Matera’nın mağara kentleri binlerce yıllık tarih sunuyor

Belki biraz Toledo, biraz Kapadokya. Ama en çok Mardin. Bilge Mardin’in çok uzaklarda Matera adında İtalyan bir ikiz kardeşi var. İki şehrin de taşların ruhuyla örülmüş güzelliklerinin namı dünyaya yayılmış durumda. Matera aynı Mardin gibi doğal bir film platosu. Tutku: İsa’nın Çilesi, Wonder Woman gibi filmlerle birlikte iki James Bond hikâyesine de ev sahipliği yapmış özel bir mekân burası. Pier Paolo Pasolini, 1964 yapımı Aziz Matta'ya Göre İncil filminde Matera'yı mekân olarak Kudüs ve Beytüllahim'e benzeterek büyük bir atmosfer kurma başarısı elde etmesini, şehrin vahşi, ürpertici, otantik görünümünü tahkim ederek onu daha da çarpıcı hâle getiren imza hüviyetindeki o antik mağara yerleşimlerine borçluydu. Bugün kayalara oyulmuş taştan ihtişamıyla ziyaretçilerini büyüleyen şehirde, gece ve gündüzün bambaşka görsel atmosferlere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Güney İtalya’daki Basilicata bölgesinde yer alan Matera’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunması şaşırtıcı değil elbette. Özellikle eski şehir bölgesi Sassi di Matera’nın tarihin içinde nefes alan taş evleri, kiliseleri, dar geçitleri ve labirent sokaklarıyla dikkat çeken masalsı kadim dokusu, gezginlerin ve fotoğraf sanatçılarının şehre hayranlığını arttırıyor. Tarihi bölgedeki kesintisiz yaşamın M.Ö 10.000’lere kadar uzanması, Matera’nın sokaklarını adımlayanların hayal gücünü kışkırtırken, insanlık tarihinin içinde dolaşıyormuş hissi uyandırıyor aynı zamanda.


Matera, Paleolitik Çağ’dan beri hayatta. Ama modern dönemde bu büyülü şehrin namı, salgın hastalıkları, yokluğu ve sefaleti tanımış insanların çığlıklarıyla birlikte anılıyordu. Kimsenin görmek istemeyeceği boyutta ağır bir yoksulluk. 1900’lerin başından itibaren su ve kanalizasyonun olmadığı, ahır olarak kullanılan mağara tipi yerlerde, hayvanlarıyla birlikte barınmaya çalışan insanların sesini, Matera yakınlarında sürgüne gönderilen yazar Carlo Levi’nin İsa Bu Köye Uğramadı eseriyle en yüksek perdeden işetecektir herkes. Güney’in sesini duymak zordur. Carlo Levi şöyle anlatıyor Matera’yı: “Matera'ya sabah saat on bire doğru geldim. Rehberde okuduğuma göre şirin bir yerdi burası, görülmeğe değerdi. Bir eski sanat müzesi, mağara çağı insanlarından kalma birkaç ilginç evi vardı. Ama modern ve bir hayli lükse kaçan garından çıktığım zaman şehri boşuna aradım. Sağa sola bakındım: şehir diye bir şey yoktu ortada. Issız bir ova, çepeçevre çıplak da, ötede beride, sekiz on kadar mermer saray. Şimdi Roma’da yapılanlar gibi, Piacentini mimarisi: kemerli kapılar, güneşte pırıl pırıl haşmetli sütunlar, Latince yazıtlar. Kimisi bitmemişti henüz: bu umutsuz tabiat içinde de bırakılmış, boş, dağlar, yer yer taşlar serpili boz bir toprak. Bu çölün ortasında akıl almaz ve korkunç bir halleri vardı. Saraylar arasında ufku kapayan perişan işçi evleri görünüyordu: acele yapılmış, şimdiden çökmeğe, pislenmeğe başlamış evler. Gelişi güzel karalanmış ve bir salgın dolayısıyla yarım kalmış bir sömürge şehri projesi diyeceği geliyordu insanın, ya da D'Annunzio'nun bir tragedyası için hazırlanmış zevksiz bir açık hava tiyatro dekoru. Bu ‘Novecento’ faşist üslubu koca imparator sarayları Polis Müdürlüğü, Belediye, Postahane, Vali konağı, Faşist Partisi konağı, Jandarma komutanlığı, Balilla'nın evi falandı. Ama şehir neredeydi? Matera yoktu görünürlerde."


Matera’nın daha önce gezdiğiniz hiçbir şehre ve mekâna tam olarak benzemediğini anlamak için masalsı sokaklarında uzun uzun yürümeniz şart. Bu şehri gören, onu bir daha aklından çıkaramaz.
Matera beşlisi
• Butik bir mağara-otelde gecelemek
• Şehrin simgesi Matera Ekmeği’ni tatmak
• Casa Noha Müzesi’nde şehrin tarihini keşfetmek
• Konik evleriyle meşhur Alberobello’ya uğramak
• Akşam ışıklar yandığında şehri sessizce adımlamak
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.