İran-ABD çekişmesi ‘vekâlet savaşı’ mı ‘danışıklı dövüş’ mü?

Hitler’in Propaganda Bakanı Joseph Goebbels’in “Yalan ne kadar büyük olursa inananlar o kadar çok olur” sözünü duyanınız olmuştur. Ama Farsça’daki “Büyük taş vurmama göstergesidir” sözü pek duyulmamış olabilir. Bu iki sözden yola çıkarak İran-ABD ilişkisini daha doğrusu çekişmesini, yaşanan son hadiseleri de ele alarak özetle anlatmaya çalışalım. Aslında çok uzağa gitmeye hâcet yok; Tahran rejiminin nasıl bir ucube olduğunu anlamak için Türkiye’de “İrancı” adıyla bilinen kimselerin karakter analizi sizi ortak sonuçlara çıkarabilir. İç siyasette sittin sene bir araya gelemeyen zıt siyasi kutupların İran sofrasında birleşmeleri tuhaf olduğu kadar ibretliktir de. İran’ın ABD emperyalizmi ile mücadele efsanesi ise koro halinde hep bir ağızdan söyledikleri ortak teraneleridir. İran’ın figüranlığına soyunan İrancıların traji komik durumu başka eğlenceli bir yazıya konu olabilir. İran ile Rusya ve Çin’in zulümlerini aklayıp, yıllardır Doğu Türkistan'daki Müslümanlara yönelik yapılanları "haklı bulan" ve herhangi bir dini unvana sahip olmayan Doğu Perinçek, Tahran’da düzenlenen Dünya İslamî Uyanış Kurultayı'nda sözüm ona Türkiye’yi temsil etmişti. İşte vaziyet böyleyken yeniden gündemimizi işgal eden İran ve ABD’nin vekâlet savaşı hakikatini Türkiye’de çok etkin olan Tahran propagandasından sıyrılarak okumanın elzem olduğunun altını çizmek lazım.
1979’da rejimin tesisiyle birlikte rehine krizinden günümüze kadar devam eden İran-ABD çekişmesi bir krizden ziyade iki ülkenin kendine has ilişki türüne dönüşmüştür.
Tüm komplo teorileri bir yana, İran’ın bölgedeki varlığı baş tehdit İsrail’i tahtından ediyor, ikinci ve daha önemsiz bir konuma düşürüyor.
İran gerçeği bize ne söylüyor?
İran gerçeğine bir bakalım:
- Kendine has iki ordusundan biri olan Devrim Muhafızları Ordusunun Kudüs Gücü adında bir yapısı var.
- İsrail’i güya bir ülke olarak kabul etmeyip, sürekli yeryüzünden silinmesini dile getiriyor.
- Resmî takviminde “Kudüs Günü” diye bir gün mevcut.
- İran’ı kontrol odağı görürsek tam da Netanyahu iktidarı batmışken, 7 Ekim eylemlerinin zamanlaması ve tarzıyla İsrail’e can simidi olması.
- Dünya kamuoyu tam da İsrail cinayetleri aleyhine birleşmişken, maksadı belirsiz bir şekilde Pakistan, Irak ve Suriye topraklarına füze saldırıları yapması.
- Binlerce masumun kanını dökerek Suriye’deki Esed rejimini koruması.
- Hizbullah örgütüyle Lübnan’a musallat olarak felakete sürüklemesi.
- Irak’ta yıllarca onarılmayacak bir mezhep çatışmasının mimarı olması.
- Karabağ’da işgalci Ermenistan’a destek vermesi.
Vekâlet savaşı mı, anlaşmalı şov mu?
Benzer bir durum Biden döneminde de yaşanıyor. İsrail’in Gazze saldırısıyla birlikte İran’ın Filistin dâvâsı diyerek öne sürdüğü propaganda çok alıcı buldu. Bunun pratikte Filistin halkına bir yarar sağlamadığı aşikâr ama Tahran açısından bakıldığında sabıkalı duruma düştüğü Suriye rezaletinden sonra yeni bir soluk oldu âdeta. Tam bir göz boyama harekâtı. Gazze, sabah akşam bombalanırken ve tüm dünyanın gözü Lübnan sınırındaki Hizbullah’a yönelmişken Hasan Nasrallah ne yaptı? Sadece propaganda klipleri yayınlamaya devam etti. Hamaney’in öve öve bitiremediği diğer direniş cephesi elemanlarının da pozisyonu Hizbullah’tan farklı değildi.
İktidarını ciddi tehlikede gören Netanyahu hem içeride muhalefeti yatıştırmak hem Filistin direnişi için yeni bir darbe indirmek için İran gibi bir devlete her zaman ihtiyaç duyar. ABD ve diğer batılı güçler, İsrail savunuculuğu için İran’dan daha iyi bahane bulabilir mi?
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.