan bir yirmi yıl öncesinde Yakup Kadri’yi tasvire çalışan çekim zamanına rastlamıştım. Yazın güneşin, kışın ayazın yaktığı toprak iyice kararmış; ilerideki tepeciklerin arkasında sipere yatmış, düşman varmışcasına gerilmişti. Bir kitap sandığı, bir bağalı gözlük, üç beş parça çamaşır fakat asıl umutsuzluğun kuru gözleri vardı bu planda. Orta yaş bir tiyatrocu kırışık alın çizgilerinde arıyor bulamıyordu onu. Yönetmen, Yaban romanına atıfla Cumhuriyet aydınının fedakarlığını öne çıkarmak istiyordu kendince. Oysa, Yakup Kadri çağdaşı neredeyse yaştaşı Refik Halit gibi tam da Osmanlı’nın içine doğmuştu. Refik Halit’in “Şeftali Bahçeleri”ndeki taşra daha bildikti onlar için. Yazarlığa başladıklarında Fecr-i Ati’nin en genç üyeleri arasındaydılar. Bu gençlik ileride her yönden bağımsız ve özgün birer yazar olmaya gidecekti. Hüküm Gecesi yazarı Yakup Kadri, “Paris’te Prens Sabahattin Bey’i gördün mü diye sorduğumda, Saint Petrus’un Roma yolunda İsa’yı gördüm demesi gibi elbette gördüm.” türünden bir diyalektle, Tevrat’a göz kırpan üslubu çoktan edinmişti. Denilebilir ki Yakup Kadri, yazdıkça gelişen yazar cinsinden değildi. Doğuştan yetenekliydi ve bu yetenek aileden gelen değerlerle ve eğitimle perçinlenmişti. Mısır bugün başka bir ülke fakat Yakup Kadri, Kahire’de seçkin bir Osmanlı olarak doğmuştu. Doğduğu muhit madden ve kültürel bakımdan yeterince zengindi. Babası, Hidiv ailesinin çevresindeydi. Fakat, baba onda hep bir kilit olacaktı. Dolayısıyla, Yaban’daki çehre kadar çevre de bir ontoloji sorunuydu.
Yakup Kadri’nin doğuşu, Erenlerin Bağı’ndan ve Okun Ucu’ndan başlatılsa yeridir. Bugün hâlâ Türk nesrinin seçkin metinleri arasındaki bu eserler bize, yeni yazarın duyuş kadar üslup ve dil karakterini de verir. Nasir bir şairdir başlangıçta o. Fecr-i Ati’de beraber yola çıktıkları Şehabettin Süleyman’ın yarım bıraktığı, daha doğrusu ilk adımını atıp tamamlayamadığı yolculuğu tamamlarlar. Türkçe denemenin gelecekte alacağı merhalede Yakup Kardri kadar Refik Halit’in payı vardır. Hattı kronik denilen türün ilk kımıldanışı böyle başlar. İlk gençliğimde bir gün radyoda onun Yunus Emre metninin seslendirilmesiyle karşılaşmıştım. Debili ve uzun bir nehrin bir yerden sonra dinginleşmesine benziyordu metin. Sandım ki bu ses bir asır sürecek. Hatta sürsün dilemiştim. Sonradan metnin kendisiyle karşılaştığımda şaşırıp kalmıştım. Bir yazar geveze değil yaratıcı olmalıydı. Dilediğinde kısacık bir yazıya bir alem koymalıydı. Nitekim, Yakup Kadri’nin Okun Ucundan, Erenlerin Bağından ve diğer nesirleri kısa denemenin hâlâ parlayan yıldızları arasındaysa bundandır. Doğu ile Batı arasında kalmak, eskiden gelip de yeniye ram olmak tam olarak, belki ileride, Cumhuriyet’e yön vermeye çalışacak zekâları bir nebze izah eder. Peyami Safa, Fatih Harbiye’de nasıl bu dilemmayı anlatırsa Yakup Kadri erken dönem metinlerinden birinde, “araftaki ruh” kavramını kullanır ve Fatih’ten Beyoğlu’na baktırdığı gence; “Niçin bütün bu aydınlıklar hep orada?” diye sordurur. Aydınlık, Cumhuriyet ile beraber yepyeni bir iklime kavuşup hayat hakkı tanıyacak mıdır peki? Yaban’da bir kolunu kaybeden aydın, ikide bir kendi acısını kollama refleksinden kurtulabilecek midir? Daha da ötesi Jean Renoir’in 1939’da çektiği La Regle du jeu (Oyunun Kaidesi) filmiyle beraber okunsaydı Yaban, değişen ve değişmeyecek şeylerin doğası üzerine daha nitelikli bakışlar edinilmez miydi?
Yaban, fazlasıyla şöhret bulmuş ve yeterince yanlış okunmuş bir kitaptır. Bir yanda yanıp yıkılmış sönük Anadolu, bir yanda idealist Cumhuriyet aydını. Tam olarak öyle mi? Millî Mücadele dönemi yazılarını, Ergenekon adıyla kitaplaştıran Yakup Kadri neden böylesi bir handikaba kapılsın? Yarattığı kahramanın yüksek nazarını neden yokluğun eşiğine gelmiş insanlara yöneltsin. Onların, yani halkın ifadesiyle “yaban” olmayı neden öne çıkarsın? Başka, bambaşka bir derdi olamaz mı? Anamın Kitabı özenle okunduğunda, babanın onun üzerinde sürekli bir negatiflik efekti yarattığı görülecektir. Bir yandan otorite, güç, detaylıca anlatılan iç ve dış hayat fakat daha dipte anneye sığınma. Hatta anneyi saklama. Psikolojinin ilerisinde cins yazarlarda görülecek türden bir güç karşısında teslimiyetsizlik hissi. Tarihin bir baba formuyla yarattığı şiddet! Onun ezip geçtiği her şey! Belki de Yakup Kadri, kendi beninden sızanın bile farkında değildi. Bir gelecek içgörüsü önlenemez şekilde uç vermişti. Cumhuriyet boyunca aydın mutlaka birilerinin yabanı olacaktı. Gençlik ve Edebiyat Hatıraları’na dikkat edildiğinde son Osmanlı edipleri ve ilk Cumhuriyet kuşağı onun yakınlarıdır. Aydın yalnızlığı içinde geçmemiştir vakti. Tecrübe bir hazine değerindedir onun için. Haşim’i de bilir. Yahya Kemal ile beyaz lisana kadar dosttur. Necip Fazıl’dan Refik Halit’e kim varsa onun evrenindedir.
Reklam
Nur Baba romanındaki içerdenlik Yakup Kadri’nin eser verirken sadece bir gözlemci değil aynı zamanda yaşamıyla da meselenin derinine daldığını gösterir. Biten bir devri biraz da üryan en iyi o anlatır Nur Baba’da. Reşat Nuri’nin Yeşil Gece romanıyla paralel düşünüldüğünde kuyruğunu rejimin kaş göz işaretlerine kaptırmaz. Fakat gün gelecek bir İstanbul, Kahire, Manisa çocuğu olan Yakup Kadri Karaosmanzade, Ankara’ya tam da rejimin göbeğine yerleşecektir. Hâlâ hem Ankara hem de Atatürk kitaplarının en iyiler arasında olması şüphesiz üslubuyla ilgilidir. Yetkin entelektüelliği bütün yakın temasa rağmen onu kasıp kavurmaz. Fakat bir noktaya kadar. Ankara bir ütopya yıkılmasıdır onun şahsında.
Bir yerde, bir gün kimseye haber vermeden biraz da kendini dinlemek için Ankara’da sinemaya gittiğini yazar Yakup Kadri. Biraz sinema denilen “yumuşak karanlığın” içinde uyuşmak da istemiştir. Film başladıktan bir süre sonra, karanlığın içinde bir başın kulağına eğilip “Çankaya’dan beklendiğini” söyleyivermiştir. Önce şaşırır. Kimsenin haberi yokken nasıl burada, sinemada bulunmuştur. Sonra ayacaktır. Rejim, dilediğinde herkesi bulacak takip gücüne sahiptir. Çankaya sofralarının ve yeni rejimin yönetim modelinin pek çok ayrıntılı bilgisine sahibiz bugün. Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası’nın bir bölümünde, Çankaya’da geçen misafirlik günlerine de yer verir. Bu kısa fakat özgün tanıklıklar fikir uçlarıyla doludur. Dolayısıyla Yakup Kadri ve arkadaşlarının kadro macerasına girişmeleri sebepsiz değildir. Yıkılmış imparatorluğun yaşadığı zihin sığlığını Cumhuriyet’in yüksek idealine kurban vermemek endişesi onu hep tedirgin eder.
Sodom ve Gomore, Kiralık Konak, Ankara, Panorama, Hüküm Gecesi ve yeterince irdelenmemiş Hep O Şarkı (belki en çok romancı olduğu kitap) bize bir yol gösterir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş, tarihsel ve toplumsal çelişkiler kadar politikanın baskın karakteri gösterilir. İspanyol gribine yakalanması sebebiyle gittiği İsviçre’de geçen zamanını anlattığı Alp Dağları’ndan onun yazarlığının başka bir cephesini gösterir. Tiyatroları, çevirileri, hikâyeleri, biyografileri ve mülakatlarıyla bütün bir yazardır. Bütün bunlara rağmen, Yaban’da köklenen umutsuzluk hatta hayal kırıklığı onu yeterince derinleştirmiş sayılabilir mi? Cumhuriyet’in günlük ve tek yönlü gelişiminden öte zihni açık bir gelişim göstermesi daha doğrusu kavramsal düşüncenin her yönden devreye girdiği yüksek bir zihniyete evrilmesi isteği fazla mı romantik?
Erenlerin Bağı’ndaki şair bir yaban olma trajedisini sadece kendisi adına mı yaşamış sayılır? Bugün Yakup Kadri, Cumhuriyet’in metinlerini yaratmış temel taşlarından biridir. Binada kullanılıp kullanılmamış olması ise asıl meseledir.
Reklam
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.