6284 sayılı kanunun amacı aileyi koruma mı dağıtma mı?

İslam hukukuna göre ailede kadının ve erkeğin vazifeleri vardır. Bu vazifelerin bir bölümü kazâî yaptırıma da dâhildir. Bu çerçevede nafaka sorumluluğu, evin idaresi yani kavvamlık erkekte, erkeğe meşru hususlarda itaat ise kadındadır. Toplumumuzun örfü de bu yöndedir. Hem dinin hem de örfümüzün gereği olan hususların şiddete girdirilmesi, İslam hukuku açısından doğru olmadığı gibi pozitif hukuk ilkeleri açısından da doğru değildir.
Önceki sayıda aile için uluslararası hukûkî tehdit gördüğümüz CEDAW’ı kısaca incelemiştik. Bu sayıda da bu Sözleşmenin iç hukuktaki yansımalarından 6284 sayılı Kanun’la ilgili bazı bilgiler vereceğiz. Kanun bir yazıda incelenemeyeceği için bu sayıda amacı ve şiddet tanımı ile ilgili yazacağız. İnşaallah diğer bölümleri ile alâkalı ilerleyen sayılarda da izaha devam ederiz.
Kanun’un başlığına bakınca iki temel hedefi olduğu akla geliyor: Aileyi korumak ve kadına şiddeti engellemek. Ancak amaçla ilgili maddesine (m.1) göre, Kanun sadece şiddet mağdurlarını korumayı ve şiddeti önlemeyi hedeflemekte. Ailenin korunması ne amaç içerisinde geçmiş ne de herhangi bir maddesinde hüküm olarak yer almış. Anlaşılan Kanun’u yapanların kanaatine göre aile birliği için en tehlikeli husus şiddettir ve engellenirse aile de korunur. Bunun doğruluğu ve ne kadar vakıa ile uyumlu olduğu tartışma konusudur ama biz o konuya girmeyelim.
Kanun’da geçen, “şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan” ifadesi nedeniyle herkesin Kanun kapsamında olduğu neticesi çıkarılabilir. Kanun’un yapılış amacı ve başlığına bakarak ancak “cinsiyete dayalı” şiddetin Kanun kapsamında olduğu ancak mesela iki esnaf arasındaki ticarî ihtilaf veya apartman sorunları nedeniyle apartmanda oturanların birbirlerine şiddet uygulaması gibi durumların Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.
Reklam
Temel ilkeler
Her ne kadar Kanun’da, İstanbul Sözleşmesi’nin temel kavramlarından olan “toplumsal cinsiyet” doğrudan yer almasa da hem Sözleşme’ye yapılan atıftan hem de çeşitli maddelerinden bu terimin kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Bu sebeple Kanun’un bu maddesinde geçen “Kadınlara yönelik cinsiyete dayalı şiddet” ifadesinin tanımlanması ve İstanbul Sözleşmesi’nde tanımlanan toplumsal cinsiyetten ayırt edilmesi gerekir.
Tanımlar
“Kişinin, fizîkî, cinsî, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplum ile kamuya ait veya özel alanda meydana gelen fizîkî, cinsî, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış” (m. 2/1-d) şeklinde tanımlanmıştır.
Reklam
Bu tanımın, “toplumsal cinsiyet” ifadesi kullanılmadan, İstanbul Sözleşmesi’ndeki “kadına karşı şiddet” tanımına uygun bir biçimde kaleme alındığı hatta “zarar görme ve acı çekme ihtimali” ile “sözlü şiddeti” de tanıma girdirerek şiddetin alanını Sözleşme’ye (m. 3/a) göre genişlettiği görülmektedir.
Kadına yönelik şiddet ise “Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan veya kadınları etkileyen cinsiyete dayalı bir ayrımcılık ile kadının insan hakları ihlaline yol açan ve bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan her türlü tutum ve davranış” (m. 2/1-ç) şeklinde tanımlanmıştır.
Kadına yönelik şiddetin Sözleşme’deki (m. 3/d) “kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet” tanımına uygun kaleme alındığı görülmektedir.
Kanun “Ev içi şiddeti”, “Şiddet mağduru ve şiddet uygulayanla aynı haneyi paylaşmasa da aile veya hanede ya da aile mensubu sayılan diğer kişiler arasında meydana gelen her türlü fizîkî, cinsî, psikolojik ve ekonomik şiddet” (m. 2/1-b) şeklinde tanımlamıştır. Bu tanım da İstanbul Sözleşmesi (3/b ) ile uyumludur.
Tanımın olumlu yönü ev içi şiddette, şiddetin “meydana gelmesini” şart koşması ve sözlü şiddetin sayılmamasıdır.
Şiddet mağduru tanımı da çok geniştir: Kanun, şiddete doğrudan veya dolaylı maruz kalanlar, şiddetten etkilenenler, bu tehlike içerisinde olanların tamamını mağdur olarak kabul etmiştir (m. 2/1-e).
Reklam
Meşru bir gerekçe olmadan kadının kocasının, kocanın da karısının cinsî münasebet teklifini reddetme hakkı yoktur. Meşrû mazeret olmadan kocasının ilişki talebini reddeden kadına, Allah’ın laneti olacağına dair hadisler bulunmaktadır (Buhârî, "Bed’ü’l-halk", 7, “Nikâh”, 86; Müslim, “Nikâh”, 122).
Kadın da kendisi ile ilişkiye girmeyen kocasından ayrılmayı talep hakkı vardır. Bu nedenle cinsel şiddetle ilgili tanım daraltılmalı, evliliğin gereği ilişkiler istisna tutulmalıdır.
Bunlara rağmen fizîkî ve cinsî şiddet en azından daha objektif kriterlere sahiptir. Özellikle psikolojik şiddet epey sübjektiftir. İslam hukuku açısından karı-koca arasındaki ilişkiler maruf (güzel geçinme) çerçevesinde yürür. Erkeğin hanımıyla güzel geçinmesi hususunda çok sayıda hadis vârid olmuştur. Ancak her ailede olabilecek bazı hususların şiddet tanımına girdirilmesi fıkıhla bağdaşmadığı gibi aileye devletin ve başkalarının fazla müdahalesine; bu da aile mahremiyetinin bozulması, dolayısıyla aile birliğinin zarar görmesine yol açar. Psikolojik şiddetin tanımı çok dar tutulmalı, bununla ilgili cezalandırmalar ise minimize edilmelidir. Aynı durum ekonomik şiddet için de geçerlidir.
Bazı ideolojik grupların geliştirdiği tanımların hukuk yoluyla topluma dayatılması ne ilmî ne de hukûkîdir. Bu tür düzenlemeler iddia ettikleri faydayı sağlayamayacağı gibi söylenmeyen veya öngörülmeyen zararlara yol açar.
Nitekim basına yansıyan haberlerden anlaşıldığı üzere 6284 sayılı Kanun sebebiyle mağdur olan binlerce insan ve dağılan çok sayıda aile vardır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.