Ravenna Roma ve Bizans mirasıyla dikkat çekiyor

İtalya denince çoğu kişinin aklına önce Roma, Floransa ya da Venedik gelir. Oysa Ravenna, kalabalık turistik rotaların biraz dışında kalan ama tarih söz konusu olduğunda Avrupa’nın en etkileyici şehirlerinden biridir. İlk bakışta oldukça sakin, hatta mütevazı bir şehir gibi görünür: Dar sokaklar, küçük meydanlar, bisikletli insanlar… Fakat Ravenna’nın asıl hikâyesi bu sade görüntünün ardında saklı. Çünkü burası bir zamanlar Roma İmparatorluğu’nun başkenti, ardından Got krallarının yönetim merkezi ve daha sonra Bizans’ın Avrupa’daki en önemli şehirlerinden biri olmuş. Bugünse Ravenna’yı gezmek, aslında birkaç farklı çağın izlerini aynı gün içinde takip etmek gibi bir deneyim sunuyor.
Şehri anlatmaya başlamadan hatırlatmakta fayda var: Ravenna’yı gezmek için bahar ayları oldukça ideal. Nisan ayında hava genellikle ılıman ve yazın yoğun turist kalabalığı henüz başlamamış oluyor. Bu sayede kiliseleri daha sakin bir atmosferde gezmek ve mozaikleri uzun uzun incelemek mümkün.
Bir imparatorluğun başkenti
Ravenna’nın yükselişi 5. yüzyılın başlarında başlar. Roma İmparatoru Honorius, barbar akınlarının arttığı bir dönemde başkenti Milano’dan Ravenna’ya taşır. Çünkü şehrin çevresindeki bataklıklar ve lagünler onu doğal bir savunma noktası hâline getirir. Böylece Ravenna, Batı Roma İmparatorluğu’nun siyasi merkezi olur. Roma’nın çöküşünden sonra şehir önemini kaybetmez; tam tersine tarih sahnesinde yeni bir rol üstlenir. Ostrogot Kralı Theodoric the Great, Ravenna’yı başkent yapar ve burada dikkat çekici yapılar inşa ettirir. Mesela bugün hâlâ ayakta duran Mausoleum of Theodoric, tek parça dev bir taş kubbesiyle Avrupa mimarisinde oldukça sıra dışı bir örnek. Şehir daha sonra Bizans İmparatorluğu’nun eline geçer ve Ravenna’nın kültürel açıdan en parlak dönemi başlar ki bu açıdan şehirdeki Bizans dönemi yapıları; İstanbul’daki Küçük Ayasofya veya Kariye gibi yapılara aşinaysanız size çok tanıdık gelebilir.

Altın ışıkların şehri
Ravenna’yı diğer İtalyan şehirlerinden ayıran şey, kiliselerinin içindeki büyüleyici mozaikler. Şehrin UNESCO Dünya Mirası listesine giren birçok yapısı, erken Hristiyanlık ve Bizans sanatının en iyi korunmuş örneklerini barındırıyor. Bu yapılardan biri de Basilica di San Vitale. Dışarıdan oldukça sade görünen bu kilisenin içine adım attığınızda altın mozaiklerle kaplı duvarlar ve kubbelerle karşılaşıyorsunuz. Bilhassa Bizans İmparatoru Justinianus ve İmparatoriçe Theodora’yı tasvir eden mozaikler, sanat tarihinin en ünlü eserleri arasında sayılıyor. San Vitale’nin hemen yakınında yer alan Mausoleo di Galla Placidia ise Ravenna’nın en büyüleyici mekânlarından biri. Küçük bir yapı olmasına rağmen içindeki lacivert zemin üzerine işlenmiş yıldızlı mozaikler, mekâna neredeyse gökyüzü hissi veriyor.
Reklam
Şehir merkezindeki bir diğer önemli yapı Basilica di Sant’Apollinare Nuovo. Bu yapının uzun duvarlarını kaplayan mozaik şeritleri boyunca azizler, melekler ve Bizans sarayını anlatan sahneler sıralanıyor. Bu mozaikler o kadar görkemli ki bir anda şimdiyle olan bağınız kopuyor ve sanki geçmişe ışınlanıyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz.

Biraz şehir dışına çıkarsanız, geniş bir ovada yükselen Basilica di Sant’Apollinare in Classe de görülmeye değer. Bu bazilika Ravenna’daki erken Hristiyan mimarisinin en zarif örneklerinden ve Ravenna’nın sanatı ve ruhani mirasının en güçlü hissedildiği yerlerden biri. Dışarıdan bakıldığında yapı oldukça sade görünüyor. Kırmızı tuğladan yapılmış geniş duvarları ve yanında yükselen silindirik çan kulesi, Ravenna’daki erken Orta Çağ mimarisinin tipik özelliklerini taşıyor. Fakat bazilikanın asıl büyüsü iç mekânda. Zira mermer sütunlar ve mozaikler yapıyı oldukça etkileyici kılıyor.
Dante’nin son durağı
Ravenna, tarih ve mimarinin yanı sıra güçlü bir edebiyat mirasına da sahip bir şehir. Büyük İtalyan şairi Dante Alighieri, sürgün yıllarının son dönemini burada geçirmiş ve 1321 yılında bu şehirde hayatını kaybetmiş. Bugün şehir merkezinde bulunan Dante’nin mezarı, edebiyat meraklılarının mutlaka uğradığı yerlerden biri. Mezarın bulunduğu küçük meydan sade, ama bir o kadar da etkileyici. İlahi Komedya’yı yazan şairin son durağının böyle mütevazı bir yerde olması Ravenna’nın ruhunu da iyi anlatıyor.

Sakin sokaklar, küçük meydanlar
Ravenna’nın güzel yanlarından biri, büyük bir şehir olmaması. Tarihî merkez oldukça kompakt; çoğu yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz. Şehrin kalbi sayılan Piazza del Popolo, kafeler ve kemerli yapılarla çevrili hoş bir meydan. Burada oturup bir kahve içmek, Ravenna’daki günlük hayatı izlemek için güzel bir fırsat sunuyor. Sokaklarda dolaşırken küçük mozaik atölyeleriyle karşılaşmak da mümkün. Çünkü Ravenna bugün hâlâ bu sanatın dünyadaki önemli merkezlerinden biri kabul ediliyor. Cam ve taş parçalarından oluşan mozaikler, şehrin geçmişiyle bugününü birbirine bağlayan bir gelenek gibi.
Reklam
Nihayetinde Ravenna, devasa anıtlarından ziyade ayrıntılarında sakladığı farklılıklarla ziyaretçilerini etkileyen bir şehir. Dışarıdan bakıldığında küçük ve sessiz görünebilir. Ama kapıları araladıkça, mozaiklerin ışığında Roma’dan Bizans’a uzanan büyük bir tarihin hikâyesi yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Ravenna’yı unutulmaz yapan da belki tam olarak bu: Gösterişsiz bir şehrin içinde saklı duran büyük bir geçmiş.

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.