Tartışmada haklı çıkmak neden yetmiyor?

Ali Murat Alparslan
10:00, 03/06/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 13:57, 03/06/2026, Çarşamba
CategoryGenç Motto
Genç Motto
Tartışmada haklı çıkmak neden yetmiyor?
Tartışmayı kazanıp insanı kaybetmek…

Düşünceyi bir galibiyet aracı değil; bir ikram, bir teklif olarak görmek de mümkündür. İyiyi, doğruyu ve güzeli insanların idrakine bir hediye gibi nezaketle bırakmak, sonrasında ise sonucun ne olacağıyla ilgilenmeden bir edep ve vakarla geri çekilmesini bilmek, tekâmül yolcusunun şiarı olmalıdır.

Bir tartışmada haklı çıkmak, çoğu zaman karşıdakini gerçeğe yaklaştırmaz. Evet, en doğru cümleyi kurabilirsiniz, en güçlü delili ortaya koyarsınız, en mantıklı açıklamayı da yapabilirsiniz. Fakat söz, muhatabın aklına değil, niyet kadrajını kaplayan savunma duvarına çarpar. Yani akıl, karşı tarafın niyetini aşamayabilir. Çünkü insanlar, çoğu zaman kendi doğrularına uyduğu kadarıyla ikna olmaya meyillidir. Farklı kutuplardan gelen iletişimin içeriği, tek başına yeterli olmaz. Bu yüzden iletişim, yalnızca doğruyu söyleme meselesi değildir. O doğrunun karşı tarafta nasıl bir yara, nasıl bir tehdit ya da nasıl bir direnç uyandırdığını fark edebilme inceliğidir.

Fikir ayrılıklarımızın en keskinleştiği anlarda; muhatabımıza tüm kanıtları sunduğumuz hâlde, mantık silsilesini işlettiğimiz ve tüm boşlukları kapattığımızı düşündüğümüz hâlde, karşı tarafın o “apaçık” gerçeğe neden bir adım bile yaklaşmadığını hayretle izleriz. Bu direnç, aslında bir savunma mekanizmasıdır. Özellikle sabit fikirli insanlarda kimlik “öz”den ziyade; kalıpsal, sosyal, toplumsal doğrular üzerine bina edilir. Bu insana da düşünce biçiminin ve doğru bildiklerinin hatalı olması ağır gelir. Kimliği de geçmişi de bir hiçe dönüşebilir ki bu bir insanın en kuvvetli acısıdır.

İnat, yüzeysel bir mizaç özelliği ya da sadece bir “dikbaşlılık” hâli değildir. Bu duygu, çoğu zaman bireyin kendi bütünlüğünü korumak adına ördüğü sofistike bir “varoluş savunmasıdır”. Kişi, sunduğunuz ya da ortada olan somut gerçeğe değil; o gerçeğin kabul edilmesi durumunda kendi iç dünyasında meydana gelecek olan ontolojik yıkıma dayanamayacağı için direnir. Bu yüzden “haklılık davası” gütmekle “hakikat arayışı” içinde olmak arasındaki ayrımı idrak etmek gerekir. Zira birincisi egonun zafer çığlığıyken, ikincisi ruhun olgunlaşma yolculuğudur.

Neden reddediyoruz?

Bir insanın gözle görülür bir gerçeği bile bile reddetmesi, mantık kurallarıyla açıklanamaz. Burada devreye giren, psikolojik bir hayatta kalma güdüsüdür. Kişi gerçeği kabul ettiğinde, bugüne kadar üzerine titrediği tüm inanç sistemi bir anda çökebilir. Bu, zihnin tamamen “boş bir levhaya” (tabula rasa) dönüşmesi korkusudur. Eski doğrular yıkıldığında birey; kendisini bir boşlukta, “belirsizlik” içinde ve dayanaksız kalmış hisseder. Yeniden düşünmek; yeni bir dünya, yeni bir görüş inşa etmek zihinsel ve ruhsal bir zahmettir. En derin yara ise “haklı olunca var olmak, haksız olunca yok olmak” sanrısıdır. Eğer birey; kendi değerini sadece haklılığına endekslemişse hatasını kabul etmesi, nefsi için bir nevi “yok oluş” gibi algılanır. Bu noktada inat, nefsin kontrol mekanizması hâline gelir. Öyle ki bu körlükle malul olan kişi, karşısındaki bir meleği bile, sırf kendisine haksızlığını hatırlattığı için bir şeytan gibi görmeye başlar. İnadın bireysel olduğu kadar sosyolojik bir boyutu da mevcuttur. Kendi iç dünyasında güvenini kaybetmiş bireyler, bir gruba dâhil olarak kendilerine bir dosttan önce “düşman” bulma eğilimine girerler. Bu kişiler için muhalefet, bir kimlik inşa etme biçimidir.

İnat kavramı sabır, kararlılık ya da ısrar gibi kavramlarla karıştırılabilir. Oysa kavramın diğerlerinden en belirleyici farkı, eylemin öznesinde gizlidir. Sabırda özne “hak, gerçek, olgu” iken, inatta özne “ben”dir. İnat hâliyle insanda algısal bir bozulma, gerçeklikten kopma, zamanla gerçeklik dışına inanma, bu inancı düşünce dünyasında rasyonelleştirme başlar. İnat gözlüğüyle bakan bir zihin için artık nesnel bir gerçeklik yoktur. Sadece kendi tezini doğrulayan ya da yalanlayan bir dünya vardır. Bu bakış açısı altında merhamet bir zayıflık, doğru bir tehdit, öğrenme bir eksiklik gibi görünebilir. Burada duygusal tepkilerin esiri olmaktan kurtulup algısal bir genişliğe geçmek, “öğrenme niyetini” doğurur. Kendi bildiğini mutlak ve kesin sayan zihin, kapalı bir devre gibidir. Bakış açınızı değiştirmek zorunda değilsinizdir ama bakış açımızı genişletmek gereklidir. Bu, “ben” ve “öteki” arasındaki o dar koridordan çıkıp “ötesine”, yani hakikatin bizzat kendisine ulaşma çabasıdır.

Edebince ifade edip zarifçe çekilmek

İnsan ilişkilerinde aşırılık, çoğu zaman karşıtını doğurur. Hoyratça bir tavır, mutlaka kutbunu oluşturur. Birini aşırı övmek de yerin dibine sokacak kadar yermek de muhatapta otomatik bir savunma kalkanı oluşturur. Bu kalkan bir kez kalktığında, söylenen söz ne kadar kıymetli olursa olsun, o zırhın sertliğine çarpıp geri dönecektir. Özellikle “teklifsiz tenkit”, yani usulünce ve zamanında yapılmayan eleştiri, yapıcı olmaktan ziyade tahrip edicidir.

İletişim etiğinde en yaygın yanılgı; doğruya sahip olmanın, o doğruyu kabul ettirmek için yeterli bir yetki verdiğini sanmaktır. Haklı haksız davası güden kişi, fikrinde yüzde 100 haklı olsa bile sadece bu tavrıyla bile karşı tarafı hem kendisine hem de hakikate düşman edebilir. Bu durum, odağın “gerçeklikten” kopup “bireysel üstünlüğe” kaymasının bir sonucudur. Amaç, bir tartışmadan muzaffer çıkmak ya da muhatabı entelektüel bir kuşatmayla teslim almak olmamalıdır. Kazanma hırsı, beraberinde kaçınılmaz olarak insafa aykırı bir baskıyı getirebilir. Bu baskı, iletişimin estetik dokusunu bozar ve karşı tarafın onurunu zedeleyerek onu bir savunma kalkanı arkasına iter. Oysa bilgece bir duruş, ikna etmek için canhıraş biçimde nefes tüketmektense hakikati en saf ve duru hâliyle ifade edip zarifçe geri çekilmeyi gerektirir.

Biz, haklı çıkmaktan ziyade doğrunun, hakkın, hakikatin arayışı içinde bir hâl, bir tavır sergilemeliyiz. Eğer bir diyalogda amaç birini “elde etmek” ya da bir zafer kazanmaksa orada hakikat, sadece bir araç hâline gelmiş demektir. Hâlbuki hakikat, araçlaştırılamayacak kadar kutsaldır. Sözümüz baskıyla değil, nezaket ve vakarla sunulduğunda muhatabın kalbinde yankı bulur.

Yazımızın sonunda, kendimize sormamız gereken en can alıcı sorulardan biri şu olsun, “Taassubun sopasıyla dile getirdiğimiz hakikatler, bu sopadan inciniyor mudur acaba?”

Doğrularımızı birer silaha, birer dayatma aracına dönüştürdüğümüzde, savunduğumuz değer ne kadar kutsal olursa olsun ona zarar verme ihtimalimiz olabilir. Zira bizler, önce temsil; sonra tebliğ görevi ile görevlendirilmiş varlıklarız. Hayattaki sorumluluğumuz, herkesi ve her şeyi değiştirmek değildir. Asıl görevimiz, kendi bakış açımızın darlığını fark edip onu genişletmektir. Bize düşen kısmı budur. “Bence” denilen o dar kaba sıkışıp kalmamalıyız.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.


Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026