Şâm-ı Şerîf’te sırlı bir kabristan: Bâbü’s-Sağîr

Şâm şehrinin kalbinde yer alan Bâbü's-sağîr Mezarlığı, İslâm tarihinin en köklü ve en zengin hatıralarını barındıran mekânlardan biridir. Yüzyıllar boyunca sadece Şâm halkının değil, tüm İslâm dünyasının hafızasında özel bir yer edinmiş olan bu mezarlık, Cennetü’l-Bakî’ ve Cennetü’l-Muallâ’dan sonra ziyaret edilmesi gereken en önemli mezarlıklardan birisi olarak addedilir
Hamidiye Çarşısı’nın karmaşasından uzaklaşan bir yol, Bâb el-Cabiye Çarşısı’ndan geçerek sizi daha sakin ve huzurlu bir mekâna götürür. Burada, tarih sayfalarına kazınmış önemli Müslüman şahsiyetler ve çağdaş isimler yatmaktadır: Sahâbe-i kirâm, halifeler, âlimler, tarihçiler, yazarlar, şairler ve filozoflar… Farklı zamanlardan ve dönemlerden pek çok isim bu mukaddes mekanda bir araya gelmiştir.
- Şâm’ın en büyük mezarlığı olanBâbü's-sağîr, adını Şâm’ın Şâğûr semtinin “Cevvânî” (iç taraf) ve “Berrânî” (dış taraf) bölümlerini birbirinden ayıran “Bâbü's-sağîr” kapısından alır.

Başlangıçta birkaç özel mezar grubundan oluşan kabristan, Selahaddin’in kız kardeşinin burayı halka açmasıyla genişlemiştir. Mezarlık, Şâm surlarının dışında, şehrin güneyinde yer almaktadır. Doğusunda Cerrâh Camii, Şâğûr el-Berrânî, Karâvîne, Mezzâz ve Serûcî makamı; güneyinde Bâb el-Musallâ, Beyaz Nehir ve İbn Asâkir Caddesi; kuzeyinde Bedvî Caddesi; batısında ise eskiden “Koyun Pazarı” olarak bilinen ve bugün ana cadde niteliği taşıyan Meydan yolu bulunur. Bu yol üzerinde Efrîdûniyye ve Sâbûniyye Medreseleri, Merdem Bek Türbesi, Nakşibendî Camii, Süveyka ve yeni açılan ana cadde üzerinden Bâb el-Musallâ’ya ulaşan güzergâh vardır.
- Burası halk arasında bazen “Sâlihîn Mezarlığı” diye de anılır; zira içerisinde yatanların çoğu ya sahâbe, ya Ehl-i Beyt mensubu ya da İslâmî ilimlerde derinleşmiş âlimlerdir. Bu bakımdan Bâbü's-sağîr sadece bir kabristan değil, aynı zamanda İslâm tarihinin yaşayan bir hafızasıdır.

Rivâyetlere göre Hz. Ömer döneminde Şâm fethedildikten sonra şehrin çeşitli bölgelerine Müslüman mezarlıkları kurulmuş, Bâbü's-sağîr de bunlardan biri olmuştur. Şâm, 634 yılında Halid bin Velid komutasındaki İslâm ordusunun yaklaşık iki ay süren kuşatmasının ardından fethedilince, kuşatma sırasında hayatını kaybeden aralarında sahâbilerin de bulunduğu Müslüman askerler, şehrin altı kapısından Bâb Tuma ile Bâbü's-sağîr’in iki yanında surların eteklerine defnedilmiştir. Böylece Şâm’daki ilk Müslüman mezarlığının temeli atılmıştır. Fetihten sonra şehir, İslâm ordularının diğer seferleri için bir üs hâline getirilerek “Cund Dımaşk” adıyla askeri eyalet merkezi ilan edildi. Ardından sahâbiler başta olmak üzere yoğun bir Arap yerleşimi başladı. Bu yerleşimin en önemli simalarından biri olan meşhur sahâbi Hz. Bilal-i Habeşî’nin 640 yılında burada defnedilmesiyle birlikte mezarlığın manevi değeri daha da arttı.

Bu kabristan Emevîler devrinde daha da önem kazanmış ve özellikle Ehl-i Beyt ve sahâbe neslinden önemli isimler buraya defnedilmiştir. Zamanla mezarlık sadece Suriyeli Müslümanların değil, İslâm coğrafyasının dört bir yanından gelen ziyaretçilerin uğrak noktası hâline gelmiştir.
Bu rivâyetler halk arasında mezarlığa duyulan hürmeti artırmış, onu sıradan bir mezarlık olmaktan çıkarıp manevi bir ziyaretgâh hâline getirmiştir. Nitekim asırlardır Şâm halkı sevdiklerini buraya defnetmeyi bir şeref bilmiş, şehir dışından gelenler de bu mekânı ziyaret etmeyi kutsal bir vazife addetmiştir.

Bâbü's-sağîr, tarih boyunca önemli olaylara tanıklık etmiştir. Şâm’a göz diken işgalcilerle şehir hâkimleri arasında burada pek çok çarpışma yaşanmış, özellikle Abbasilerin Şâm’ı ele geçirmesinden sonraki kargaşa dönemlerinde mezarlık büyük mücadelelere sahne olmuştur. Ayrıca burası zaman zaman “zurrân” diye anılan ayak takımlarının toplandığı, birbirleriyle uzun süreli çatışmalara girdiği bir alan hâline de gelmiştir. Tarihçi İbn Tolun, 902/1496 yılında, Şâm’ın “Meydan el-Hassâ” bölgesinden gelen ayaktakımı ile Şâğûr’dan gelen grupların Bâbü's-sağîr Mezarlığı civarında büyük bir çatışmaya girdiğini, bunun üzerine şehrin kapılarının kapatıldığını kaydetmektedir.

Mezarlıklar Dairesi’ne göre, Şâm’da yaklaşık 25 mezarlık ve toplam 175.000 mezar vardır. Bâbü's-sağîr ve Dahdah Mezarlıkları bunların en büyüğüdür ve her biri yaklaşık 15.000 mezara sahiptir.
Hz. Peygamber’in (sav) kızı Hz. Fatıma’nın oğlu İmam Hüseyin’in başının bir süre burada defnedildiğine dair rivâyetler vardır. Ayrıca Hz. Hüseyin’in annesi Hz. Fâtıma bint Hüseyin, kızları ve torunlarından pek çok kimsenin kabrinin de burada olduğuna inanılır. Yine Hz. Ali’nin torunlarından, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin soyundan gelen birçok şahsiyet bu mezarlıkta yatmaktadır. Bu yönüyle mezarlık, özellikle Baas Rejimi döneminde Şiî grupların tasallutu altına girmiştir. Yakın dönemde hafızalara kazınan Hz. Muâviye türbesine yapılan saldırılar da bu doğrultuda zikredilmelidir.

- Şâm'daki Bâbü's-sağîr mezarlığında yer alan ve Hz. Muâviye’ye ait olduğu söylenen meşhur kabir, esasen onun kabri değildir. Oradaki zat Yezid b. Muâviye yani Hz. Muâviye'nin torunu, Yezid'in oğlu olan Muâviye'dir (Muâviye es-Sağîr).
Bunun dışında Hz. Muâviye'ye nispet edilen üç kabir daha vardır. Biri Şâm Emevî Camii'nin kıble duvarında “hadrâ” denen yerde, diğeri Emevî Camii'nin “zâviyetu hunûd” denen yerinde diğeri ise kıraati seba okuyan talebelerin toplandığı duvar bölümündedir. Emevî Mescidi'nin kıble duvarında yer alan kabir aynı zamanda Hud Aleyhisselama nispet edilmektedir. Ancak İbn Teymiyye bu nispetin batıl olduğunu mevzubahis kabrin Hz. Muâviye'nin kabri olduğunu ifade eder.
Pek çok âlim de esas kabrinin Emevî Camii'nin kıble duvarında yer alan hadrâ ismindeki yerde olduğunu nakleder. Bundan ötürü Hz. Muâviye'nin esas kabrini ancak Şâm-ı Şerîf'in abdâlları bilir denmiştir.
Hz. Bilal-i Habeşî ile birlikte bazı sahâbilerin de Bâbü's-sağîr’de yattığı kabul edilir. Bu isimler arasında Abdullah b. Câfer, Ukbe b. Âmir, Seyyid bin Âmir, Ebû Derdâ, Abdullah b. Ümmü Mektûm, Übey b. Ka’b, Vâsile b. Eska’ ve daha niceleri zikredilir.

Bâbü's-sağîr Mezarlığı, halk arasında bir “dua ve ibret mekânı” olarak kabul edilir. Şâmlılar için burası sadece ölülerini emanet ettikleri bir alan değil, aynı zamanda manevi bir nefes alma yeridir. Ziyaretçiler buraya gelerek hem geçmişle bağ kurar hem de kendi faniliklerini hatırlar. Bu sebeple Bâbü's-sağîr, halk nezdinde yaşayan bir mekân gibidir; ölülere ev sahipliği yaparken dirilere de ders verir. Özellikle Ramazan ayı, bayram günleri ve kandillerde buraya yapılan ziyaretler yoğunlaşır. Mezarlıkta okunan dualar, yapılan niyazlar ve gözyaşları asırlardır aynı manzarayı tekrar eder.

Kültürel açıdan bakıldığında Bâbü's-sağîr, İslâm mezarlık mimarisinin de önemli örneklerinden birini sunar. Kabir taşlarındaki kitâbeler, hat sanatının inceliklerini yansıtır. Bazı türbelerde görülen süslemeler, Şâm’ın kadim sanat zevkini ortaya koyar. Ayrıca her bir mezar taşı dönemin toplumsal ve kültürel yapısını yansıtan bir belge gibidir. Kitâbeler, merhumun kimliği, ilmi meşguliyeti, dindarlığı ve toplumdaki konumuna dair bilgiler sunar. Bu bakımdan Bâbü's-sağîr aynı zamanda bir açık hava müzesi, yazılı taş arşivi konumundadır.

- Modern dönemde de mezarlık birçok kez onarımdan geçirilmiş, türbeler restore edilmiştir. İlk yenileme 1947’de, ikinci yenileme 1992’de, üçüncü yenileme ise 2002 tarihinde gerçekleşmiştir. Ancak Suriye’de yaşanan savaş sebebiyle mezarlık ciddi tahribat görmüştür. Buna rağmen halkın mezarlığa olan ilgisi azalmamış, aksine savaşın getirdiği yıkımlar içinde Bâbü's-sağîr bir sığınak, bir umut ve dua mekânı olarak daha da değer kazanmıştır.
Mezarlık hâlen Şâm’ın en çok ziyaret edilen mekânlarından biridir.
Halk arasında Bâbü's-sağîr’in manevi değerini yansıtan pek çok menkıbe anlatılmaktadır. Buraya defnedilen bazı büyük zatların kabirleri üzerinde olağanüstü hallerin görüldüğüne ve yapılan duaların kabul olduğuna inanılır. Bu tür anlatılar halk inancını beslemiş, mezarlığa olan bağlılığı kuvvetlendirmiştir. Böylece Bâbü's-sağîr halk nezdinde daima bereket ve rahmet mekânı olarak kabul görmüştür.

Kitap, mezarlığın kuruluşundan Memlûkler döneminin sonuna kadar olan mezar taşlarını ele alır. Muaz’ın çektiği fotoğraflarla desteklenen esere göre, mezarlıkta toplam 85 mezar taşı bulunmaktadır; bunlardan bazıları hâlâ mezarlıkta yer almakta, bazıları Şâm Ulusal Müzesi’ne taşınmış, bazıları ise tamamen kaybolmuş olup geriye sadece fotoğrafları ve tarihî kaynaklardaki kayıtları kalmıştır.
Kitapta ayrıca 49 mezar taşında tarih bulunduğu; geri kalanların tarihinin ise yazı stili örneklerine dayanarak yaklaşık olarak tahmin edilebileceği belirtilmektedir. Bu taşların yaklaşık yüzde yirmisi ise sonraki mezarlarda yeniden kullanılmıştır. Bu, Şâm’da nispeten yeni bir uygulamadır: Merhumun ailesi ile mezarlığın yetkilisi arasında anlaşma yapılarak, tarihi bir mezar taşı satın alınır ve eski sahibinin adı silinip yerine yeni ölen kişinin adı kazınır.
Bu mezarlık aynı zamanda İslâm dünyasında ziyaret kültürünün de önemli bir parçasıdır. Ziyaretçiler kabirler arasında dolaşırken geçmişle bağ kurar, İslâm tarihinin şanlı simalarını hatırlar. Yüzlerce yıl önce defnedilenlerin isimleri, hâlâ ziyaretçilerin dillerinde dualarla anılır. Bu yönüyle mezarlık, zamanın aşındıramadığı büyük bir değer taşır.

Bâbü’s-sağîr’de sahâbilerle başlayan bu mukaddes silsile, Ehl-i Beyt mensupları, âlimler, mutasavvıflar ve devlet adamlarıyla devam eder. Her biri bu topraklara farklı bir anlam katmış, Bâbü's-sağîr’i eşsiz kılmıştır. Bugün mezarlığın taşları arasında gezen bir ziyaretçi, aslında İslâm tarihinin derinliklerinde manevi bir yolculuğa çıkmış olur.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.