Büyük İskender’in cihanı fetheden kargısı: Sarissa

Kahraman Şakul
Kahraman ŞakulDerin Tarih Dergi Yazarı
10:00, 28/12/2025, Pazar • GZT Haber Merkezi
Büyük İskender’in cihanı fetheden kargısı: Sarissa

Sarissa denilen uzun Makedon kargısı askerî teknoloji tarihinde Helenistik bir çığır açan silah olarak bilinir. Tarihçi Sicilyalı Diodoros Asya ve Avrupa’nın Makedon kargıları sayesinde fethedildiğini ileri sürmüştür. Büyük İskender’in ve babası II. Filip’in orduları upuzun mızraklarıyla Helen dünyasının ardından Küçük Asya, Levant, Mısır, Mezopotamya, İran ile kısmen Orta Asya ve Hindistan’ı fethettiler. Bu seferlerde Sarissa öyle belirleyici oldu ki İskender’in ani ölümünden Helenistik krallıkların kurulduğu topraklar “mızrakla kazanılmış mülk” olarak telakki anılmıştır.

Dünya tarihinde her siyasî rejim kendini meşru kılan bir askerî örgüte ihtiyaç duymuştur. Devletin varlık cevherini parlatan ve ideolojisini yayan vasıta da ordu olagelmiştir. Orta Asya göçebeliğinin okçu atlıları, Roma’nın lejyonerleri, ihtilal Fransa’sının dünyaya örnek olan vatandaş orduları hep böyledir.

Sarissa denilen uzun Makedon kargısı kullanan piyadeler (Helen Savaş Müzesi, Atina).
Sarissa denilen uzun Makedon kargısı kullanan piyadeler (Helen Savaş Müzesi, Atina).

Tarihçi Sicilyalı Diodoros (MÖ 1. yüzyıl) Bibliotheca Historica’sında Asya ve Avrupa’yı fetheden yegâne silahın Makedon kargıları olduğunu ilan etmişti. Gerçekten de sarissa (veya sarisa) denilen uzun Makedon kargısı askerî teknoloji tarihinde Helenistik bir çığır açan silah olarak bilinir. Büyük İskender’in (Aleksandros) ve babası II. Filip’in (Filippos) emrindeki ordular upuzun mızraklarıyla önce Helen dünyasını sonra da sırasıyla Küçük Asya, Levant, Mısır, Mezopotamya, İran ile kısmen Orta Asya ve Hindistan’ı fethettiler. Sarissa öyle belirleyici oldu ki İskender’in ani ölümünden sonra komutanlarının kurduğu Helenistik krallıklar topraklarını “mızrakla kazanılmış mülk” olarak telakki etmişlerdir.

Helen demokrasisinin vatandaş askerleri: Hoplîtai̯ (Hoplit/Hoploncu)

Arkaik Çağ gelip çattığında (MÖ 750’ler) Homeros’un İlyada ve Odise’sinde okuduğumuz bireysel cesareti ve dövüş becerisiyle öne çıkan soylu savaşçı tipi çoktan mâzi olmuştu. Polis (medine) denilen kent devletleri güçleniyor, Akdeniz’de koloniler kuruyordu. Kendilerince bir demokrasi anlayışları vardı. Bir süre popülist tiranların sultası altına girseler bile artık MÖ 6. asırla birlikte demokrasilerini ihya etmişlerdi. Arkaik Çağ’ın en mühim gelişmelerinden biri soyluların siyasî gücü ve konumlarının aşınmasıydı. Deniz ticaretinin getirdiği zenginlik soyluların tarıma dayalı zenginlik ve itibarlarını sarsmıştı. Bir kentteki tüm erkek vatandaşlar askerlik yükümlülüğüne sahipti. Barış zamanı tunç tolga ve göğüslüklerini (hoplon: cebe/zırh takımı) takar, 1 m. çapındaki geniş yuvarlak kalkanlarını (aspis) sol ellerine ve 2 küsur metre uzunluğundaki mızraklarını (doru) sağ ellerine alıp falanj denilen derin saflar hâlinde sıkı düzene girip talimden geçerlerdi. Böyle yanaşık düzende durmak vatandaşlar arasında eşitlik ve dayanışma ruhunu besliyordu.

Kuşkusuz Homer’in ferdî savaşan soylu cengaverine göre bireysel becerileri daha düşüktü. Fakat, hep beraber dirayetle kalkanlarına yaslanıp mızraklarını ileri uzatırlarsa yenilmeyeceklerini biliyorlardı. Muhtemelen ilk hoplitler Argos’ta ortaya çıktı. Zira ilk hoplit tolgası burada bulunmuştur (MÖ 725). Hoplit teçhizatını oluşturan püsküllü (at kılı) tolga ve yuvarlak geniş kalkan o devrin süper gücü Asurîlerde kullanılan teçhizatı andırır. Ancak, hoplit deyince akla Spartalılar gelir. Her Spartalı oğlan ve kız, 7 yaşından itibaren askerî eğitimden geçerdi. Kızlardan savaşmaları beklenmezse de sağlam bedenli kadınlar olup gürbüz savaşçı doğurmaları beklenirdi. Her hoplit, kalkanı ile solundakini koruyacağı için sağındaki hoplitin kalkanıyla kendisini korumasına muhtaçtı. Bu karşılıklı bağımlılık yıllar süren talimlerde edinilen güven ve dayanışmayı şart kılıyordu. Zamanla hoplit savaşçı ahlâkı doğdu. Mesela, bozgun esnasında kaçan hoplitin kalkanını (8-15 kg) ağır olduğundan dolayı bir kenara fırlatması çok ayıp karşılanırdı.

MÖ 7. yüzyılda günümüzde Musul civarında kurulan Ninova şehrindeki Sanherib Sarayı’nın duvarında yer alan kalkan, mızrak ve miğferle teçhiz edilmiş Asur askerleri kabartması.
MÖ 7. yüzyılda günümüzde Musul civarında kurulan Ninova şehrindeki Sanherib Sarayı’nın duvarında yer alan kalkan, mızrak ve miğferle teçhiz edilmiş Asur askerleri kabartması.

Atina’da ve diğer kentlerde vatandaşlar Sparta’nın aksine yarı zamanlı savaşçıydılar. Solon ıslahatlarından (MÖ 594-590) sonra vatandaşlar varlık seviyelerine göre 4 sınıfa ayrılmışlardı. Aristokratlardan (pentakosiomedimnoi) sonra hippei denilen kesim gelirdi. Savaşa kendi donattıkları atın sırtında katılmaları beklenirdi. Zeugitai denilen üçüncü kesim hoplit saflarını oluştururlardı. En fakir vatandaşlar ise thetes zümresine dâhil olup donanma kurulduktan sonra kürekçi hizmeti görmüşlerdir. Zira, hoplit mızrağı ve zırh takımı satın almaya maddi güçleri olmayıp ancak kürek edinebiliyorlardı.

Falanj denilen dikdörtgen şekilli derin kıtaların (8+ saf) kafa kafaya gelmesi iki keçinin köprü savaşını andırır. Uzun kenarı oluşturan ön saflar birbirlerini iterken arka saflar da kalkanlarıyla ön safları hafifçe öne itip hattın bozulmasını engellerdi. Tecrübeli kumandanlar kadar, en güçlü ve iyi savaşçıların da, öndeki 2-3 safta sağda yer alması şarttı. Zira, hattın en sağındaki hoplit sağında başka asker olmayınca kısmen açıkta kaldığından hasım hoplit kıtası olabildiğince sağdan bindirip safları kırmaya çalışırdı. Tecrübeli subay ve askerler kadar hafif piyade ve süvari de çevirme harekâtına karşı kanatlar ve arkada saf tutarlardı. Genelde bir saatte iki taraftan birinin meydanı terk etmesi ile çarpışma biterdi. Vatandaşların çoğu çiftçi olunca savaş genelde yaz mevsiminde tek bir muharebeden ibaret olurdu. Zayiatlar ortalama %5 gibi oldukça düşük bir yüzdede seyrederdi. Demokrasiler savaş zayiatları konusunda hassastır. Vatandaşları ölsün istemezler! Zayiat düşük olsa bile genelde ön saflarda gerçekleştiğinden dolayı ölenler şehrin ileri gelen tecrübeli askerleri ve kumandanları olunca tepki tabii ki kaçınılmazdı.

İtalya’daki antik Pompei şehri yakınlarında yapılan kazılar sırasında bulunan İskender Mozaiği. İssos Muharebesi’ni gösteren bu mozaikte, atının üstündeki İskender’in Dara ile (savaş arabasında) mücadelesi resmedilmiş (Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi, MÖ 100).
İtalya’daki antik Pompei şehri yakınlarında yapılan kazılar sırasında bulunan İskender Mozaiği. İssos Muharebesi’ni gösteren bu mozaikte, atının üstündeki İskender’in Dara ile (savaş arabasında) mücadelesi resmedilmiş (Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi, MÖ 100).

Bu dövüş tarzı soylular için pehlivanlık tefrikası satmak gibi bir şeydi. Aristokratlar, demokrat vatandaşlara gerçek pehlivanın kim olduğunu ispatlama hevesiyle Olympia’da düzenlenen olimpiyat gibi geleneksel oyunlara sığındılar. Zaten tüm sene idman yapacak vakte ve paraya bir tek onlar sahipti. Böyle olunca olimpiyat “sporcuları” hep soylulardan çıkıyordu. 1896’da yeniden canlandırılan bu geleneksel oyunlarda soylu gençler koşudan güreşe pek çok alanda pehlivanlıklarını göstermişler ve demokrat vatandaşlara âdeta nispet yapmışlardır. Onlardan ne kadar farklı ve üstün olduklarını ispatlama telaşı içinde olimpiyatlara çıplak katılıyorlardı. Helen dünyasında çıplaklık âdeta soyluların kostümü hâline gelmişti. Aristokrat oldukları belli olsun diye mezarlarının başına diktirdikleri heykelcikler bile çıplaktı. Zamanla tanrı ve tanrıçalar da çıplak tasvir edilir oldu. Etrüskler ve İberya’daki lokal halkların bu Helen “cıbıldaklığından” pek hoşlanmadıklarını belirtelim. Etrüsk’e satılan Atina çanak çömleğinde olimpiyat oyuncularına don giydirildiği arkeolojik buluntulardan anlaşılıyor.

Test edilmiş, onaylanmış bir savaş yöntemi

Biz dönelim hoplitlerimize. Bu savaş tarzı, soylular ne düşünürse düşünsün, test edilmiş ve onaylanmıştı. Perslerin Peloponez’i işgal çabaları derin hoplit kıtaları sayesinde boşa çıkartıldı. Maraton (MÖ 490), Thermopylae (MÖ 480) ve Plataea (MÖ 479) kendilerinden sayıca üstün Pers ordularını arazi şartlarını iyi kullanıp dengesiz yakaladıkları anda derin kıtalarını taarruza kaldırarak parça pinçik etmişlerdi. Öte yandan, Atina ve Sparta’nın başını çektiği kent ligleri MÖ 450’lerde birbirleriyle savaşa tutuştular. MÖ 431-404 arasında yayılan meşhur Peloponez Savaşları’na belki de İkinci Peloponez Savaşları demek daha doğrudur. Her hâlükârda bu savaşlarda hoplit falanjlarının zayıf yönleri su yüzüne çıkmaya başlamıştı. Savaşı Sparta kazansa bile Helen dünyasında Sparta tahakkümü kalıcı olamadı. MÖ 395-387 arasına yayılan bir sonraki savaşta Thebai (İstefe), Atina, Korinthos (Gördos) ve Argos hoplitleri Sparta’yı bir hayli yıprattı. Levktra Muharebesi’nde (MÖ 391) büyük askerî reformcu Atina generali İfikrates, peltast denilen hafif teçhizatlı askerleriyle Sparta falanjını vur-kaç taktikleriyle en savunmasız olduğu yerden, cenahlardan, vurarak bozdu ve askerlerin yarısını kılıçtan geçirdi. Zira o seferde Sparta falanjını bu tacizlerden koruyacak hafif piyade ve süvarileri desteği eksikti. İfikrates’in birlikleri küçük Trakya kalkanı (peltē), kısa fırlatma mızrağı (cirit) ve tunç yerine keten göğüslük kullandıkları için çok hareketliydiler. Kuşkusuz, savaş düzenine girmiş devasa bir falanjın peltast hücumunu karşılamak için sağa sola gedik vermeden dönmesi mümkün değildi. İlk üç saf mızraklarını öne uzattığında falanj bu tür manevraları yapamaz ve ancak cephe hücumlarını karşılayabilirdi.

Büyük İskender’le ilgili çalışmalarıyla tanınan Fransız illüstratör André Castaigne’in, Gaugamela Muharebesi’nde Perslerin tırpanlı savaş arabalarıyla hücumunu tasvir eden illüstrasyonu (1899).
Büyük İskender’le ilgili çalışmalarıyla tanınan Fransız illüstratör André Castaigne’in, Gaugamela Muharebesi’nde Perslerin tırpanlı savaş arabalarıyla hücumunu tasvir eden illüstrasyonu (1899).

Tebai generali Epaminendos İkinci Levktra Muharebesi’nde (MÖ 371) Sparta ve müttefiklerini yepyeni bir taktikle nihai yenilgiye uğrattı. Epaminendos ordusunun sağ kanadını 50 saf derinlikte dizip merkezi ve sol kanadın saflarını sığ tuttu. Tarihlere oblik (eğik) düzen olarak geçen bu taktik Büyük İskender’den Napolyon Bonapart’a dek pek çok kumandan tarafından başarıyla kullanılmıştır. Falanj, sağ kanattan sol kanada doğru aynı hizada değil, geriye meyleden eğik hizada uzandığı için Epaminendos’un merkez ve sol kanadı daha muharebeye girmeden kalabalık sağ kanat Sparta ve müttefiklerinin sol kanadını ezip geçmişti. Böylece Helen dünyasında Tebai tahakkümü doğdu. Tarihin en büyük hoplit muharebesi ise yine Sparta ve Tebai’nin başını çektiği müttefikler arasında Mantinea’da (MÖ 362) cereyan etti. Epaminendos aynı taktikle bir kez daha büyük bir zafer kazanırken kendisi de muharebede öldü.

II. Filip (MÖ 359-336): İskender fütuhatının önsözünü yazan adam

Makedon Kralı III. Amyntas’tan sonra (MÖ 393-370) yerine sırasıyla oğulları II. Aleksandros (MÖ 370-368) ve III. Perdikkas (MÖ 365-359) geçmişti. Bu esnada küçük kardeş II. Filip rehin olarak önce İlirya’ya ve sonra da Tebai’ye gönderilmişti (MÖ 368-365). Tebai’de iken Epaminendos’tan strateji ve taktik dersleri aldığı söylenir. Heroneya Çarpışması’nda (MÖ 338) Tebaili Epaminendos’un oblik düzenini başarıyla kullanarak Tebai ordusunu tarumar ettiğine göre Tebai’deki yıllarını boşa geçirmediği aşikârdır. Bu yenilgi âdeta hoplit falanjına dayalı vatandaş ordularının sonunu ilan etmiştir. Şöyle ki, hoplit falanjının 2.5 metre uzunluğundaki mızrakları daha Makedon falanjına değemeden ücretli askerlerin oluşturduğu Makedon piyade kıtaları 5-6 metre uzunluğundaki sarissalarıyla hoplit falanjını yarmıştı.

Makedon Kralı II. Filip
Makedon Kralı II. Filip

Hoplit mızrakları artık tehdit olmadığı için Makedon falanjını oluşturan falanjit askerleri ağır zırhlardan kurtuldular. Kaba ketenden göğüs zırhları ve küçük yuvarlak kalkanları ile daha çevik ve hareketli savaşma kabiliyeti edindiler. Hoplit kıtaları kalkan duvarlarına güvenirken, falanjitler karşıdan bakıldığında bir mızrak duvarını andırıyorlardı. Birbirlerinin hafif sağında durarak art arda dizilen 5 saf asker sarissalarını öne uzattıklarında kargıları testere dişleri gibi duruyordu. Hoplit bir sarissayı geçse diğerine takılırdı ki zaten 1 metrelik kalkanını bırakmadan bu kargıların arasına sızması olanaksızdı. Makedon falanjitler ise uzaktan hoplit kalkanlarına kargılarını dayayarak hoplit kıtasının kendisine yaklaşmasını önler, onu yerine mıhlardı. Hoplit saflarında gedik açılırsa fırsat kollayan süvari derhâl gediklere hamle edip hoplit kıtasını darmadağın ederdi.

II. Filip 20 küsur yılda bu sayede tüm kent devletlerini denetimi altına aldı. Otokratik rejime sahip Makedon Krallığı için ücretli falanjitler tabii ki demokrasi ile yönetilen kent devletlerinin vatandaş hoplitlerinden daha ideal bir ordu demekti. Mesela Aristo MÖ 340’larda ahlâk üzerine yazdığı Nikomakhos’a Etik adlı başyapıtında ücretli askerlerin daha talimli olmalarından dolayı hem müdafaa hem de taarruzda daha etkin askerler olduklarını düşünüyordu. O yıllarda Aristo’nun genç İskender’e öğretmen olduğunu hatırlayalım. Sarissa her ne kadar hafif ağaçlardan yapılsa da yine de ağırca bir silahtı (takriben 5 kg.). Düzenli talimlerle kasları güçlendirmek bu silahı muharebelerde uzun süre tutabilmek için şarttı. Uzunluğundan dolayı silahın iki elle kavraması gerekiyordu. Sağ elle kavranan kargının ön kısmı sol elle desteklenirdi. Sol elin boşta kalması için kalkan sol omza kayışla geçirilirdi. Kayışın ucu sol elle kavranır kargıyı alttan destekleyen bir askı meydana getirilirdi. Böylece talimli falanjit saatlerce uzun kargısını muharebe pozisyonunda tutabilirdi.

MÖ 336’da suikasta kurban gitmeseydi II. Filip bu yeni orduyla Pers İmparatorluğu’na saldıracaktı. Nitekim, 10.000 askeri zaten Helespont tarafına çoktan göndermişti.

Alman landsknecht’leri (Pavia Muharebesi, 1525). Fransuva’nın Şarlken’e esir düştüğü muharebeyi resmeden bir tasvir.
Alman landsknecht’leri (Pavia Muharebesi, 1525). Fransuva’nın Şarlken’e esir düştüğü muharebeyi resmeden bir tasvir.

Ordu ıslahatı II. Filip’e mal edilse bile aslında Epaminendos’un Makedon kral üzerindeki etkisi açıktı. Ayrıca yukarıda zikrettiğimiz İfikrates’i de unutmamak lazım. Atinalı general, hafif peltast piyadesinin vur-kaç taktiklerini geliştirmekle kalmamıştı. Son araştırmalara göre hoplit mızraklarının boyunu ikiye katlayıp sarissa kargısını da o icat etmişti. Zaten kariyerinin sonlarında Makedon Kralı II. Amyntas’ın himayesine girmiş, II. Aleksandros ile de ahbap olmuştu. Denilebilir ki en geç MÖ 370’lerde başlayan ıslahat MÖ 350’lerde olgunlaşmış ve sonraki 30 yılda Makedonların cihanı fethiyle sonuçlanmıştır.

İskender’in Makedon ordusu

Hoplit kıtaları ortalama 8 saf derinliğinde dizilirken daha II. Filip döneminde falanjitler 10 saflık kıtalar (dekad) hâlinde diziliyorlardı. İskender zamanında ise 16 saflık kıtalar (syntagmae) rağbet buldu ki her syntagma kıtasında 256 falanjit bulunuyordu. Sıkı yanaşık düzende falanjitlerin arasında 48 cm bulunurdu. Sarissalarını dik tutan askerler sağa ve sola çark etmek için bu düzene girerlerdi. Böylece devasa kıtalar meydanda muharebe öncesinde kolaylıkla manevra yapabilirlerdi. Gevşek düzende ise falanjitlerin arasında 192 cm. mesafe bulunurdu. Yürüyüş esnasında 21 kilogramlık teçhizatıyla falanjit için ideal diziliş buydu. Elimizde orijinal sarissa örneği yoksa da taşıma kolaylığı bakımından galiba iki parçalı üretilip madenî bir çubuk aracılığıyla birleştiriliyorlardı; arkeologlar eldeki tek madenî çubuk örneğini birleştirme çubuğu olarak yorumlamaya meylediyorlar.

Falanjitler muharebede ara düzene girerlerdi. Böylece aralarında 96 cm. boşluk bırakırlardı. Bu mesafe ilk 5 safın uzun sarissalarını ileri uzatıp tutmalarına olanak tanıdığı gibi safta gedik açılmasını engelleyecek kadar yeterli bir mesafeydi. Daha gerideki saflar ise sarissalarını öne doğru eğerek ön safların tepesinde oklara karşı koruma kalkanı oluştururlardı. Syntagma Makedon ordusunun temel taktik birimiydi ve ara düzende dizildiği vakit 16 metrelik bir cephe gösterirdi. Bir khiliarkhía (bin askerli kıta) oluşturan 4 syntagma yan yana bitişik durursa demek ki 64 metrelik bir cephe oluşurdu. Benzer hesapla bir merarkhía oluşturan 4 khiliarkhía da 256 metre uzanırdı. Öyleyse İskender zamanında 6 merarkhía barındıran bir sarissa falanjı 16 saf hâlinde 1.5 km. boyunca uzanan bir cepheye sahip olabilirdi.

Kutsal Tebai Takımı’nın gömüldüğü yere dikilen aslanlı heykel. 1818’de bulunmuş ve kaidesi de 2009’da yapılmıştır.
Kutsal Tebai Takımı’nın gömüldüğü yere dikilen aslanlı heykel. 1818’de bulunmuş ve kaidesi de 2009’da yapılmıştır.

Hoplit kıtaları manevra yeteneği düşük, düşman kıtalarını ağırlığıyla ezmeyi hedefleyen cephe hücumuna müsait kıtalardı. Sarissa falanjları ise yarı bağımsız hareket eden birliklerden müteşekkil oldukları için taktik esnekliğe ve araziye uyum yeteneğine sahiptiler. Trampetçiler, atlı ve koşucu çavuşlar ve bayraktarlar muharebe boyunca durmadan emirleri taşıyıp kıtaların insicamlı hareketini temin ederlerdi. Safların derinliği ve cephe uzunluğu değiştirilebilir, syntagma kıtaları falanj oluşturmadan bağımsız taktik birimler şeklinde savaşarak savunmada ve hücumda birbirlerine destek verebilir, farklı yönlere dönüp hücumun yönünü belirleyebilir ve bir düzenden diğerine geçebilirlerdi. Muharebede falanjitlerden emirleri duyup anlamaları için sessiz savaşmaları beklenirdi. İskender’in her muharebede aynı taktiğin çeşitlemelerine başvurması ise askerlerin öngörüsünü şüphesiz artırıyordu.

Helen sporcuları resmeden antik bir vazo (Perizoma Grubu).
Helen sporcuları resmeden antik bir vazo (Perizoma Grubu).

İskender’in babadan miras çekiç-örs taktiği

Heroneya Muharebesi’nde Filip komuta ettiği sağ kanat ile ardında kalan tepeliğe taktik amaçlı çekilirken oğlu İskender’in emrindeki sol kanat (Teselya kuvvetleri) ileri çıkmıştı. Böylece Makedon hattı eğik düzene girmişti. Filip kendisini takip ederken düzeni bozulan Atinalı hoplitlerin kıtasına yüksek araziden şiddetle hücuma kalktığı anda İskender de diğer kanattan karşısındaki Tebai kıtasına ve çaprazına düşen Atina kıtasına saldırınca Makedonlar Atina-Tebai ordusunu bozmuştu. Hatta, Kutsal Tebai Takımı’nın (300 asker) kırıldığı yere aslanlı bir anıt dikilmiştir ki 1818’de toprak altından çıkarılan anıtın altında 254 erkeğin gömülü olduğu anlaşılmıştır. Kim bilir, belki de bu nedenle Osmanlılar buraya Esedabad/Esedli adını uygun görmüştü.

Büyük İskender babadan miras eğik düzen ve çekiç-örs taktiğini her muharebede başarıyla kullanmıştı. Sarrisalı Makedon falanjitlerini merkezde, Makedon süvarisini sağ kanatta ve hafif Teselya süvarisi ve ciritçi piyadesini (peltast) sol kanatta tutardı. Merkezden falanjını ileri çıkartıp hasmını yerine mıhlarken kendisi sağ kanattan düşmanın sol kanadını vururdu. Hasmını bozunca içeri çarkla mıhlanmış merkeze solundan bindirirdi. Şayet hasım hücumu karşılamak için sola dönecek olsa kalkan korumasından yoksun kalan sağ yanları Makedon falanjlarına kolay hedef olurdu. Kısacası İskender sarissalı falanjitleri örs, sağ kanat süvarisini ise çekiç olarak kullanmıştır. Tabii ki bu taktiğin işe yaraması merkez ve sağ kolun eşgüdümüne bağlıydı. Bu eşgüdümü sağlayan şey ise cephe hizasının İskender’in çevirme hareketiyle eğik görünüme kavuşmasıydı. Böylece sağ kanat hasmın sol kanadına yüklenip bozarken merkez de hasmın merkezine gedik vermeden yanaşma imkânına kavuşuyordu.

İspanyol tercios’ları (Nieuport Muharebesi, 1600). Nassau Kontu Maurice emrindeki Felemenk-İngiliz kuvvetlerinin kuvvetlerinin kontramarş taktiğini tüfekli-kargılı piyade kıtalarına uyarlayarak yaylım ateşiyle İspanyolları bozguna uğrattığı meşhur muharebe
İspanyol tercios’ları (Nieuport Muharebesi, 1600). Nassau Kontu Maurice emrindeki Felemenk-İngiliz kuvvetlerinin kuvvetlerinin kontramarş taktiğini tüfekli-kargılı piyade kıtalarına uyarlayarak yaylım ateşiyle İspanyolları bozguna uğrattığı meşhur muharebe

Büyük İskender babasının Pers İmparatorluğu’na açtığı seferi sürdürmek için Anadolu’ya geçtiği vakit emrinde 37.000 asker vardı. Bunların 10.000’i babası tarafından evvelce Hellespont’a gönderilenlerdi. Ordunun çekirdeğini Yoldaşlar (hetairoi) denilen seçkin süvari kıtası (1.800 adam) oluşturuyordu. Bir bu kadar talimli ve kalabalık süvari de Teselya’dan geliyordu. Muhtemelen süvarinin toplam mevcudu 5.000’i bulmaktaydı. Sadece prodromoi (sarissaophoroi) denilen süvari sarissa taşıyordu. Onların mızrağı çift taraflı olup piyade mızrağına göre daha geniş temrenliydi; böylece ölümcül yaralar açabiliyorlardı. Süvarilerin çoğu ise xyston denilen daha kısa mızraklarla donatılmışlardı. Piyade kuvvetlerinin çekirdeğini sarissalı Makedon falanjitleri (3.000 adam) oluşturuyordu. Piyade sarissasının temreni küçüktü. Zırh ve kalkan delmek için küçük temren büyük yaprak temrenden daha etkiliydi. Trakyalı ciritçiler ile İlirya ve Girit’ten gelen okçular hafif piyade görevi görüyorlardı. Ayrıca 7.000 Helen hopliti vardı, ancak İskender’in onlara güvenmediği söylenir. Nitekim, Dara’nın Pers ordusunda da binlerce Helen hoplit bulunmaktaydı. Bunlara ek olarak II. Filip’in geliştirdiği söylenen kaşıklı mancınıklar Makedon ordusuna kale cenginde avantaj sağlıyordu. İlginçtir, İskender kendisine eşlik etmek üzere sefere mühendisler, mimarlar, bilim adamları ve tarihçi Kallisthenes’i de (MÖ 360-327) götürmüştür.

Çekiç-örs taktiğinin öne çıktığı muharebeler şunlardır: Granikos [Biga] Nehri (MÖ 334), İssos [Hatay havalisi] (MÖ 333), Gaugamela [Erbil] (MÖ 331) ve Hidaspes [Celum, Pencap] Nehri (MÖ 326) çarpışmaları. Granikos’ta sarissalı falanjitler ne kadar çevik ve hareketli olabileceklerini ispatlamışlardı. Ellerinde 5 küsur metrelik sarissaları ile düzenden çıkmadan Biga Nehri’ni geçerek Pers ordusuna saldırabilmişlerdi. Geçişi durdurmaya çalışan ücretli Helen hoplitler mızraklarının kısa kalması dolayısıyla sarissalı falanjitleri durduramamışlardı. Bu esnada İskender de sağ kanattan çark ile hasmının sol kanadını vurup dağıtmıştı. Her zaman önde savaşmayı yeğleyen İskender’i mutlak ölümden Yoldaşlardan bir kumandan kurtarmıştır. Yoksa, İskender’in fütuhatçı kariyeri başlamadan bitebilirdi. Vefasız İskender sonraları otokratik eğilimleri artınca sarhoşluk anında bir anlık öfke ile bu kumandanını kılıcıyla öldürecektir.

Yunanistan’ın Naousa kentindeki eski bir Makedon mezarında bulunan ve muhtemelen bir Makedon süvarisini düşmanı kovalarken tasvir eden mezar resmi (MÖ 3. yüzyıl). (Louvre Müzesi).
Yunanistan’ın Naousa kentindeki eski bir Makedon mezarında bulunan ve muhtemelen bir Makedon süvarisini düşmanı kovalarken tasvir eden mezar resmi (MÖ 3. yüzyıl). (Louvre Müzesi).

İskender, Dara ile ilk kez İssos’ta karşılaştı. İki ordu karşı karşıya geldiği zaman İskender kendi kuvvetlerinin pek cılız kaldığını fark etmişti. Dara’nın emperyal ordusunda 30.000 kadar Helen ücretli askerin savaştığı söylenir. Tıpkı Granikos’taki gibi burada da Makedon falanjitleri nehir geçmek zorunda kalmışlardı. Yakanın yüksekliği sayesinde Helen hoplitler bu sefer daha başarılı mukavemet etmelerine rağmen geçişi yine engelleyemediler. Muharebe meydanı dağlarla deniz arasında sıkışmış bir alan olunca Persler sayısal üstünlüklerinden ve süvarilerinden yeterince yararlanamadılar. Persler Makedonların sol kanadındaki Teselya süvarisine galip gelirken İskender bir kez daha sağ kanattan Perslerin sol kanadına yüklenip hasmın merkezine çark ederek Pers hatlarında gedik oluşturmayı başardı. Dara’nın muhafız alayı baskıya dayanamayıp çözülünce Dara telaşa kapılıp kaçtı ve Pers ordusu bozuldu. Padişahın tüm ağırlığı, prensesleri ve validesi esir düştü.

Ne Granikos’ta ne de İssos’ta İskender nehir geçişlerini devasa falanj kıtalarıyla becerebilirdi. Sarissalı falanjitlerin küçük bölükler hâlinde nehri geçmeyi başarmaları yukarıda zikrettiğimiz gibi Makedon falanjlarının taktik ve düzen esnekliğinin bir göstergesidir.

Roma civarında arkeolojik kazılarda bulunan ve MÖ 650-640’a tarihlenen (Etrüsk dönemi) Chigi Vazosu’nda Helen dünyasının savaşçıları olan hoplitler tasvir edilmiş.
Roma civarında arkeolojik kazılarda bulunan ve MÖ 650-640’a tarihlenen (Etrüsk dönemi) Chigi Vazosu’nda Helen dünyasının savaşçıları olan hoplitler tasvir edilmiş.

Dara İssos’tan kendine göre dersler çıkardı. Pers üstünlüğü kalabalık süvari hücumlarına dayanıyordu. Piyade ise nispeten hafif teçhizatlı olup genelde it dalaşı, vur-kaç ve uzaktan avlama taktikleriyle cenk ediyordu. Öyleyse uzun sarissaları bertaraf edip Makedon saflarını bozmanın bir yolu bulunmalıydı. Dara kılıç ve mızrak boylarını uzatarak Makedon sarissalarını etkisiz kılmayı deneyecekti.

Hasımlar kozlarını bir kez daha paylaşmak üzere Gaugamela’da karşılaştılar. Bu sefer Dara süvarisini daha etkin kullanmak gayesiyle Zagros Dağları’nın eteklerini seçmişti. Zaten yenilgilerden sonra ordusunda pek piyade kalmamıştı. Sarissalı falanjları parça pinçik etmek için yüzlerce cenk arabasının tekerine tırpanlar monte ettirmişti. Bunların topyekûn hücuma kalkmasıyla oluşan toz bulutları her iki tarafın da görüş kabiliyetini yok edince Persler Makedon falanjlarına çarptığında meydan ana baba gününe döndü. Anlaşılan falanjlar bir kez daha komuta özerkliğine sahip hareketli küçük birimleri sayesinde hızlı tepki vererek sağa sola kaçılma manevrasıyla araba ve fillerin geçebileceği koridorlar oluşturdular. Böylece etrafı sarılan düşman bertaraf edildi. Evvelki muharebelerde olduğu gibi Makedon sarissaları düşmanın merkezini mıhlarken İskender de saldırabileceği bir gedik bulmak ümidiyle sarissalı falanjitlerin desteklediği süvarisini sağ kanatta eğik düzende ilerletti. Persler sol kanattan başlattıkları karşı hücumları beslemek için buraya kıta kaydırıp durunca merkezle sol kanat arasında umulan gedik açıldı. İskender süvarisi ve falanjitleriyle bu gedikten saldırıp Pers ordusunu iki parçaya böldü. Dara bir kez daha çekiç-örs taktiğiyle alt edilmişti.

Büyük İskender İmparatorluğu’nun sınırlarını gösteren harita (1890’lar).
Büyük İskender İmparatorluğu’nun sınırlarını gösteren harita (1890’lar).

Hidaspes Çarpışması’nda İskender’in karşısına 20.000 Hint piyadesi, 2.000 süvari, cenk arabaları ve pek çok cenk fili çıktı. İki ordu arasında Hidaspes Nehri uzanıyordu. İskender sağ kanadını falanjitlerle güçlendirip gizlice karşı yakaya geçti ve bir kez daha hasmına soldan yüklendi. Arazi çamurlu olduğu için öncü kuvvetteki Hint cenk arabaları pek işe yaramamıştı. Kıral Porus ordusunu toplayıp taarruza geçince İskender’in merkeze yerleştirdiği falanjitler bir kez daha saflarını açıp üzerlerindeki mahfede okçu ve ciritçi taşıyan fillerin ve arabaların ortadan geçmesine müsaade ettiler. Uzun sarissalarıyla hayvanları dürtüp geri kaçırttılar. Kızgın filler kendi saflarını ezip geçti. Bu gibi durumlarda fil sürücüleri ucu zehirli çubukları fillere batırırlardı, ancak hepsi çoktan ölmüştü. Bu esnada İskender de süvarisiyle çevirme harekâtını tamamlayıp merkezdeki Porus’a arkadan saldırdı. Karşı yakada kalan asıl Makedon ordusunun nehri geçmesiyle zafer kesinleşti. Sarissa bir kez daha cenk arabası, filler ve piyadeye karşı mevkiini koruyup düşmanı mıhlama görevini yerine getirmişti. Öte yandan Makedon falanjitler artık daha fazla ilerlemek istemiyorlardı, çünkü ilerledikçe daha fazla fille karşılaşacaklarını anlamışlardı. Hoş, İskender’in emrinde de artık ganimet aldığı 100 civarında cenk fili vardı.

İsviçre mızraklı piyadesi (Vatikan’ın muhafızları).
İsviçre mızraklı piyadesi (Vatikan’ın muhafızları).

İskender’in tüm muharebelerinde süvarilerini ya düşman süvarisine karşı ya da düşman piyadesini yandan vurmak maksadıyla kullanmıştı. Sarissalı falanjlar ise nadiren süvari taarruzuna maruz kaldılar. İskender’in tüm hasımları güçlü süvariye sahip olmalarına rağmen piyade yönünden zayıftılar; sarissalı falanjitlerle boy ölçüşememişlerdi. Hâliyle, Makedon falanjlarıyla hasmın merkezini mıhlayıp süvariyle kanat saldırısı gerçekleştirmek her defasında sonuç vermişti.

Aelianus Taktikus adlı eserden bir sayfa.
Aelianus Taktikus adlı eserden bir sayfa.

Sarissanın sınırları: Heronya’da zaferden hezimete

İskender’in MÖ 322’de ansızın ölmesi üzerine (ki zengin sandığı Arabistan’ı fethetmeye ve donanmasıyla Afrika’nın etrafından dolanmaya hazırlanıyordu!) generalleri birbirleriyle savaşa tutuştular. Biraz da bu savaşların etkisiyle Helenistik Çağ’da Peloponez’den Kuzey Hindistan’a dek sarissa falanjitleri hoplitlerin yerini aldı. Örs-çekiç taktiği de yaygınlaştı. Sarissadan umulan fayda uzun kargıyı hasmın kalkanına dayayıp hasmı uzakta tutmaktı. Orduların birbirini andırdığı bir çağda üstünlük elde etmek amacıyla sarissalar ortalama 5.80 santimetreden 7.70 santimetreye dek uzadı. Piyade sayısı da süvari aleyhine arttı. Sarissa taşıyan falanjitin temel zafiyeti tıpkı hoplit gibi sırıklı silahını yakın dövüşte kullanamamasıydı. Ayrıca falanjlar hoplit kıtalarından daha çevik olsa bile yine de savaş pozisyonu almış 16 saflık bir kıtayı sağa sola döndürüp yandan ve geriden gelen hücumları karşılamak imkânsıza yakındı. Cepheden taarruza uğradığında ise Roma lejyonerleri gibi kısa kılıç (gladius) kullanan piyadeler sarissaların arasından sızıp yakın dövüşte savunmasız falanjitleri biçiyorlardı. MÖ 168’de Pydna Muharebesi’nde Roma lejyonerleri sarissalı falanjitleri bu şekilde yenmişlerdi. MÖ 86’da yine Heronya’da cereyan eden çarpışma ise sarissanın sonu oldu. Heronya’da MÖ 338’de Helenistik Çağı açan sarissa, yine Heronya’da MÖ 86’da tarihe karıştı. Yakın dövüş ustası lejyonerler karşısında sarissanın hükmü yoktu.

İngiliz ressam John Steeple Davis’in Helen-Pers Savaşları’nın son büyük muharebesi olan Plataea Savaşı’nın bir tasviri (1900).
İngiliz ressam John Steeple Davis’in Helen-Pers Savaşları’nın son büyük muharebesi olan Plataea Savaşı’nın bir tasviri (1900).

Sarissa tıpkı cenk arabası gibi itibarını savaş değerini yitirdikten sonra bile korudu. Bizans İmparatoru IV. Leo (saltanatı: 866-912) Taktika’sında Aelianus Taktikus’un Taktikē Theōria (MS. 106 dolayları) adlı eserinden öğrendiği Helenistik sarissa falanjını anlatmıştı. Ortaçağ’ın meşhur İsviçreli mızraklı piyadeleri (hâlâ papaların muhafızlığını yaparlar) Makedon falanjından esinlenmişti. Aelian’ın eseri 1350’lerde Arapçaya, 1487’de ise Latinceye çevrildi. 16. yüzyılda Asclepiodotus ve Arrian’ın eserleriyle birlikte İspanyol ve Felemenk kargılı piyade falanjlarına esin kaynağı oldu. Felemenklerin bu eserden hareketle Roma kıtalarının kontramarş taktiğini tüfekli birliklere uyarlamaları meşhurdur. Avrupa’da bu çağda askerî devrim gerçekleştiğini savunan yaklaşımda kontramarş ve yaylım ateşi devrimin en temel kanıtları olarak sunulmuştur. Askerî devrimin kanıtı olsun olmasın Makedon falanjını andırır bir düzen ve donanımla savaşan orduların son kez görüldüğü zaman ve zemin 17. yüzyıl Avrupa’sı olacaktı.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026