1948 öncesi Filistin halksız bir vatan mıydı?

1967'de İsrail, Arap komşularına karşı Altı Gün Savaşı'nı başlattığında, Belçikalı şarkıcı Adamo, İsrail'i desteklemek için bir şarkı yazdı: “Altı milyon ruhun ağıtı / Mermer mezarları olmayan ve sefil kumlarına rağmen / Altı milyon ağacı yaşattı.” İsrail'in çölü yeşerttiği fikri, o zamanlar Avrupa'da yaygın olarak kabul edilen bir inancı yansıtıyor, fakat 1948'den önceki Filistin sahiden ıssız bir çölden ibaret miydi?Çeviri: Firdevs Yiğit
1948’de Filistin, demografik anlamda "halksız bir vatan" mıydı?

O halde çöl bahsi hikâye! Peki Filistin, Batı güçleriyle nasıl temasa geçti?
- 1800-1948 yılları arasında Avrupa sömürgeciliği tüm Ortadoğu'yu talan etti, ancak en yıkıcı bedelleri Filistin ödedi. Avrupa müdahalesi, yerleşim kurma (özellikle Yahudiler için) ve yerleşim sömürgeciliği sürecini teşvik etti, ekonomiyi dönüştürdü, çeşitli sosyal sınıflar arasındaki ilişkileri değiştirdi ve yenilerini tanzim etti.
Filistin, diğer sömürge ülkeleri gibi büyük güçler arasındaki rekabetten zarar gördü mü?

Araştırmanız, bu gelişmenin Filistin toplumunda yeni sınıfların oluşmasına yol açtığını gösteriyor.

Avrupa ile yapılan tüm bu ticaret, önemli bir sermaye birikimine imkân tanıyacak ve kapitalizm tarım üzerinden gelişecektir. Ovalara yayılan köyler ve kıyı kasabaları süratle büyür, çünkü Hristiyan tacirler onların Avrupa ile olan bağlantılarından yararlanır.
Hijyen ve halk sağlığının gelişmesiyle birlikte 19. yüzyılda nüfus sürekli bir artış gösterir. Ayrıca nüfusun üçte birinin on üç büyük şehre dağılmasıyla kentleşme sürecine girilmiş olur.
O zaman nüfus kimlerden müteşekkildi?
Ancak takip eden yıllarda, Avrupa sömürgeciliğinin yayılmasıyla birlikte 50.000 Avrupalı Yahudi Filistin'e göç etti. 1914'te nüfusun %10'una çoktan ulaşmışlardı.
Kapitalizm köylülerin vaziyetini nasıl etkiler?
Köylerdeki kolektif çalışma şekli ortadan kalkar, köylüler iş aramak için daha fazla gayret etmek zorunda kalır. Vasıfsız işçi sınıfında hızlı bir artış yaşanır. Yoksul köylüler ve zengin kan emiciler arasında yeni bir orta sınıf köylü de gelişir. Piyasa ekonomisi, kırlara nüfuz ederek, Filistinlileri çeşitli gelir kaynaklarını güvence altına almaya zorlar; bu da mevcut sosyal ilişkileri tahrip eder.

Şehirde soyluların, tüccarların, perakende satıcıların, zanaatkârların gelişimine ve bir şehir proletaryasının filizlenişine tanık oluruz. Gelişmekte olan ticari burjuvazi, bilhassa ithalat-ihracatta, ağırlıklı olarak Hıristiyan azınlıklardan oluşur. Esnaf, rekabet edemediği ithalat artışından mustariptir. Hristiyanlar da misyonerlerden aldıkları eğitimden yararlandıkları için entelijansiyada ve nitelikli mesleklerde fazlasıyla temsil edilmektedir.
Kısacası, kapitalizmin embriyolarının gelişimi (ticaretin, para alışverişinin ve iletişimin genişlemesi) toplumun geleneksel izolasyonuna son verir. Laiklik, liberalizm ve bireyselci değerler, modern bir eğitimin gelişmesini temin eder ve böylece bir aydınlar tabakası yaratılır. Bu aydınlardan bazısı da ezilen Filistin halkının toplumsal özlemlerini ifade etmeye başlar.
Siyonistler her zaman, 20. yüzyılda bile Filistin'in bir çöl olduğunu iddia ettiler. Aktif bir ekonomi var mıydı, yok muydu?

Ancak Filistin ayrıca şarap, buğday ve zeytinyağı da (1914'te ülkede üç yüz pres makinası vardı) ihraç ediyordu. Yafa limanından yapılan ihracat elli yılda on kat arttı, ithalat da o nispette artış gösterdi. Genel olarak, endüstri çok fazla insan gücü ve az teknoloji kullanmaktaydı. Ancak 1900’lere gelindiğinde, artık modern bir endüstri gelişmeye başladı; 1914'te Filistin’de İngiliz yetkililer tarafından gerçekleştirilen bir nüfus sayımında 1.236 adet fabrika ve atölye tespit edilir. Bankalar ve kredi sisteminin yanı sıra bir ulaşım ve iletişim ağı da gelişmeye başlar. Yollar asfaltlanıyor ve yük trafiğinin hacmi gözle görülür bir şekilde artış gösteriyordu. O zamanlar Filistin, bölgedeki nüfusa göre demiryollarının en büyük yüzdesine sahip olan ülkeydi, bir milyon nüfus için altı yüz kilometrelik bir hat.
Öyleyse 19. yüzyılın ortaları ile 1914 yılları arası, Filistin’in dünya ekonomisine entegre olma sürecidir.

Fakat Yahudi sömürgeciliğinin müdafileri, toprağın Yahudiler tarafından satın alındığını, yani barışçıl bir yerleşim biçimi olduğunu iddia ediyorlar.
- 1882'den önce Filistin'de çok az sayıda Yahudi yaşıyordu, onlar da“sefarad”dı, yani İspanya’dan ya da Kuzey Afrika’dan gelip Türkçe, Arapça ve İspanyolca ya da İbranice karışımı bir dil konuşurlardı. Zamanla bu insanlar, dinleri dışında Filistinli Arapların örf ve adetlerini benimsediler.
- Ancak 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başı itibariyle gerçekleşen yeni Yahudi göçü ağırlıklı olarak Avrupa’dandı.“Aşkenaz”olarak bilinen bu Yahudilerin çoğu şehirlere gitmek, bir kısmı da tarım arazisi edinmek suretiyle ayrı ayrı cihetlere yerleştiler.
Onlar ne şekilde toprak edindiler?
Böylesine büyük bir alan elde etmek için şans tek başına yeterli değil gibi görünüyor.
- Sonra sonra toprak sahibi olma girişimi sistematik bir politika haline gelir.
Yahudi Kolonizasyon Derneği, Taberiye bölgesinde altmış bin metrekareyi ele geçirmek için Osmanlı Devleti'nin birliklerinin kapısını çalar. Topraklarından edilen köylüler ve Bedeviler, doğal bir savunma içgüdüsüyle tepki gösterir.
Gazeteler yapılan bu tahribattan sıklıkla söz eder. 1891'de Filistin ileri gelenleri Osmanlı makamlarına bir telgraf göndererek Rus Yahudilerinin ülkeye girişini engellemelerini ister ve dönemin Yahudi kaynaklarında, Dünya Siyonist Örgütü'nün Filistin'de bir Yahudi anayurdu oluşturma niyetinin Filistinli Araplar ile Yahudi göçmenler arasındaki ilişkileri süratle bozmaya yol açtığı gözlemlenir. 1908'de Yafa'da çatışmalar meydana gelir. 1910'da varlıklı bir tüccar olan Beyrutlu Emile Sursoq'un Siyonist Kolonizasyon Derneği'ne 2.400 dönümlük (2.600 km2) arazi satışı Filistin gazeteleri tarafından kınanır. Bunun gibi sayısız örnek vardır.

Yani aslında, Filistin'deki Yahudi sömürgeciliği 1948'den çok daha önce mi başladı?
1. Kölelerden ya da sözleşmeli işçilerden (Karayipler'de olduğu gibi) istifade eden plantasyon veya yerinden etme kolonileri.
2. Karma, yerel işgücünü de kapsayan koloni.
3. Yalnızca sömürgecilere güvenerek yoksul beyaz göçmen işçiler lehine yerel işgücünü reddeden koloni.
Nihayet Birinci Dünya Savaşı ile Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı ve Büyük Britanya Ortadoğu'daki yerini aldı.

Herkese her şeyi vaat eden Londra yüzünden tam bir ikiyüzlülük batağına saplanmış durumdaydılar!
Keşke bundan ibaret olsa! 7 Kasım 1918'deki müşterek bir Fransız-İngiliz bildirgesi, "Uzun süredir Türkler tarafından ezilen Arap halklarının tam ve kesin kurtuluşu ve yetkilerini yerli halkın inisiyatifinden ve özgür seçiminden alan idarelerle ulusal hükümetlerin kurulması" çağrısında bulunur.
Ancak bu noktada işler farklı bir şekilde gelişmeye başlar. Almanya'nın müttefiki olan Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ile İngilizler, Aralık 1917'de Filistin'in yönetimini ele geçirirler.
- Cevap açıktır: "İngilizlerin savaş sırasında Araplara verdiği sözler; bu vaatlerle Balfour Deklarasyonu arasındaki çelişki; Yahudi egemenliği korkusu; Siyonist aşırı saldırganlık; yabancı propagandası." Ve komisyon ekler; "Siyonist tutum kibirli, küstah ve kışkırtıcı olarak tanımlanabilir… dikkatli izlenmezse kolayca bir felakete neden olabilir ve sonucunu kestirmek öyle kolay olmayacaktır."

Londra Filistin’i neden bu kadar önemsedi, sonuçta çok zengin bir ülke değildi.
Londra'nın Yahudi göçünü neden desteklediğini açıklamak için bu yeterli.

Filistin ekonomisi durgunlaşırken Yahudi ekonomisinin bu kadar büyük bir gelişim yaşaması neyle açıklanabilir?
- Yahudiler, İngilizlerden son derece kârlı üç müstemleke aldı.
- 1. Ölü Deniz tuzunun (yapay olarak yüksek tarifelere olanak tanıyan) imtiyazı.
- 2. Yafa bölgesinin su rezervleri.
- 3. Filistin’in (Kudüs hariç) tamamına elektrik sağlama güvencesi.
Ancak iş gücü de Yahudi.
Kurslar, Siyonist Yahudi milliyetçiliğinden ilham alır. Arapların benzer bir eğitim sistemi kurmaları engellenir, Arap köylerinin yarısından daha azında devlet okulları bulunmaktadır.
Demek ki 1948’den öncesi var. Siyonist sömürgecilik, İngilizler tarafından yönetilen devlet içinde bir Yahudi devleti gerçekleştirmeyi başardı.
Elbette, Yahudi Ajansı'na Yahudi yerleşimcileri yönetme, temsil etme ve onlar adına müzakere etme yetkisi verdiler ve bu örgütler, Devlet içinde Devlet olarak gelecekteki Yahudi devletinin temelini attı. Yahudi nüfusunu gerçek bir iç savaş için seferber ettiler. Araplar ise daha az örgütlenmiş, daha az seferber olmuş ve daha az finanse edilmişlerdi, bu da 1948'de nasıl yenildiklerini açıklıyor.

Sanayi konusuna geri dönelim. İkinci Dünya Savaşı sırasında her şeye rağmen Filistin işçi sınıfının gelişimine tanık oluyoruz.
Peki o vakte kadar, söz ettiğiniz tüm bu Yahudi sömürgeciliği Filistinlilerden herhangi bir tepki görmeden mi gerçekleşti?
1920'de oluşturulan Filistin Arap Kongresi, Balfour Deklarasyonu'nu, yani bir Yahudi ulusal yurdu fikrini reddederek Filistin'de ulusal bir hükümet talep eder ancak Milletler Cemiyeti’nin (Cemiyet-i Akvâm) hükmünün de bu doğrultuda olmasına rağmen bu İngiltere tarafından olumlu karşılanmaz.
Ve her zamanki gibi, İngiliz hükümeti soruşturma komisyonunun önerisinin tam tersini mi uygulayacak?
Her zamanki gibi. Başbakan Ramsay MacDonald bu raporu reddedecek ve 30 yıl boyunca Siyonist yanlısı bir politika izlenecektir.
Bu da 1936-1939 büyük Filistin Ayaklanması’na yol açacak.

İngilizlerin, 15 Nisan 1936'da olağanüstü hal ilân ederek tepki göstermesi, ülke genelinde işçi ve orta sınıfların genel grevini tetikler. Mücadeleyi yönetmek adına bir Arap Yüksek Komitesi kurulur. Grev altı ay boyunca sürecek, sivil itaatsizlik genellikle köylüler arasında geniş bir destekle başkaldırı eylemlerine yol açacaktır. İsyancılar kendilerini gerilla grupları halinde örgütlerler ve kırsal alanın büyük bir bölümünü kontrol altına alırlar. Ancak grev İngilizler tarafından yasadışı ilân edilir, liderlerin hapse atılması yahut sınır dışı edilmesi, gazetelerin sansürlenmesi veya kapatılması, sokağa çıkma yasakları ve bazı köy ve mahallelere toplu ceza uygulamalarının düzenlenmesiyle süreç devam eder.
Yeni bir İngiliz komisyonu olan Peel Komisyonu, sorunların ana nedeni olarak - her zamanki gibi - bağımsızlık arzusunu vurgulayacaktır. Filistin’i bir Yahudi devleti, bir Arap devleti ve İngilizlere ait bir bölge olmak suretiyle üçe bölerek İngiliz mandasının sona erdirilmesini tavsiye eder. Sonrasında da iki tümen, hava filoları, polis kuvvetleri ve 6.000 Yahudi destekçi ile büyük bir kampanya başlatır. Müdahale birlikleri, 2.000 Filistinli savaşçıdan on kat daha fazla olmasına karşın, halk tarafından desteklenen askerler 1939 yılına kadar direneceklerdir.
Kısacası, Filistin kesinlikle bir çöl ve Filistinliler de güdülmesi gereken koyunlar değildi!
Şüphesiz. Ancak bu baskı Filistin siyasî partilerini ve direniş örgütlerini kırıp geçirecek, Filistinli birçok liderin ülkeye dönmesi engellenecektir. Öte yandan İngilizler, Siyonist milis Haganah'ın yanı sıra Irgoun, Stern ve diğer terörist grupların gelişimine katkı sağlar. Yahudi cemaati nihayet 1945'te İngiliz işgaline karşı bir isyan başlatacak ve 1948'de Filistin'i ele geçirecek kadar güç kazanacaktır.
Ama bu mantığa aykırı bir durum! Londra tarafından bu kadar çok himaye edilen Yahudilerin artık onlar ile çatışma içine girmesini nasıl açıklıyorsunuz?

Aynı zamanda Siyonist grup Stern, İngilizlerin Mısır'daki temsilcisi Lord Moyne'ye, Siyonist amaçlara karşı çıkması gerekçesiyle suikast düzenler. Bu da, Siyonistleri her zaman desteklemiş olan Churchill'i öfkelendirir. Netice itibariyle Siyonistler Filistin'de İngilizlere karşı bir terör eylemi kampanyası başlatırlar ve Haziran 1946'da İngiliz yetkililerin Kudüs'teki karargâhı olan King David Oteli havaya uçururlar. İngilizler ise ihtiyatı elden bırakmayacak ve 1936'da Filistinli direnişçileri vuran tepkiden çok daha zayıf bir tepki ortaya koyacaktır.
Bu durumda Büyük Britanya 1948'de Filistin'den çekilmeye ve görevi Birleşmiş Milletlere devretmeye karar verir. İkinci adım da, gizli kapaklı birçok manevradan sonra Filistin’i bölmekten ibarettir. Nüfusun %31'ini oluşturan Yahudiler, Filistin'in tarihi topraklarının %55'ini alırken bu Yahudi devletinde Filistinliler resmen %45 ile azınlık kalır. Öte yandan önerilen Arap devleti, ihmal edilebilir bir Yahudi azınlığın yaşadığı toprakların sadece %45'ini alacaktır.
Çok geçmeden Filistin halkı ve Siyonist otorite arasında husumet başladı. Üstelik ayrılış tarihi İngilizler tarafından 31 Temmuz 1948 olarak belirlenmesine rağmen, bundan yalnızca Filistinliler tarafındaki Siyonistler haberdar edildi ve yetki devri için herhangi bir işlem yapılmayarak ülke zor durumda bırakıldı.
Ancak, iyi örgütlenmiş Yahudi cemaati zaten kendi kurumlarını oluşturmuştu ve iktidarı ele geçirmeye hazırdı. Diğer taraftan, 1939'daki mağlubiyet ve gördükleri baskılardan sonra Filistinlilerin sahip olduğu bir yapı kalmamıştı. İngiliz birlikleri Arap bölgelerini terk ettiğinde, arkalarında güvenliği, polisi, elektriği, suyu, sıhhi hizmetleri, eğitimi denetleyecek hiçbir kurum bırakmamıştı.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.