Toni Morrison yıllar sonra yanıtladı: Yazarlar neyi yazmalı, neyi yazmamalı?

Zeynep Kantarcı
10:00, 10/03/2025, PazartesiG: Güncelleme: 08:30, 02/08/2025, Cumartesi
CategoryCins
Cins Dergi
Toni Morrison yıllar sonra yanıtladı: Yazarlar neyi yazmalı, neyi yazmamalı?
Toni Morrison yıllar sonra yanıtladı: Yazarlar neyi yazmalı, neyi yazmamalı?

1993 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan, ırkçılığa karşı duruşuyla tanınan yazar ve editör Toni Morrison ile yazma serüvenine dair yapılan bu söyleşiyi Cins okurları için çevirdik.

Yirmi yıllık editörlük geçmişiniz yazarlığınızı nasıl etkiledi?

Bu sorunun cevabından pek emin değilim. Yayıncılık sektörüne olan hayranlığımı azalttı. Bir yandan bazen yazar ile yayıncılar arasında oluşabilen düşmanca ilişkiyi anladım, bir yandan da bir editörün ne kadar önemli ve hayati bir fonksiyonu olduğunu… Önceleri bunu bilebilmemin mümkün olduğunu sanmıyorum.

Metne ciddi bir düzeyde katkı sağlayan editörler var mı?

Evet. Asıl fark yaratanlar, işinde başarılı olanlar. Bir rahip ya da psikiyatristle olan ilişkimizdeki gibi, eğer yanlış kişiye denk gelirseniz, öncekinden de beter hâle gelirsiniz. Ancak çok ender ve kıymetli olan editörler de var ki onları aramaya değer. Öyle bir editöre rastladığınızda bunu her zaman fark edersiniz.

Çocukluğunuzdan beri yazar mı olmak istiyordunuz?

Hayır, okur olmak istiyordum. Yazılması gereken her şeyin ya çoktan yazıldığını ya da yazılmış olacağını düşünüyordum. İlk kitabımı bu kategoride bulunmadığını düşündüğüm için yazdım. Kitabı yazmayı bitirdiğimde onu okumak istiyordum. Oldukça iyi bir okurumdur. Okumayı seviyorum.
En temel eylemim bu. Dolayısıyla yazdığımı okuyabiliyor olmam benim için en büyük iltifat.
İnsanlar kendileri için yazdıklarını söyler; bu söylem kulağa son derece berbat ve narsistik geliyor fakat bir anlamda da eğer belirli bir eleştirel mesafeyi koyarak kendi eserinizi okumayı bilirseniz bu sizi daha iyi bir yazar ve editör kılar. Yaratıcı yazarlık dersi verirken her zaman kendi eserini okumayı öğrenmekten söz ederim. Keyif almaktan söz etmiyorum, çünkü onu siz yazdınız. Anlatmaya çalıştığım, metinden uzaklaşmak ve ilk kez okuyormuş gibi okumak. Yazıyı bu şekilde eleştirin. Nefes kesici cümlelerinize kapılmayın…

Yarattığınız karakterler bütün yönleriyle hayal gücünüzün ürünü mü?

Ben hiçbir zaman tanıdığım kişileri kullanmam. Sanırım The Bluest Eye’ın belirli kısımlarında annemin bazı vücut hareketlerini ve konuşmalarını kullandım, biraz da coğrafya bilgisini. O zamandan beri ise bunu hiç yapmadım. Bu konuda çok dikkatliyim. Yazdığım şeyler kimseye dayanmıyor. Pek çok yazarın yaptığını yapmıyorum.

Peki neden?

Sanatçıların, en çok da fotoğrafçıların ve yazarların sahip olduğu bir his vardır; bir şeytan gibi davrandıkları hissi… Kişinin yaşamakta olan bir şeyi alıp kendi amacı doğrultusunda kullanma süreci…. Bu, ağaçlarla, kelebeklerle veya insanlarla da yapılabilir. Başkalarının hayatlarında çöpçülük ederek kendine bir hayat yaratmak, etik ve ahlaki imalar da taşıyan ciddi bir mevzu.

Bir kurguda karakterlerim tümüyle yaratılmış (uydurulmuş) insanlar olduğunda kendimi gerçekten akıllı, özgür ve heyecanlı hissediyorum.
Bu yaratım da o heyecanın bir parçası. Gülünç bir şey, ama karakterlerin gerçek hayattan birilerine dayanması telifin ihlali anlamına geliyor. O kişi kendi hayatının sahibi, patenti onda. Hayatlar kurgu için yararlanılabilir metalar olmamalı.

Karakterlerinizin sizden uzaklaştığını, kontrolünüzden çıktığını hissediyor musunuz hiç?

Dizginleri elime alıyorum. Onlar büyük bir titizlikle hayal edildiler. Sanki onlar hakkında bilinebilecek her şeyi biliyormuşum gibime geliyor, saçlarını hangi yana ayırdıkları gibi yazmadığım şeyleri bile. Hayaletlere benziyorlar; zihinlerinde kendilerinden başka hiçbir şey yok ve kendileri dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. O yüzden karakterlerin kitabımı benim yerime yazmalarına izin veremem. Bunun gerçekleştiğini bildiğim, yazarın tamamen karakterin tahakkümü altına girdiği kitaplar okumuşluğum var. Şunu söylemek istiyorum; bunu yapamazsınız. Bu insanlar kitap yazabilselerdi, yazarlardı, ama yapamıyorlar. Siz yapabiliyorsunuz. Dolayısıyla ona, “kapa çeneni,” demeniz gerekiyor: “Beni rahat bırak. Bunu yapacağım.”

“Afrika kökenli Amerikalı yazar”dan ziyade büyük bir edebiyat timsali olarak anılmayı tercih etmez miydiniz?

Çalışmalarımın Afro-Amerikan bir nitelik taşıması benim için büyük bir önem taşıyor; eğer daha farklı, daha büyük bir havuz tarafından benimsenirlerse bu çok daha iyi. Ancak bunu yapmam benden talep edilmemeli. Bu Joyce’tan talep edilmemişti. Tolstoy’dan da.
Demek istediğim, bu yazarların Rus, Fransız, İrlandalı ya da Katolik olmaları bir fark yaratmıyor;
kendi memleketlerinden yola çıkarak yazıyorlar ve ben de öyle yapıyorum. Bu boşluk, benim için tesadüf eseri Afro-Amerikalı. Katolik yahut Orta Batılı da olabilirdi. Ben bunların hepsiyim, bunların her biri mühim.

Sizce insanlar neden size, “Niçin bizim de anlayabileceğimiz bir şeyler yazmıyorsun?” diye soruyorlar? Tipik olan batılı, doğrusal ve kronolojik bir biçimde yazmayarak onlar için bir tehdit mi oluşturuyorsunuz?

Bunu kastettiklerini düşünmüyorum. Bence, “Beyazlar hakkında da bir kitap yazacak mısın?” demek istiyorlar. Yaptıkları şey, onların nezdinde belki de bir tür övme şekli. Şöyle demiş oluyorlar yani, “Yeterince iyi yazıyorsun. Benim hakkımda yazmana bile izin verirdim.” Bu sözü bir başkasına söyleyemezler. Şöyle ki ben André Gide’e gidip, “Evet ama ne zaman ciddileşecek ve siyahiler hakkında yazmaya başlayacaksın,” diye sorabilirdim. Bu soruyu nasıl bir cevap getireceğini bilebileceğini zannetmiyorum. Cevabını benim de bilmediğim gibi… “Ne? Eğer yazmayı istersem yazarım,” ya da “Sen kimsin?” derdi. Bu sorunun ardında yatan şu; beyaz olan bir merkez var ve bir de bölgesel olarak var olan siyahiler, Asyalılar ya da herhangi bir marjinal grup. Bu soru, yalnızca merkezde durarak sorulabilir.

Yazar olmak için alınabilecek bir eğitimin olduğuna inanıyor musunuz? Okumak gibi belki?

Okumak yalnızca sınırlı bir değer taşır.

Ya dünyayı gezmek? Sosyoloji, tarih dersleri almak?

Ya da evde durmak… Bir yerlere gitmeleri gerektiğini zannetmiyorum.


Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.


Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026