Ehl-i Sünnet Nedir? Temel özellikleri nelerdir?

Dr. Akif Dursun
15:00, 06/06/2026, Cumartesi
CategoryGerçek Hayat
Gerçek Hayat Dergi
Ehl-i Sünnet Nedir? Temel özellikleri nelerdir?
Ehl-i Sünnet bir mezhep midir?

Ehl-i Sünneti diğer îtikâdî mezhepler gibi bir mezhep görmek ve karşısına Şia, Harici gibi yapıları yerleştirmek hatadır. Ehl-i Sünnet, İslam’ın ana gövdesi, ana caddesidir. Bundan ayrılmalar, İslam’dan sapmalardır. Bu sapmalar boyutuna göre ‘bidat’ veya ‘küfür’ diye isimlendirilir. Her Müslümanın Ehl-i Sünnet akaidini öğrenmesi farzdır. Bu sayede doğru yoldan sapmaları tespit edebilir.

Tam ifadesiyle Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, sünnet ve cemaat ehli, sünnetin ve cemaatin takipçisi mânâsına gelir. Peki, buradaki sünnet neyi veya kimi, cemaat neyi veya kimleri temsil eder?

Tamlamadaki “sünnet” Peygamber Efendimizi (a.s.v.) ve onun gittiği yolu temsil eder. “Cemaat”in Müslümanların ezici çoğunluğunu ifade ettiğini söyleyenler olsa da ulema tarafından genel kabul gören, “cemaat” ile sahabe ve onların yolları kastedilmesidir. Buna göre Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, Rasülullah (a.s.v.) ve sahabenin (r. anhüm) izini, yolunu takip edenler mânâsındadır.

Bu şekilde ifade edildiğinde hem îtikadı yani inanç esaslarını hem amelî yani dinin kişinin davranışlarındaki tezahürünü hem de ahlâkı ihtiva eder. Ancak zaman içerisinde Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat mefhumu, îtikatta Rasülullah (a.s.v.) ve sahabenin (r. anhüm) yolunu takip etmek mânâsına hasredilmiştir. Ehl-i Sünnet’e bağlı olanlara “sağlam ve doğru inancı benimseyenler” anlamında “Sünnî” adı verilir

Ehli- Sünnet tabiri ilk ne zaman kullanıldı?

Terimin ilk nüvelerini Hz. Ali (r.a.) ile Hz. Muaviye (r.a.) arasında çıkan ihtilaflar ve Haricîlerin ortaya çıkma döneminde görebiliriz. Bunları Şia’nın ve Mutezile’nin takip etmesi kavramlaştırmayı hızlandırmıştır. “Ehl-i Sünnet” mefhumunun ilk kullanımının tabiinin büyüklerinden Hasan-ı Basrî’ye (v. 110), sünnî teriminin ise yine tâbiînin büyüklerinden Saîd b. Cübeyr’e (ö. 95/713) ait olduğu nakledilmektedir. Daha sonra bu mehfumlaşma yaygınlaşmış ve hicri ikinci yüzyılın sonları ile üçüncü yüzyılın başlarında şimdiki mânâsına kavuşmuştur.

Bu açıklamadan anlaşılacağı üzere Ehl-i Sünnet, İslam’ın ana gövdesidir. Bu sebeple ilk dönemde ayrıca bir isimlendirme ihtiyacı hissedilmemiştir. Ne zamanki bidat mezhepler, ana caddeden sapmalar ortaya çıkmış, o zaman İslam’ın temel inanç meselelerini tespit edip bunları ortaya koymak ve hangi görüşlerin sapma olduğunu insanlara açıklamak zarureti oluşmuştur. Çünkü siyâsî emeli olan her grup, toplumda kabul görmek ve sorgusuz sualsiz kendisini takip eden taraftar kitlesi toplamak için uydurdukları şeyleri Kur’an-ı Kerim’e yamıyorlar, hadisleri isteklerine göre tevil ediyorlar, daha olmazsa hadis uyduruyorlardı. Hâlen de çok farklı değildir.

Ehli-sünnet siyasi bir mezhep midir?

İslam tarihinde ilk çıkan bidat, mezhep kabul edilen Haricîler ve onu takip eden Şia, siyasi sâiklerle ortaya çıkan mezheplerdir. Hariciler büyük oranda Kureyş’in hâkimiyetinde kalmak istemeyen Arap bedevilerinin mezhep hareketi iken; Şia, Arapların hatta Müslümanların idaresinde kalmak istemeyen Farisîlerin ortaya çıkardığı ve büyüttüğü bir yapıdır.

Bunlardan sonra ortaya çıkan Mutezile her ne kadar başlangıçta siyasi sebeplerle ortaya çıkmamışsa da daha sonra Abbasi halifeleri Memun, Mutasım ve Vasık tarafından (813-847 arası) yoğun şekilde desteklenmiş, devlet mezhebi haline getirilip Ehl-i Sünnete baskı aracı olarak kullanılmıştır.

Ehl-i Sünnet, bu mezhepleri eleştirip fikirlerine karşı çıkınca, bazıları tarafından siyâsî bir mezhepmiş gibi algılanmıştır. Hâlen de çok sayıda insanın kullanımında böyle bir husus vardır. Bir de Ehl-i Sünnet-şia, sünnî-şii gibi mefhumlar birbirlerinin karşıtı gibi kullanılınca böyle bir izlenim doğmaktadır. Hatta genellikle şia olan veya propagandası etkisinde kalanlar tarafından Ehl-i Sünnetin zâlim idareler tarafından payanda olarak kullanıldığı iddiası da dile getirilmekte, bu da “Ehl-i Sünnet de şia gibi siyasi bir mezheptir” algısını perçinlemekte kullanılmaktadır.

Hâlbuki Ehl-i Sünnet siyasi bir mezhep olmadığı gibi teknik mânâda bir mezhep olarak da tavsif edilemez. Bir kere ümmetin yüzde doksanını geçen ezici çoğunluğu Ehl-i Sünnettir. Ehl-i Sünnet üzere olan toplulukların kurduğu farklı devletler vardır. Bunlar arasında siyasi çekişme olduğu da bilinmektedir; ancak hiçbirinin birbirlerine karşı Ehl-i Sünnetin argümanlarını kullanarak mücadele ettiği bilinmemektedir. Ama Şiilik gibi bidat bir mezhebi devletin resmi inancı haline getiren tüm devletler hem meşruiyetlerini hem de diğer Müslüman halkların devletleriyle olan mücadelelerini bu mezhebin ilkelerine dayandırmakta ve onu payanda olarak kullanmaktadır. Zamanımızda bunun şu an en net ve en son örneği İran’dır.

Ehli-Sünnet temel ayırt edici özellikleri

Ehl-i Sünnet, İslam’ın ana caddesi olduğu için ayrıca ayırt edici bir özellik sayılmasına gerek olmadığı düşünülebilir. Ancak bidat mezheplerin çıkardığı ve İslam toplumlarında yaygınlık kazanan yanlış görüşlerin doğrularının ortaya konulması gerekmiş; bunlar da zaman içerisinde Ehl-i Sünnetin ayırt edici özelliği haline gelmiştir.

Bizim akaid kitaplarımız büyük oranda bidat mezheplerin yanlış görüşlerine cevap mahiyetinde, doğrularının yazılması ile oluşmuştur. Genellikle yanlış veya sapık görüşün kime ait olduğu söylenmez sadece doğrusu yazılır.

Kutu

Biz burada zamanımız açısından da çok önemli olan bazı temel özelliklere ve inanç meselelerine yer vereceğiz. Burada yazdıklarımız tamamı mânâsına gelmemektedir.

1- Ehl-i Sünnetin Hz. Peygamber (a.s.v.) ve Sahabe-i Kiram ile bir problemi yoktur.

Denilecektir ki Rasülullah (a.s.v.) ile hiçbir Müslümanın problemi olamaz. Evet olamaz ama hadisleri reddetmek, bir mânâda Hz. Peygamber’in (a.s.v.) nübüvvetini kısmen reddetmek demektir. Ehl-i Sünnet, hadis olduğunu tespit ettiği anda onunla nasıl amel edileceğine bakar.

Ehl-i Sünnette “sahabe” tanımı geniştir. Şia gibi az sayıda kişiyi sahabe kabul edip diğerlerini itham etmez. Tüm sahabenin âdil olduğunu dolayısıyla naklettikleri hadisleri kabul eder. Sahabeden kimseye sövmemeyi hatta eleştirmemeyi esas alır. Sahabe arasındaki ihtilafları onların şanlarına uygun şekilde yorumlar.

2- Peygamberlerde ismet sıfatı olduğuna iman eder.

İsmet yani masumiyetin iki boyutu vardır. Biri günahlardan korunmak diğeri de hata üzerinde bırakılmamak. Buna göre tüm peygamberler nübüvvetten sonra günah işlemekten korunmuşlar ve günah olmayan içtihat hatası yaptıklarında da bu hata düzeltilmiştir. Bu sebeple Rasülullah Efendimizin yaptığı (fiili), söylediği (kavli) veya onayladığı (takriri) her husus -düzeltilmediği zaman- Allah-ü Teâlâ tarafından da onaylanmış demektir. Müslümanlar bunu usulü çerçevesinde dikkate almak, ona göre hüküm çıkarmak zorundadırlar.

3- Peygamberler haricinde kimseye ismet sıfatı vermez.

İslam ümmetinden (Peygamber Efendimiz hariç) hiç kimse günahtan da hata yapmaktan da korunmamıştır. “Masum imam”, “masum şeyh” masum hocaefendi” olmaz. Bu sebeple Şia’nın masum imam inancı sapma olduğu gibi, şeyhine veya hocaefendisine aynı şekilde bakan kişi de itikaden bidat içerisindedir.

Günah olan hususta da hiç kimseye itaat edilmez. Bu sebeple her Müslümanın temel îtikâdî meselelerle, farz ve haramları öğrenmesi gerekir. (Sadece bu madde bile fetöcüler tarafından bilinse ve amel edilseydi çok sayıda kişi kurtulur hem dünyalarını hem de daha önemlisi ahiretlerini perişan etmezlerdi)

4- Her hususu akaid noktasına taşımaz.

Akaid için bildirilenin kesinlik taşıması yani mütevatir olması, şer’i olması gerekir. Haber-i vahidle akaid konusu sabit olmadığı gibi, ‘bilimsel olarak sabit oldu’ diye bir şey akaid haline getirilemez. Bu sebeple Vehhabiler gibi türbe ziyaretine, kabrin başında el açıp dua etmeye, tasavvuftaki rabıtaya, tevessüle şirk ve benzeri ifadeleri kullanmaz.

5- Amel ile imanı birbirinden ayırır.

Ancak iman yekparedir. Amel imanın bir parçası değil tezahürüdür. İmansız amel bir işe yaramaz ama amelsiz iman kişiyi kurtarabilir. Ayrıca iman parçalanamaz. Yani kişi iman edilecek meselelerin tamamına inanmakla mükelleftir. “Kur’an’dan bir ayeti reddetsem ne olacak?” denilemez.

6- Kişileri de grupları da kolaylıkla küfre nisbet etmez.

Müsamaha alanı geniştir. “Ameli terk etti, yanlış cümle kurdu” diye iman ettiğini, Müslüman olduğunu söyleyen insanları kâfir olarak nitelemekten şiddetle kaçınır. Şia, Hariciler gibi grupların küfre nisbet edilmemesinin sebebi de budur. Çünkü bu gruplar genel olarak Rasülullah’a ve onun Allah’tan getirdiği her şeye iman ettiklerini söyleyip, temel ibadetleri kabul ediyor ve yapıyorlar. Ancak bu gruplardan bir fert küfre gidecek bir şey yapar veya söylerse o şahıs küfre nisbet edilir. Mesela bir şii, Hz. Aişe (r.aha) annemizin iffetine dil uzatırsa veya ilk sahabe neslinin kâfir olduğunu söylerse küfre girer. Çünkü Hz. Aişe (r.anha) annemizin iffeti de (Nûr 24/11-21) ilk sahabe neslinin imanı da (Tevbe 9/100; Fetih 48/18 vb.) Kur’an ayetleri ile sabittir.

7- Rüya, ilham, keşif gibi hususları bağlayıcı bilgi kaynağı kabul etmezler.

Bunlar kişilerin iç dünyaları ile alâkalı ve teyit edilemeyecek hususlardır. “Rüyamda Rasülullah’ı gördüm ve şöyle emretti” diyen birini teyit etme veya yalanlama imkânımız yoktur. Ancak elimizdeki şeriatla yani fıkıh birikimimiz ile bu rüyanın sahih veya uydurma olduğunu anlayabiliriz. Bu sebepten rüya, ilham veya keşifle ne hadis ne de bir dînî hüküm sabit olmaz. Belki kişilerin kendi alacakları kararlarda bunlar yol gösterici olur. Bunun yanında rüya ile kişinin ne salih bir insan olduğu ne de söylediklerinin doğruluğu ispat edilemez. Bütün bunları kişinin dışa yansıyan fikirleri, inançları, amel ve ahlâkı ile tespit edebiliriz.

8- Kur’an’ın tarih üstü ve cihanşümul olduğunu, hiç değişmeden günümüze kadar geldiğini, elimizdeki Mushaflarda yazılı olduğunu kabul eder.

Kur’an, nazmı ve mânâsıyla vahiydir ve Allah kelamıdır. Kur’an’da geçen bir ayetin hükmü -eğer neshe uğramamışsa- kıyamete kadar her dönem ve her yerde geçerlidir. Zaman değişti, toplum değişti, anlayışlar değişti gibi gerekçelerle bu hükümler kaldırılamaz. Bir hükmün şartları olmaması sebebiyle uygulanamaması başka, bu hükmün artık geçerliğini yitirdiğini iddia etmek başkadır.

9- İlk dört halifenin meşru halifeler olduğunu ve fazilet sıralamasının da hilafet sıralamasına göre olduğunu kabul eder.

Fazilet sıralamasını bu şekilde kabul etmemek tek başına fazla problem oluşturmasa da ilk üç halifenin meşruiyetini kabul etmemek dine darbe vurmak demektir. Çünkü bunun mantıkî neticesi, ilk üç halifenin de onları seçen sahabilerin de adâletlerini kaybetmeleri ve kendilerinden din alınamayacak kişiler konumuna düşmeleridir.

//////////////

Ehli-Sünnet anayoldur Şia muadili değildir

Ehl-i Sünneti diğer îtikâdî mezhepler gibi bir mezhep görmek ve karşısına Şia, Harici gibi mezhepleri yerleştirmek hatadır. Ehl-i Sünnet, İslam’ın ana gövdesi, ana caddesidir. Bundan ayrılmalar, İslam’dan sapmalardır. Bu sapmalar boyutuna göre bidat veya küfür diye isimlendirilir.

Her Müslümanın Ehl-i Sünnet akaidini öğrenmesi farzdır. Bu sayede doğru yoldan sapmaları tespit edebilir. Biz bu yazıda genel hatları ile değindik. Okuyucularımızın imamlarımız tarafından bu alanda yazılmış bir eseri, işin ehli birisi ile okumaları tavsiyemizdir.

“Sâbikun'un, (İslâm'a olan hizmetleriyle öne geçenlerin) birincileri olan Muhâcirler ve Ensâr ile onlara güzelce tâbi' olanlar var ya, Allah onlardan râzı olmuştur ve onlar da O'ndan râzı olmuşlardır ve (Allah) onlar için, içlerinde ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır; orada ebedî olarak devamlı kalıcıdırlar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Tevbe 9/100)

Allah’ım bizleri “Muhâcirler ve Ensâr’ın yoluna güzel bir şekilde tâbi olanlar”dan eyle! Âmin.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026