Zihin, irade ve empati nasıl zayıflar?

Kullanılmayan organ körelir. Bu, doğanın değişmez bir yasasıdır. Zekâ için de irade için de empati için de geçerlidir. Entelektüel faaliyetlerde bulunmayan insanlar, yaşlandıkça akıllarını kullanabilme kabiliyetleri zayıflar. Aynı şekilde iradesini geliştirmeyen insanlar da zaman geçtikçe daha iradesiz olurlar.
İradesi ve zekâsı hantallaşmış birisi, yağ bağlamış eski futbolculara benzer. Bir kere o yağı bağladıktan sonra toplamak çok daha zordur. Bu sebeple ilim, ömürlük bir sözleşmedir. İrade terbiyesi, ömürlük bir iştir. İradenizi güçlendirmenin yakasını bıraktığınız anda, çalışamaz hâle gelirsiniz. İlim tahsilini bıraktığınız anda, entelektüel faaliyetiniz olduğu seviyede kalmaz ve gerilemeye başlar. Öğrenmeyi bıraktıktan sonra ne kadar süre geçtiği, ne kadar düşeceğinizi belirleyen ana etmendir. Aynen üç aydır futbol oynamayan bir futbolcu ile üç yıldır oynamayan bir futbolcu arasındaki fark gibi.
Eğer 10 senelik bir ilim tahsili akabinde 30 sene tembellik yaptıysanız, artık insanlara entelektüel külfet olmaya başlarsınız. Sözlerinizin ve bakış açınızın faydadan çok zararı olur. Hele de kendinizi hâlâ ilmen fit olduğunuz dönemlerinizdeki gibi zannediyorsanız. Tersi için de aynı durum geçerlidir. İlim öğrenmeye devam ettikçe dikkat süreniz uzar, entelektüel kapasiteniz genişler ve dinçleşir. Örneğin zinde bir zihin, bir safsatayı anında yakalar. İradenizi terbiye edebilme maharetiniz zamanla sürekli artar. Allahualem, hayrın yolları vardır ve o yolda başka hayırlar kolaylaştırılır; şerrin yolları vardır ve o yolda başka şeyler kolaylaştırılır. Bu Allah’ın kâinattaki değişmeyen düzenidir (Sünnetullah).
İrade, etrafında popüler psikoloji ve felsefede oldukça fırtına döndürülen bir konudur. “İnsanın iradesi var mıdır?” Bu konuyu felsefi ve psikolojik zeminde inceleyeceğimiz yer, bu yazı değildir. Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki insanın iradesinin olmadığını savunan birisinin eğitim ile ilgili bir kanaat serdetmesi abestir. İradesiz varlıkların eğitiminin daha iyi olması ile ilgili öneride bulunmak kadar saçma bir faaliyet olamaz. Taşı toprağı eğitemeyeceğiniz gibi taş üzerine etkili olan rüzgâra da “Taş üzerinde tesirli olmak için şunu yapmalısın,” demek abestir. Yani bu kişi hem öğretmeni hem de öğrenciyi iradesiz görmüş oluyor. Daha iyisi olsa dahi bunu seçemezler. Ki zaten öğretmen ve öğrenciye tavsiye verme iddiasındaki bu kişi dahi kendi telakkisine göre iradesizdir. O hâlde bu konuda susması gerekir. Ama susamayacaktır, zira iradesizdir. O hâlde boş konuşmalara kulak asılmamalıdır.
Ben rengârenk kalemlerle süslü notlar alarak okumayı, yavaşlatması hasebi ile tercih etmem. Yine okuma temposunu düşürmesi sebebi ile yabancı dilde okuma yaparken bilmediğim kelimelerin sözlük anlamlarına bakıp kitaba not etmekle uğraşmam. Zira yeni bir sözcük, bağlam içerisinde daha kolay öğrenilir. Aynı kelime ile üç beş defa karşılaşınca bilinçaltı olarak öğrenirsiniz. Sözlükten karşılığına bakıp kenara not edince de bu sürecin fazla değişmediğini, sadece vakit kaybettiğimi müşahede ettim. Bu, eğer okumaya henüz yeni başladıysanız Türkçe kitaplarda da sık karşılaştığınız bir durumdur. Aynı şekilde kelimenin anlamını not etmekle uğraşmanızı tavsiye etmem. Tüm bu konularda bilinçaltı, bilinç üstünden daha iyi çalışır. Bunun yanı sıra, bilmediğiniz kelimelerin kullanılması sebebi ile sizi zorlayan eserlerden mümkün olduğunca kaçmayın.
Her branş, bir ıstılahlar (terimler) yuvasıdır. Her branşa girdiğinizde, yeni ıstılahlarla karşılaşmanız kaçınılmazdır. Doğal olarak bir süre zorlanacaksınız ama bu zorlanmadan kaçarsanız o branştan kaçmış olursunuz. İnsan, kendini zorlamadıkça gelişen bir varlık değildir. Eğer sıkıldıysanız konuyu ya da kitabı değiştirin ama branştan kaçmayın. Sonra tekrar dönün. Sevdiğiniz şeyleri okuyun demiştik. Eğer okuma süreleriniz azalmaya başladıysa sıkılmışsınız demektir. Planlarda ve yöntemde sonuç odaklı olmak iyidir. Eğer çok okuyorsanız yönteminiz doğrudur, eğer okumanız azaldıysa yöntemi değiştirin. Yorulduysanız ara verin, ancak hayatta gözlenen genellikle şudur; insanların çoğu tembellikten yorulmaktadır. Tembellik, yorucu bir faaliyettir ve oluşturduğu yorgunluk, ancak meşgul olmakla geçer.
Genelde hayatta yorgunluktan sızlanan insanların büyük bir kısmı, en az çalışanlardır. Ufak tefek işler yaptıklarında dünyayı sırtlarında taşıdıklarını zannederler. Bu bağlamda “yorulduğunuz” düşüncesine sahip olmanız, çok çalıştığınız anlamına gelmez. Ayrıca yorgunluğu fazlaca dile getirmek, gerçekten yorucu bir faaliyettir ve size daha fazla yorgun hissettirir. Sızlanan insanlar, genellikle başarılı insanlar değillerdir. Ve gerçekten çoğu insan başarısız olduğu için sızlanmaktan ziyade sızlandığı için başarısızdır. Isınmak, üşümekten sonra güzeldir. Dinlenmek, yorulduktan sonra. Tembelin dinlenmesi bir keyif değil, can sıkıntısıdır. O, en büyük lezzetten yoksundur. Bir diğer husus; diksiyon gibi bir çalışma içerisinde değilseniz, kitap tamamen sessiz okunur. Dudak kıpırdatarak okumak ya da kafa sesinizle kendinize okumanız, okuma hızınızı çok yavaşlatır; bunu yapmamanız gerekir.
Bunun yanı sıra, kitap özeti çıkarmak da benim tercih ettiğim bir metot değil. Ancak kitap özeti yapmak da şartlara ve mizaca göre değişen bir nitelik olabilir. Zira iyi kitap okuyan pek çok kişinin, bunu uyguladığını müşahede ettim. Ben genellikle kitap özetini ve tahlilini kitabın üzerinde ve sonrasında YouTube’ta yaptığım için buna ihtiyaç duymuyor olabilirim. Çünkü ben kitabı okurken, örneğin 60. sayfada “dağınık yazmış”; 130. sayfada “örnekleri çok sığ” gibi notlar atarak tahlilini aslında yapmış oluyorum. Sonrasında bu dağınık tahlili YouTube’ta derli toplu hâle getiriyorum. Ancak herhangi bir sebepten bu tahlili sözlü olarak toplama imkânı olmayan birisi için kitap özeti yapmak, tahlilini derleyip toplama anlamı taşıyabilir.
Bir gün içerisinde birden fazla kitabı okumak, uzun zamandır tercih ettiğim bir yöntem. Bu yöntem sayesinde daha fazla kitap okuyabiliyor, daha uzun süre konsantre olabiliyorum. Burada tamamen keyfi bir biçimde elime geçen 5-10 kitabı karıştırmak gibi bir yöntem takip etmiyorum. Planlarım sık sık değişmekle beraber, usul hiç değişmiyor. Gün içinde ağır kitapların okunabileceği zamanlar vardır ve ağır kitaplara konsantre olamayacağınız hafif kitapları okuyabileceğiniz vakitler vardır. Buna göre planlama yapmak gerekir. Gün içerisinde bu süreler herkes için değişebilir.
Mesela ben, kendimden örnek vereyim. Sabah namazından sonra ev ahalisi uyanana kadarki vakti, ganimet addederim. Zira ahali uyumaktadır ve tam bir sessizlik söz konusudur. Bu, telefonla aranmayacağım ve zihnimin yorgun olmadığı bir ganimet vaktidir. Bu saat aralığında, gün içerisinde okumam gereken ağır kitapları okurum. Soyut eserleri, bu vakit aralığında okumaya çalışırım. Kızlarımın okuldan geldiği, yemek yiyeceğimiz, belki misafirlerimizin olacağı ya da misafirliğe gideceğimiz, her an telefonumun çalabileceği akşam 17.00-21.00 aralığına, genellikle planımda düzenli okuma koymam. Çünkü bu saat aralığına okuma koyduğumda, plana riayet etme hissi ile ailemi ve kızlarımı ihmal edebildiğimi fark ettim. Bu sebeple uzun zamandır burası, bir boş vakit aralığıdır.
Başka bir şekilde bu aralıkta boş vakit oluşursa hızlıca okuyabileceğim çerez nitelikli bir eseri kurcalarım. Bu saat aralığında okuduğum her şey, planımda öne geçtiğim anlamına gelir. Çünkü normalde bu saat aralığında okumam yoktu. Planımın, genellikle önüne geçmeyi severim. Bu sayede hayatın olağan akışındaki herhangi bir aksilik, beni plandan feragat etmeye yöneltmiş olmaz. Örneğin bir ahbabım ziyarete geldiğinde iki üç saatlik bir geri kalmayı, dün ya da önceki gün kompanse etmiş olurum. Bu saat aralığında okuduğum çerez nitelikli kitapların ana özelliği; konu bütünlüğü olmayan, bir yerinde bırakıp üç gün sonra baktığımda çok fazla şey kaybetmeyeceğim, soyut konularla ilgili olmayan ve ilgi çekici eserler olmalarıdır. Buradaki eserlerin ilgi çekici olması, bulduğum herhangi bir 15-20 dakikalık boşlukta beni kendisine çekmesini sağlar. Aksi hâlde bu 15 dakika içerisinde telefonda da vakit öldürebilirim.
Bu bağlamda günde tek kitap okumayı verimli sürdürmek, benim için imkânsız. Zira sabah namazında okuduğum ağır eseri gün boyu okumak, bir zihin için çok yorucu ve zamanla okuma süresini düşürür. Ayrıca o eseri akşam saatlerinde okumam da imkânsız gibi. Yine günü, sadece farklı kitaplarla bölmek değil; yazmak ve anlatmak ile bölmek de faydalıdır. Okumaktan yorulmuş bir zihin yazmakla dinlenir. Örneğin ben, uzun süredir yanımda boş bir not defteri ve kalem taşımaya alıştım. Bir de şiir kitabı. Okumaktan zihnim yorulduğunda not defterime yazı taslakları çıkarırım, video başlıkları düşünürüm. Zihnim ve gözlerim dinlenir. Bu sayede ekrana da bakmamış olurum. Not defterime karalayacak bir şeyler bulamazsam ya da canım istemezse şiir okurum. Bunu da istemezsem şiir dinlerim. Birileri ile ilmi konular konuşmaya çalışırım. Bunların hepsi, okumaktan farklı öğrenme faaliyetleridir ve zihni dinlendirir.
Örneğin dil öğrenimi, tüm gün sürdürmek için oldukça sıkıcı bir faaliyettir. Günde iki saatlik bir çalışmayı yeterince sürdürürseniz, zaten bir dili öğrenirsiniz. Diğer vakitlerde kitap okumanız, daha fazla çalışmanızı sağlar. Ayrıca günde altı saat dil öğrenmeye çalışırsanız, muhtemelen usanırsınız ve uzun süre devam edemezsiniz. “Dağınık okursam aklımda kalmaz,” düşüncesi de pek doğru değildir. Zira zihniniz, çoğu zaman bilgileri toplaması gereken doğru klasörün altına toplar.

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.