Zor oyunu bozar

Eski boksör Mike Tyson, çıkacağı bir maç öncesinde rakibinin dövüş planlarını soran gazetecilere şöyle demişti: "Ağzının üstüne yumruk yiyene kadar herkesin bir planı vardır."
İsrail kurulduğu günden beri hiç zoru görmedi. 1948'de zaten İngilizler etnik temizlikle o toprakları işgale hazırlamıştı. Birkaç kez eski Arap yönetimleriyle savaşa girdi ama savaştığı gün sayısı bile bir elin parmaklarını ancak geçiyordu.
Yahudiler 7 Ekim'den sonra Gazze'de soykırıma başladıklarında kendileri için böyle bir dünya hazırlamıştı. O güne kadar yaptıkları tüm soykırımlardan bir şekilde 'aklanmış', tüm katliamlarının üstü bir şekilde örtülmüş, cinayetlerine ses çıkarmak isteyenler 'antisemitizm' silahıyla bir şekilde susturulmuştu. Bölgedeki Müslüman ülkelerinin tamamı kendi tarafındaydı. Ya cinayetlere ortak olarak ya da sessiz kalarak israilin ilerleyişine destek verildi. Ve bu süreçte her şey, elbette 'uluslararası hukuka' uygun yapıldı.
Kanla yazılmış bir hukuk

Biz, bu çarkın içine 'çaresizlikten' düştük. Padişah 2. Abdülhamid, o günlerde gerçek bir devlet adamına yakışır şekilde davrandı. Siyonistler sarayda kendisini tehdit ettiğinde bile hukuk yolundan ayrılmadı. Devleti yıkmayı planlayan sinsi bir örgüt her gün devletin kılcal damarlarına sızıyor, devletin topraklarından parça istiyordu. Ama Abdülhamid Han asla 'uluslararası hukuk' normlarını çiğnemedi. Tüm siyonistleri bir odada toplayıp, Bostancıbaşı'nın sorunu kökten çözmesine izin verebilirdi. Ama Ulu Hakan öyle yapmadı. Bugün aynı şedid düşünceler mantıklı insanlara ne kadar saçma geliyorsa, o gün de mantık buna izin vermedi. Etrafı sinsi düşmanlarla çevrilmiş, sarayı iki yüzlülerin meskeni olmuş, ülkesinin içi hainlerle dolmuş olan padişah, ülkesinin parçalanmaması ve halkının acı çekmemesi için büyük tavizler verdi ama 'uluslararası hukuktan' hiçbir zaman taviz vermedi. Tüm enerjisini, bir gün bu hainlere karşı koymak için ülkesini güçlendirmeye çalışarak harcadı.

Geri dönülmez nokta: Gazze
Siyonistler bugün yürüttüğü işgali belki 1948'de planlamadı ama 1948'deki planları bugünkü işgali de içine alıyordu. Gazze'de 22 ay önce başlattığı soykırım, yahudi teröristler için bir dönüm noktası oldu. Soykırımın daha ilk günlerinde, işgalciler uluslararası sistemin bir daha asla eskisi gibi olmayacağına karar vermişti. Artık uluslararası hukuka ihtiyaçları yoktu ve 7 Ekim 2023 uluslararası hukukun da çöktüğü gün oldu.
İsrail, Lübnan'ı işgal etmeye başladığında ise dili daha da çözüldü ve yahudilerin önlerinde nasıl bir fırsat gördüğünü şu sözlerle açıkladı: "Amerika için doğru hareket, şu anda İsrail'e işi bitirmesini söylemek olacaktır. Bu fırsat uzun zamandır bekleniyordu. Ve bu sadece İsrail'in mücadelesi değil. Böyle anlar nesiller boyu sadece bir kez gelir, hatta hiç gelmez. Orta Doğu çoğu zaman çok az şeyin değiştiği katı bir yerdir. Bugün, sıvıdır ve yeniden şekillendirme yeteneği sınırsızdır. Bu anı boşa harcamayın.”

Dünyanın yüzüne tükürdüler
Ne Kushner ne de onun gibiler bu soykırım boyunca 'uluslararası hukuk'tan hiç bahsetmediler. İçini boşalttıkları bu kavramı işlerine geldiği gibi kullanmak için bile zahmet etmediler. Bunun yerine, 1945'te 'yeni bir dünya savaşı ve soykırım yaşanmasın diye' kurulan BM'nin tüm hukukunu çiğnediler. BM'deki yüzlerce ülke 'soykırımı durdurun' kararı almasına rağmen, tarihin bugüne kadar şahit olmadığı vahşette bir soykırımı şiddetini artırarak devam ettirdiler. 'Bundan daha vahşi ne yapabilirler ki' denilen her olaydan sonra daha vahşi eylemlere imza attılar. Dünya sadece seyretti.
'Dünya beşten büyüktür'
Cumhurbaşkanı Erdoğan 2013 yılında bu sözü ilk söylediğinde herkes ne demek istediğini anladı. Pek çok BM üyesi ona hak verdi. Bazıları alkışladı. Çok azı destek verdi. Ama hiçbiri bu duruşun arkasından gitmedi. Çünkü geri kalan 192 BM üyesi ülke içinde dünyanın isterse beşten büyük olabileceğini bilen sadece yahudiler vardı.
Yahudilerin bildiği bir başka şey ise dünyadan büyük olmak için kalan 4'e bile ihtiyaçları olmadığıydı. Çünkü kurdukları uluslararası sistem, dünyadan büyük olmak için en güçlü 1'in desteğini yeterli kılıyor. Bu uluslararası sistemi yıkıp yenisini yapmak da mümkün olmuyor çünkü uluslararası hukuk ve sistem buna izin vermiyor. Günün sonunda elimizde ne yaptığından bile haberi olmayan 'uluslararası toplumun' bir şeyler yapmasını bekleyerek boşa geçirilmiş zamanlar kalıyor.
Bir gün hepimiz pişman olacağız
Bu saatten sonra kendisi için geri dönüş olmadığını bilen israil, tüm bunları yaparken uluslararası hukuktan bahsetmedi. İnsan hakları zaten lügatlerinde yok. Hiçbir ikili anlaşmayı tanımadı. Hiçbir sözleşmeyi umursamadı. Kendine uluslararası hukuku hatırlatan herkesle dalga geçti. Daha ileri gidenleri ise 'uluslararası hukukun tadına baktırmakla' tehdit etti. Çünkü israil hiçbir zaman zoru görmedi. Her zaman bir planı vardı ve bu planı uygulamak için her zaman uygun bir ortam sağladı. Bunun için de en büyük kozu hep 'uluslararası hukuk' oldu.

Bir kısmımız siyonist terör ilk yumruğu yiyip devrildiğinde bu işin aslında ne kadar kolay olduğunu görünce. Geri kalanlarımız ise 'uluslararası hukukun' bizi kurtaramayacağını anladığımız mahşeri bir mahkemede bu pişmanlığı tadacak. Ve bunun da hiçbirimize bir faydası olmayacak.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.