Ne zaman ve neden slogan atarız?

Hayata dair deneyim bilgisinden uzaklaştığımız her sahada sloganlar atarız. Sözlerimizin slogan olduğunu ise deneyimledikçe fark ederiz. Nihayetinde sloganlar hayatı basitleştirir; hakikat ise insanın en gerçek hâllerine dikkat kesilmeyi gerektirir.
Bence akıllı insanlar, attığı birkaç sloganın işe yaramadığını deneyimledikten sonra slogan atmamaya karar veren kişilerdir. Onlar; gerçekten deneyimlemedikleri, meleke hâline getirmedikleri bir söylemi dile getirmezler. Diğerleri ise dünyada asla karşılık görmeyecek söylemleri slogan olarak tekrar ederler. Bunlar iki çeşittir: Birisi sloganı sınayacak imkân bulamaz. Çünkü kapalı bir fanus içerisinde yaşamaktadır. Ömrünü haklı olduğunu zannederek tüketebilir. Diğeri ise fanustan her çıktığında sloganının işe yaramadığını görür. Ancak sloganı terk etmek yerine yaşamayı terk eder ve kendisini hayata kapatır. Hayatı deneyimlemekten kaçabileceği küçük bir fanusta, sloganları ile güvenli alanda ömrünü tamamlamayı tercih eder. Her ikisi de nihayetinde, bir fanusa kapanarak hayatı deneyimlemekten vazgeçmek zorundadır. Çünkü deneyim, sloganı yıkacaktır. Burada kişi, psikolojik faktörlerle söylemini korumaya azmetmektedir.
Hâli bilmeyen hüküm
Konuyu genelden İslami ilimlere çekecek olursak fıkıh (lügat anlamı derin anlayış) ve tefakkuh, sloganın tam zıddıdır. Örneğin fetvada hükme mevzu olan konuyu bilmek, İslami hükmü bilmek kadar önemli görülmüştür. Diğer bir deyişle ticaret hakkında fetva verecek olanın, sadece ayet ve hadisleri değil; ticareti de bilmesi zaruri görülmüştür. Genel geçer fetvalar böyleyken ilmihâlde bu durum daha da açığa çıkmaktadır. İlmihâl basit çeviri ile “hâl”in ilmidir. Bir hâl üzerine odaklanmıştır. Örneğin domuz eti yemenin haram olduğu hükmü, genel bir hükümdür. Açlıktan ölmek üzere olanın yiyecek başka bir şey bulamadığı durumda domuz eti yemesi farz olur. Zira canı korumak, domuz eti yememekten daha önemli ve dinîdir. Burada genel hükmü ters yüz eden şey, ortaya çıkan “hâl”dir. Eğer insanların hâlleri bilinmeden genel hüküm “her hâlde” onlara telkin edilecek olsaydı, bu ilim değil; “slogan” dediğimiz şey olurdu. Sloganlaşan bir fıkıh, oksimorondur (Zıt anlamlı iki kelimenin bir arada kullanılması).
Nitekim Hadis Hafızı İbn Ebû Dâvûd, “Sünen”inde Câbir b. Abdullah’tan şöyle rivayet etmiştir: “Bir yolculuğa çıktık. Bizden birine bir taş isabet etti ve başını yardı. Adam sonra ihtilam oldu (rüyalandı) ve arkadaşlarına, 'Benim için teyemmüm ruhsatı bulabiliyor musunuz?' dedi. Onlar da 'Suya güç yetirdiğinden senin için bir ruhsat göremiyoruz,' dediler. Adam, gusül aldı ve hastalanıp öldü. Hazreti Peygamber’in (s.a.v.) yanına gelince, bu hadise ona anlatıldı. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), şöyle buyurdu: 'Adamı öldürdüler. Allah onları öldürsün. Bilmiyorlarsa sorsalardı ya!' Cehaletin ilacı sormaktır. Onun teyemmüm etmesi ve yarasının üzerine bez sarıp üzerine mesh etmesi, sonra bedeninin diğer kısmını yıkaması yeterliydi.”
Ezber fetvaların çıkmazı
Burada genel gusül fetvasının “hâl”ini göz ardı ederek her duruma uygulanmasına verilen tepkiyi görmekteyiz. Normalde İslam’da içtihatta yanılmak, günah değildir. Yani fetvada isabet edemezseniz dahi, bu bir günah sayılmaz. Zira insan, hata etmekten kaçınamaz. Ama bu olayda soruyu soranın hâli tamamen göz ardı edilmiş ve basmakalıp bir fetvadan dolayı soruyu soran açıkça zarar görmüştür.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.