Kültür-sanat millî güvenlik meselesidir: Türk musikisi
10:00, 03/03/2026, SalıG: Güncelleme: 10:56, 03/03/2026, Salı

Musiki medeniyetimizin sadasıdır
Musiki, bir toplumun hafızasında saklı duran en güçlü kültürel miraslardan biridir. Köklerimizi hatırlatan, kimliğimizi diri tutan ve bizi birbirimize bağlayan ortak bir dildir. Prof. Dr. Gülçin Yahya Kaçar ile yaptığımız bu söyleşide, musikinin bir milletin varoluşundaki rolünü, Batı ve Türk müziği arasındaki farkları, piyanonun sınırlılıklarını ve genç kuşaklara aktarılması gereken kültürel değerleri konuştuk. Hocamız hem gelenekten beslenen hem de çağın ihtiyaçlarını gözeten bir bakış açısıyla Türk musikisinin geleceği için dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
Musiki bir toplum için neden önemlidir?
Musiki kültürü bir milletin genetik şifresidir. İçinde o topluma ait millî ve manevi değerleri barındırır. Tarih, edebiyat, sosyoloji, din, gelenek-görenek gibi toplum için anlam ifade eden moral değerlerin hepsi musikinin içinde temsil edilmektedir. Yüzyıllar boyu süzülüp gelen bütün bu değerler bir medeniyetin sadasını oluşturur. Bu sada o toplumun musikisidir. Birey doğup büyüdüğü, yetiştiği medeniyete ait bu sada ile farkında olarak veya olmayarak ömrünü geçirmektedir. Bu sada bireyin beynine, ruhuna, gönlüne nakşolmaktadır. Her birey kendi medeniyetinin seslerini, musikiyi oluşturan nağmelerle, ritimlerle, sözlerle, çalgılarla almakta ve özümsemektedir. Bizim kültürümüzde ezan sesi başta olmak üzere doğumda, düğünde, ölümde duyduğumuz, dinlediğimiz musikiler hep bu medeniyete ait sadalardır. Bireyin hangi kültüre ve musikiye yöneleceği, hangi kültüre ait çalgı ile hemhâl olacağı, ülfet edeceği, hangi kültürel değerlerle donanmaya başlayacağı, epigenetik faktörlerin etkisiyle netlik kazanır. Piyano icra ederse Batı/Avrupa kültürüne, ney üflerse Doğu/Asya Türk kültürüne ait değerlerle donanmış olacaktır. Tabiî her ikisini çalarsa her iki kültürden de etkilenmesi kaçınılmazdır. Millî musiki kültürünün oluşturulmasında bu hareket noktası önem arz etmektedir. Hz. Ömer’e atfedilen “Çocuğunu Sezar’ın yanına gönderirsen, Romalı olarak sana geri döner.” sözü çevre ve eğitimin birey üzerindeki etkisini ve bu meseleyi çok güzel ifade etmektedir.

İki müzisyen kız, Osman Hamdi Bey
Batı müziğini evrenselleştiren temel etkenler nelerdir?
Sanatçılar yaptıkları müziğin ve o kültürün misyonerleridir. Batı, kendi kültürünü ve müziğini dünyanın her yerine müzik eserleri ve çalgılarıyla yaymıştır. Dolayısıyla Batı müziğini ayakta tutan sadece Batılılar değil, aynı zamanda Avrupa dışındaki farklı ülkelerin Batı müziği icracılarıdır. Piyano, Batı kültürünün baş çalgısıdır. Çok gösterişli, gür sesli, hacimli, boyutları büyük, geniş ses alanına sahip, dünyanın hemen hemen her tarafında etkili, tonal müzikleri icra etmede en gelişmiş çalgı olması nedeniyle de oldukça popülerdir. Dünya çapında kıymetli piyano virtüözleri de vardır. Piyano, repertuvarı çok geniş, teknik özellikleri olan, romantik, coşkulu, fantastik, duygulu bir çalgı olarak klasik Batı müziğinden, pop, caz, rock, rap gibi pek çok müzik türlerine kadar kullanılmaktadır. Dolayısıyla çalgının geniş coğrafyalarda kullanılıyor olması bu kültürün oluşmasına zemin hazırlamıştır. Böylece dünyanın pek çok yerinde Batı müziği kültürü oluşturulmuştur. Bütün bu özelliklerine rağmen piyano, Türk musikisi gibi özel seslere, perdelere ve makam yapılarına sâhip müziklerin çalınamadığı, kısmî olarak istifade edilebilen bir çalgıdır.

The piano lesson - Edmund Blair Leighton
Piyano Türk musikisindeki makam zenginliğini ifade etmede yetersiz kalan bir çalgıdır
Türk musikisi piyano ile icra edilebilir mi?
Piyanonun tuşesinde Türk musikisi makamlarını oluşturan komalı sesler bulunmadığından dolayı Türk musikisinde kullanılması, musikiye ait bazı değerlerin yok olmasına neden olacaktır. Bunların başında da Türk müziği makamları gelmektedir. Türk musikisi makamlarının yapısını, duyuşunu, geleneğini üslûp ve tavır özelliklerini bir tarafa koyarak yeni bir duyuş ve yapı yerini alacaktır. Koma deyip geçmeyin, zira komalı sesler olmadan makamların olamayacağı malumdur. Bu nedenle Türk musikisindeki pek çok makama veda etmek gerekecektir. Azerbaycan müziğinde olduğu gibi… Örneğin Uşşak, Hüzzam, Segâh, Rast, Bestenigâr, Sabâ, Karcığâr gibi onlarca makam artık ya yok olacak ya da bambaşka bir duyuşla bu topraklarda duyulmadığı şekliyle çalınıp söylenecektir. Oysa ezanlarımızın icrasında bu makamların yeri çok önemlidir. Nihâvend, Hicaz, Bûselik ve Kürdî gibi birkaç makamın piyano ile kısmi olarak icra edilebiliyor olması bütün makamlarımızın çalınabildiği anlamına gelmemektedir. Piyano Türk musikisindeki makam zenginliğini ifade etmede yetersiz kalan bir çalgıdır. Ayrıca piyano çoksesli müzik türlerinin çalındığı bir çalgıdır. Aynı anda farklı seslerin ve ezgilerin duyurulduğu müziklerde kullanılmaktadır. Türk musikisi ise tek sesli bir müzik olarak nağme ve usul zenginliği üzerine kuruludur. Tek seslilik piyanonun yapısına, çok seslilik de Türk musikisinin yapısına aykırı olduğu için her yönüyle uyuşmazlık hâlindedirler. Diğer önemli bir husus da piyanonun bulunduğu orkestra ve topluluklarda, bütün seslerin ve sazların piyanoya tabi olma mecburiyetidir. Çünkü piyano sabit sesli ve tuşlu bir çalgıdır. Ud, kanun, tanbur, kemençe, ney gibi yaylı, mızraplı, üflemeli çalgılardaki esnek ve değişebilen sesler, ses aralıklarıyla yapılabilen müzikler piyanoyla icra edilememektedir. Bir İngiliz’in, Fransız’ın, Alman’ın Türkçe konuşmaya çalışmasındaki bozuk aksan nasıl duyuluyorsa, makamlar da sesler asliyetinden uzaklaşmış olarak duyulacaktır. Bu durumda gelenekten ve geleneğin icrasından ödün verilmesi gerekecektir ki bu söz konusu bile olmamalıdır. Piyanonun Türk müziğinde kullanılması bu nedenlerle mümkün değildir.

Piyano Türk musikisi eğitiminde ne amaçla kullanılabilir ve hangi sınırlamalara sahiptir?
Piyano, temel Batı müziği teorisi, solfej ve temel işitme eğitiminde kullanılabilir. Temel aralıklar gerek teorik gerekse duyum olarak kulakta daha iyi oturmasını sağlamaktadır. Bu beceriyi kazanmada Türk musikisi çalgısı olan kanun da aynı fonksiyona sahiptir. Ancak hem kanun çalan hem de işitme ve solfej eğitimi verebilecek eleman sayımız çok çok azdır. Eleman bulunmamaktadır. Bu nedenle konservatuvarlarda ya da tüm müzik eğitimi veren kurumlarda kanun ve piyanodan istifade edilebilir. Piyano sadece temel düzeyde kullanılabilir. Ayrıca piyano çalgısının eğitimi ve sanatçı yetiştirilmesi ise Batı Müziği Konservatuvarlarımızın Piyano Ana Sanat Dalında zaten yapılmaktadır. Piyanoda komalı sesler olmadığı için makamla ilgili gerek nazariyat gerek icra gibi çalışmalara başlandığı zaman piyano ile işimiz bitmelidir. Çünkü geleneğin eğitimi-öğretimi aşamasında yoğun olarak kadim musiki kültürümüz verilmelidir. Bu nedenle Türk musikisi okullarında “Yardımcı Çalgı”, “Ana Çalgı” gibi ders adları altında 2-3 yıl piyano öğretilmesini zaman, emek ve maddi israf olarak görüyorum. Ayrıca kendi ülkemizde kanun icracısı bulmakta zorlanıyorsak kültürel tahribatın ne boyutta olduğunu görmemiz ve önlemlerini almamız gerekmektedir.

Ud, kanun, tanbur, kemençe, ney gibi yaylı, mızraplı, üflemeli çalgılardaki esnek ve değişebilen sesler, ses aralıklarıyla yapılabilen müzikler piyanoyla icra edilememektedir.
Kanun Türk müziği eğitiminde piyanonun yerini alabilir mi?
Müzik Öğretmenliği bölümlerinde piyanonun yaygınlaştırılması yerine kanun çalgısının yaygınlaştırılması, tercih edilmesi, geleneği yaşatacak, farklı müzik kültürleriyle yapılacak çalışmalarda da öncü çalgı olacaktır. Kanun gür sesli hem tonal hem de makam müziklerinde rahatlıkla kullanılabilen bir çalgıdır. Türk musikisi makam yapısına ait unsurların duyurulması olmazsa olmazımızdır. O sesler medeniyetimizin sadasıdır. Ayrıca taşıma kolaylığı da çok büyük bir avantajdır. Önemli virtüözlerimiz yetişmiştir. Sayıları arttırılmalıdır.
Asıl sorun Batı müziği mensuplarımızın Türk müziğine kapalı oluşlarıdır
Batı müziğini bilen Türk müziği sanatkârlarının yetişmesi musikimizin geleceği açısından önemli midir?
Batı müziğini bilmek demek piyanoyu bilmek ve çalmak demek değildir. Ama Batı müziği teorisini ve temel bilgilerini bilmek bir Türk müziği icracısı için önemlidir. Ülkemizdeki müzik eğitimi alan tüm öğrenciler ister Türk Müziği Konservatuvarında okusun ister Batı Müziği Konservatuvarında, geleneğimize ait olan Türk musikisini en detaylı şekilde bildikten sonra temel düzeyde Batı müziğini bilmelidir. Türk müziği eğitimi alanlar için bu kıymetli olacaktır. Branşlarına göre bilginin düzeyi elbette değişiklik gösterebilir. Kendi kültüründe sağlam yetişmiş bir çocuk veya genç için Batı müziğini bilmek problem teşkil etmeyecektir. Bilakis kendi kültürünün ve musikisinin değerinin ve zenginliğinin farkına varacaktır. Türk musikisinin ne kadar zor, incelikleri olan, yorum gücü ve yaratıcılık isteyen bir musiki olduğunu görecektir. Musiki kültürü gelişecektir, uluslararası bir sanatçı olma hedefi olduğunda gittiği ülke sanatçılarıyla birlikte iş birliği yapabilecek ve aynı sahneyi paylaşabilecektir. Dolayısıyla temsiliyeti artacaktır. Batı’yı biliyor olması uluslararası açılımında kendisine özgüven sağlayacaktır. Ancak millî kültür eğitiminin sağlam temellerle verilmesi gerekmektedir. Millî kültürünü özümsemiş bir gencin kendi değerleri açısından aşağılık kompleksine girmesi de pek mümkün değildir. Bu anlamda gençlerimize güvenmeliyiz.

Ülkemizdeki Batı müziği icracılarının Türk musikisine yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
Ülkemizde Batı müziğini icra eden sanatçılarımızın sayısı oldukça fazladır. Bunun Türk halk musikimiz ve klasik Türk musikimiz açısından bir avantaj olmasını isterdik. Türk musikisini bilmemeleri, önyargılı oluşları üzücü bir durumdur. Ancak bu onların suçu değildir. Eğer konservatuvar eğitimlerinde biraz olsun bu bilgileri almış olsalardı bugün Türk sanatkârları da Türk musikisi de çok farklı yerlerde olurdu. Türk musikisi icracılarının içe kapanık olmaları, dünyayı bilmemeleri eleştirileri kadar üzerinde durulması gereken asıl husus, ülkemizdeki Batı müziği mensuplarımızın Türk müziğine kapalı oluşlarıdır. Klasik Türk müziğine değersiz bir piyasa ve eğlence müziği algısıyla yaklaşıyor olmalarıdır. Evet halk kendi müziği ile elbette eğlenecek, gülecek, sevinecek, ağlayacaktır. Ama sanatlı musiki ile diğer eğlence müziklerini karıştırmamak gerekmektedir. Batı’da yüzbinlerin katıldığı, kendilerine ait eğlence anlayışlarıyla gitarların kırıldığı rock konserlerini Batı’nın klasik musikisiyle nasıl ayrı tutuyorsak, aynı yaklaşımı Türk musikisine de göstermeliyiz. Klasik Türk musikisi de aynı klasik Batı musikisi gibi çok yüce, el üstünde tutulması gereken bir değerdir. Bunu hem bilmek hem de sâhip çıkmak öncelikle kendini modern ve çağdaş olarak gören Batı müziği icracılarının işi olmalıdır. Ayrıca çocuk tekerlemesi türünden birkaç Hüseynî dizili türkü bilmek Türk musikisini biliyor anlamına da gelmez. “Kişi kendin bilmek gibi irfan olamaz.” diye bir sözümüz vardır. Son zamanlarda bazı opera sanatçılarımızın sahnede Türk müziği eserlerini icra etmeleri çok olumlu karşılanmıştır. Onların güzel sesleri ülkemizdeki Türk ve Batı musikisi kültürü savunucuları arasındaki buzların erimesine vesile olacaktır. Bu birleştirici adımların atılması gerekmektedir. Musikiden korkmaya gerek yoktur. Musikiyi kılıktan kılığa sokan da onu yücelten de dejenere eden de insandır. Musikiyi kendi fikir dünyasında anlamlandıran, farklı ideolojiler için kullanmaya çalışan, onu bayağılaştıran, yücelten de insandır. Bu konularda daha özenli düşünmeli ve davranmalıyız.

Batıların yeni müzik arayışları Türk müziği icracıları için bir avantaj
Avrupa ve Amerika’da mikrotonal veya komalı seslerle yapılan besteler ve yeni müzik arayışları var. Bu durum Türk musikisi için bir avantaj olabilir mi?
Günümüz Batı ve Amerikalı çağdaş müzikçileri eserlerinde mikrotonal ve komalı seslerle yeni arayışlar içine girmişlerdir. Komalı sesleri kullanma çabasındadırlar. Piyanonun siyah ve beyaz tuşları dışında seslerin olduğunun farkındalar. Artık o siyah ve beyaz tuşlar onlara yetmiyor. Farklı seslerin peşindeler. Hint ve Arap ezgileri onları etkiliyor. Türk ezgilerinin de incelikli özelliklerini fark ettirmemiz gerekir. Ancak yaptıkları bu çalışmalar henüz inkişafını doldurarak halka mal olmuş değildir. Çünkü bu alışık oldukları bir sistem değildir. Batılıların bu yeni arayışları, komalı seslerin ve makam yapılarının zenginlikleri Türk müziği sanatçıları ve bestecileriyle irtibata geçmelerine vesile olacaktır. Kültür diplomasisini daha aktif olarak kullanmamız gerekiyor. Bu durum Türk müziği icracıları için bir avantaj olarak karşımıza çıkacaktır. Türk müziği icracıları, Batı dünyasında çalgıları, eserleri, makamları, usulleriyle büyük takdir ve itibar görmektedirler. Çünkü şu anda onlarda olmayan makamlar, tınılar, ritimler ve usuller Türk musikisinde vardır. Bu farklı tınılar diğer kültürlere etkileyici gelmektedir. Kadim musikimizi daha fazla anlatmak, icra etmek, duyurmak, temsil etmek bu anlamda çok kıymetlidir. Bunun için orkestra ile çalabilen udî, kanunî, tanbûrî, neyzen, kemençevîler yetişmelidir. Bu sanatçılarımız da Türk musikisinin misyonerleri olacaktır. Dünyada etkin ve baskın Türk musikisi kültürü oluşturulması ve bunun ülke ekonomisine katma değer olarak döndürülebilmesi için önem arz etmektedir.
Ülke olarak uluslararası camiada musikimiz ile ekonomik bir kazanç sağlanabilir mi?
Türk dizileri gibi Türk müziğiyle de yeni bir sektör oluşturmak için geleneği kullanabilecek, müzik teknolojilerinden haberdar, yeni müzik nesli yetiştirilmeli ve bunun sektör olduğu bilinerek ekip çalışmalarına başlanmalıdır. Besteler, müzik eserleri aslında birer müzik ürünüdür. Ürün olmadan ne reklam yapılabilir ne de dinleyici kitlesi oluşturulabilir. Yapılan her türlü müziğin dinleyiciye ulaşacak bir sürece ihtiyacı vardır. Artık yapay zekâ çağındayız ve bu çağda müzik bilgisayar ortamlarında piyanoya kablo ile bağlanarak, Cubase, Abelton, Logic Pro, Pro Tools gibi bilgisayar programlarında üretilebilmektedir. Tek başına bir kişi bir orkestra gibi bilgisayar ortamında müzik üretebilmektedir. Son derece hızlı gelişen bir sektörle karşı karşıyayız. Bu durumda bir taraftan geleneksel müzikleri korumak daha da zorlaşmakta diğer taraftan yeni açılımlara fırsat sunmaktadır. Makamlarımız ve usullerimiz farklı kültürler için de zenginlik kaynağıdır ki Avrupalı ve Amerikalı profesyonellerin bizden önce bu işe el atacağını düşünüyorum.

Kültür-sanat meselesi aslında bir millî güvenlik meselesidir
Türk müziğinde yeni besteciler yetişiyor mu? Yeterli sayıda beste yapılıyor mu?
Besteci her müzikte ve her ülkede zor yetişmektedir. Bestecinin önemli vasıflara sahip olması gerekmektedir. Bunların başında yetenek, bilgi, vizyon gelmektedir. Bu üç önemli özelliği bir arada bulmak elbette zordur. Nağmenin de sözün de en güzelleri ecdadımız tarafından yapılmış ve söylenmiştir. Yeni şeyler söylemek lazımdır. Belediyelerin veyahut kurumların yaptığı yarışmaların özendirici yanı çok düşüktür. Ödüller alınır ama o besteleri hiçbir zaman hiçbir yerde duyamazsınız. Bu bir strateji ve politika gerektirmektedir. Bugün başlanırsa 5-10 yıl sonra meyvelerini vermeye başlayacaktır. Her iki musikiyi (Türk ve Batı) bilen sanatkârlar ile bir an önce başlanırsa daha kısa sürede çağımızın Türk musikisi oluşturulabilir ve sonuçlar alınabilir. Örneğin: Berlin Filarmoni, İngiltere Kraliyet Orkestraları Türk eserlerini çalmalıdır. Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin gibi bestecilerimizin Türk ezgileri içeren eserleri önemli denemelerdi. Var olan eserlerin çok seslendirilmesi yerine ister düzenlemeli ister çoksesli ya da teksesli ister orkestralı olsun yeni bestelerin yapılması ve Yeni Türkiye Yüzyılında Yeni Türk Müziği’nin oluşturulması kaçınılmazdır.
Kültür ve sanat, bir ülkenin millî güvenliği ve toplumsal bütünlüğü açısından neden önemlidir?
Bundan sonra dünyada kültür savaşları daha yoğun yaşanacaktır. Kültür-sanat meselesi aslında bir millî güvenlik meselesidir. Çünkü toplumun dinamiklerini, kültürel bağlarını çözerseniz toplum millet olmaktan çıkar ve çözülür. Kalabalık bir güruha dönüşür. Batı’da, kendi klasik müziğini öğrenerek yetişen Avrupalı gençlerin sayısı azımsanmayacak orandadır. Avrupa’da klasik Batı müziğine verilen devlet desteği çok fazladır. Dinleyici kitlesine ve takipçisine bakıldığında salonlarda yer bulunamamaktadır. Kültürümüzün devamı ve yeterli değeri görebilmesi için yediden yetmişe kültür ve sanatımıza yönelik farkındalık yaratmamız gerekmektedir. Özellikle Türk musikisine ve gelenekli sanatlarımıza pozitif bir ayrım uygulanmalı, destek ve imkân sağlanmalıdır. Geleneği yaşatacak olan yetenekli ve sanatkâr olmayı tercih etmiş gençlik, gerçekten ayrıcalıklı olmalı, taltif edilmeli ve değer görmelidir. Ülkemize kültür insanı ve sanatkâr lazımdır. Bu konuda Millî Eğitim, Kültür, Aile ve Sosyal Yardım Bakanlıklarımıza çok fazla iş düşmektedir.

Sanatkâr, küçük yaştan itibaren yetiştirilmelidir. Millî kültür ve sanatımıza duyarlı ailelerin çocukları bunda öncü rol oynamalıdır. Bunun en güzel örneğini Türkiye’de bir ilke imza atan ülkemizin medarıiftiharı eğitim kurumumuz PALET Türk Müziği İlkokulu gerçekleştirmiştir. Hem ülkemiz hem de dünya için gelenekli sanatlar üzerine çalışacak eğitim kurumları adına fevkalâde güzel bir örnek teşkil etmektedir.
Kültür ve sanattaki kalkınma, ekonomik kalkınmadan çok daha meşakkatli ve önemlidir. Bunun bilincinde olan duyarlı ve sorumluluk sâhibi bir toplum olmalıyız.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.