Beyoğlu'ndaki İtalya: Garibaldi Binası

Garibaldi orta salon. Fotoğraf: Muammer Yanmaz.
Garibaldi orta salon. Fotoğraf: Muammer Yanmaz.

Beyoğlu’ndaki İtalyan izleri çok eskiye dayanıyor. Köprü ve Kule’de ismi yaşayan ve Galata yerleşiminin ismi bile muhtemelen Ceneviz kökenli. Nitekim çok kısa süre önce müze olarak ziyarete açılan Galata Kulesi’nde bu geçmişe işaret eden çok sayıda eser sergilenmekte.

Bugün İstanbul’da yaşayan İtalyan ailelerden muhtemelen hiçbirinin buradaki geçmişi Orta Çağ’a değin uzanmıyor ancak aradaki onlarca nesil boyunca bu kente bağlılık da azalmamış. Özellikle 19. yüzyılın ortasından itibaren sayısı on binlere varan İtalyan’ın Beyoğlu başta olmak üzere İstanbul’da yaşadığını, çalıştığını, ürettiğini ve İstanbul’a, bugün de bazen farkında olmadan önünden geçtiğimiz, hiç silinmeyecek izler bıraktığını gözlemliyoruz.

Ana salon, restorasyon sonrası. Fotoğraf: Ömer Arslan.
Ana salon, restorasyon sonrası. Fotoğraf: Ömer Arslan.

İtalya birliğinin 1861 yılında kurulmasından hemen sonra, 1863 yılında İstanbul’daki İtalyanlardan 40 kişinin bir araya gelerek bir "işçi cemiyeti" kurduğu kayıtlara geçiyor. İtalya’nın ulusal kahramanı Giuseppe Garibaldi ise uzun yıllarını geçirdiği İstanbul’daki bu toplantıda bulunmasa da diğer üyelerce başkanlığa getirilmiş. Garibaldi’nin bu görevi kabul ettiğini ve dernekle irtibatı sürdürdüğünü hâlâ binadaki arşivde duran mektuplarından biliyoruz.

İlk günlerde toplantıların nerelerde yapıldığı kayıtlı değil ama belki de kahvehaneler gibi geçici mekânlarda veya mevcut başka derneklerin odalarından birinde misafir edilerek buluştular. Kısa süre zorunlu kaldıkları kiracılıktan kurtulup yine Beyoğlu’nda dernek merkezi olacak bir kata taşınmaları uzun sürmüyor ancak 20 yıl boyunca kendilerine ait bir binaları olmuyor.

Restorasyon başlarken merdivenler.
Restorasyon başlarken merdivenler.

Bugün Garibaldi’nin adıyla anılan bina ise 1885 yılında, derneğin maddi olanakları biraz rahatlayınca üç eski ahşap evin satın alınıp yıkılarak arsalarının birleştirilmesinin ardından inşa edilmiş. Evlerin sahipleri çok tanınmış isimler: Pastacı Lebon ailesi ile İstanbul Erkek Lisesi, Merkez Bankası ve Arkeoloji Müzesi’nin de mimarı olarak tanıdığımız İtalyan Alessandro Vallauri.

Vallauri dernek adına binanın yapım sürecini de yöneten üye olarak da karşımıza çıkıyor. Daha yapılır yapılmaz küçük gelmeye başlayan bina 1909 yılında büyütülerek bugünküne yakın bir görünüme ulaşıyor. Tadilatın başındaki isimlerden biri de çok tanıdık: Taksim Cumhuriyet Anıtı ile Ankara’daki Ziraat ve İş bankalarının da mimarı olan Giulio Mongeri. Aynı tarihte ne yazık ki kentin en görkemli salonlarından biri olan tiyatrosu yıkılarak yerine bugünkü yine çok güzel ama sade salon inşa edilmiş.

Arşivdeki Garibaldi mektubu.
Arşivdeki Garibaldi mektubu.

Zaman geçtikçe İstanbul’da sayısı azalan İtalyanlar üye aidatlarıyla yapıyı bakımlı tutmakta zorlanınca, kütüphane ve tiyatro eskisi kadar cazibe uyandırmayınca zor günler başlamış. İtalyan Kültür Merkezi’nin açılması, İstanbul’daki bütün İtalyan vatandaşlarının tiyatro, konser ve kütüphane gibi hizmetlerden ücretsiz yararlanabilmesini sağlayınca, anlaşıldığı kadarıyla birçoğu bunlar için aidat alan bir derneğe üyeliğini yenilememiş. Yıllar geçtikçe derneğin az sayıdaki üyesi nostaljik buluşmalar düzenleseler de fazlasına güçleri yetmemiş.

Uzun yıllar boyunca bu binada, balolar, toplantılar, düğünler, konserler, sergiler yapılmış ve yapı hem İstanbul’un İtalyanları hem de salonları kiralayarak kullanan diğer topluluklar için bir buluşma noktası niteliğinde kalmış. Binlerce kitaplık zengin kütüphanesinin kültür meraklılarını bir araya getiren birim olduğu da belirgin. 150 yıl boyunca yaptıkları tüm toplantıları, konuştukları tüm konuları da kaydettikleri defterler bugün yakın tarihin önemli tanıkları olarak aynı kütüphanede saklanıyor.

Kazıdan çıkan eserler.
Kazıdan çıkan eserler.

Derneğin aldığı ilk darbe kısa süreli de olsa Libya’daki Osmanlı İtalyan savaşı. Savaş sonrasında da kendi ülkesine dönen ve orada iş bulan, evlenen düzen kuran İtalyanlar'ın yalnızca bir kısmı dönüş yapmış. İtalya ile Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’nda da karşı cephelerde olunca yine birçok İtalyan İstanbul’dan ayrılmış.

2012 yılında Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) sponsorluk vermeyi kararlaştırınca yapının kaderi değişti; hatta yeniden doğdu denilse de abartı olmaz. Önce basit bir müdahale hedeflenirken bir arkeolojik kazıyla başlayan çok kapsamlı bir restorasyon programı gerçekleştirildi.

İstanbuldaki italyan topluluğu binada bir balo gecesinde.
İstanbuldaki italyan topluluğu binada bir balo gecesinde.

Parsel içinde her nokta incelenirken ortaya çıkan İstanbul’un İmparator Konstantin tarafından yeniden kuruluşuyla aynı günlerden, M.S. 335’ten kalma mezar ise bu zorlu çalışmanın en büyük ödüllerinden biri oldu. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin yönetiminde yapılan kazılarla on kadar mezara daha ulaşıldı ve C14 testleriyle buranın en az 200 yıl daha kullanılan bir geç Roma mezarlığı olduğu kanıtlandı.

Bizans döneminden itibaren 1900’lere kadar devam eden ve 700 yıllık bir döneme yayılan çanak çömlek varlığı da buluntuları iyice zenginleştirdi. Buluntular Müze deposunda ancak kısa süre içerisinde binada özel vitrinlerde teşhir edilmeleri planlanıyor. Mezarlardan bir tanesinin replikası ise bodrum katında bulunduğu yere kuruldu, ziyaretçilerce görülebiliyor.

Restorasyon sürerken açılan bir sergi.
Restorasyon sürerken açılan bir sergi.

Yapı kuruluş amacına uygun şekilde her türlü toplantı ve kültürel etkinlik için kullanılmakta, haftanın üç akşamı Devlet Tiyatroları yönetiminde Garibaldi Sahnesi adıyla hizmet vermekte.