Kentsel dönüşüm Türkiye için ulusal güvenlik meselesi

Türkiye’de hızlı kentleşmenin başladığı 1960’lı yıllardan bu yana şehirleşme, çoğu zaman kontrollü büyümeden çok, düzensiz bir yığılma şeklinde gerçekleşti. Plansız göç hareketlerinin tetiklediği bu süreç, altyapısı yetersiz, sosyal donatıdan yoksun ve sağlıksız yapıların hızla yayılmasına yol açtı. Bugün hâlâ çözüm bekleyen bu tablo, kentsel dönüşüm ihtiyacını kaçınılmaz hale getiren yapısal bir sorun olarak karşımızda duruyor.
Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 93,4’ü il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Nüfusun yaklaşık yüzde 67’si ‘yoğun kent’ tanımına giren bölgelerde konumlanmış durumda. Ülkenin en kalabalık şehri olan İstanbul’un nüfusu 15,7 milyonu aşarken, onu Ankara, İzmir ve Bursa izliyor. Kırsaldan kente olan bu büyük akış, yapı stoku üzerinde kalıcı bir baskı oluşturdu. Ancak sorun sadece yapı sayısıyla değil, bu yapıların ne kadar güvenli olduğuyla da ilgili.

Çünkü Türkiye, yalnızca bir şehirleşme değil aynı zamanda bir deprem ülkesi. Topraklarının yüzde 91’i, nüfusunun yüzde 95’i deprem kuşağında yer alıyor. Sanayimizin yüzde 91’i, barajlarımızın yüzde 92’si aktif fay hatlarına yakın bölgelerde. Ülke genelinde yaklaşık 24 bin 500 km uzunluğunda canlı fay hattı bulunuyor. 1903’ten bu yana yaşanan büyük depremler, 100 binden fazla can kaybına ve 2 milyon civarında yapının yok olmasına neden oldu.
Kentsel dönüşümde İstanbul’un tablosu
İstanbul özelinde tablo daha da dikkat çekici. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın verilerine göre, İstanbul genelinde mevcut konut ve iş yeri sayısı 2024 yılı itibarıyla 8 milyon 70 bine ulaştı. Bu yapıların yaklaşık 3 milyon 393 bininin 2000 yılı ve öncesinde inşa edildiği ifade ediliyor. Bakanlık, bu stokun yapı güvenliği açısından yüksek risk taşıdığına dikkat çekiyor. Yapılan yasal düzenlemeler ve uygulamaya alınan kentsel dönüşüm projeleriyle İstanbul’daki yapı stokunun yüzde 60’ının güvenli hale geldiği belirtiliyor. Ancak hâlâ acil dönüşmesi gereken 600 bin konut bulunduğu da yine aynı açıklamada yer alıyor.
Reklam
Bakanlık tarafından paylaşılan verilere göre, 2012’den bu yana kent genelinde yaklaşık 923 bin bağımsız bölümün dönüşümü tamamlandı. Şu an itibarıyla İstanbul’un 39 ilçesine yayılmış toplam 208 bin 915 konut ve iş yerinde dönüşüm çalışmaları aktif şekilde sürdürülüyor. Kentsel dönüşüm, sosyal konut projeleri ve ‘Yarısı Bizden’ kampanyası kapsamında İstanbul’da bugüne dek toplamda 450 milyar TL’ye yakın yatırım yapıldığı bildirildi.

Özellikle ‘Yarısı Bizden’ kampanyası kapsamında başlatılan dönüşüm sürecine 62 bin konutun dahil olduğu, bunlardan 21 bininde inşa faaliyetlerinin devam ettiği açıklandı. Kampanya çerçevesinde kredi ve hibe desteklerinin artırılarak toplam destek tutarının 1 milyon 875 bin TL’ye çıkarıldığı kaydedildi.
Diğer yandan, 23 Nisan’da yaşanan 6,2 büyüklüğündeki deprem sonrası yapılan incelemelerde 452 bin bağımsız bölümün hızlı şekilde kontrol edildiği, bunlardan 354 bininin hasarsız, 61 bininin ise az hasarlı olarak kayda geçtiği duyuruldu. Bu veriler, İstanbul’un kentsel dönüşüm sürecinde hâlâ ciddi bir yapısal yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Veriler kentsel dönüşümün ne kadar elzem olduğunu ortaya koyarken, uygulamada karşılaşılan zorluklar da sürecin önündeki en büyük engel olarak öne çıkıyor. Süreci sahada takip eden uzmanlara göre, mevzuat eksikliklerinden finansman modellerine kadar birçok yapısal sorun, kentsel dönüşümün olması gereken ivmeyi yakalamasına engel oluyor.
Reklam
Dönüşüm sürecinde neden yol alınamıyor?
Kentsel Dönüşüm Uzmanı Dr. Nihat Şen, dönüşüm sürecinin mevcut hızla ilerleyememesini hem mevzuatsal engellere hem de ekonomik belirsizliklere bağlıyor. 6306 sayılı yasanın güncel ihtiyaçlara göre revize edilmediğini hatırlatan Şen, “İmar mevzuatında yer alan kısıtlayıcı ve çoğu zaman anlamını yitirmiş düzenlemeler, belediyelerin yaptığı hatalı planlamalarla birleşince dönüşüm süreçleri başlamadan tıkanıyor” dedi. Revize imar planlarının yapılmaması, sürecin önünü açacak adımların gecikmesine neden olurken, mülkiyet problemleri de projelerin uygulama aşamasında ciddi bir darboğaz yaratıyor. “İntikal ve veraset işlemlerinin yapılmaması, dönüşüm için uygun görülen birçok parselde adım atılmasını imkânsız hale getiriyor” diye konuştu.

Finansal açıdan da tablo çok daha karmaşık. Kentsel dönüşümün, hâlâ borçlandırma modeli üzerinden ilerletilmeye çalışıldığını vurgulayan Şen, bu yöntemin hem vatandaş hem de süreç açısından sürdürülemez olduğunu ifade etti. “Ağırlaşan ekonomik şartlar karşısında, insanları borçlandırarak dönüşüm beklemek büyük bir hata. Bugün milyonlarca kişi, riskli binalarda oturmaya devam ediyor çünkü bu şartlarda taşınmak ya da yeniden inşa ettirmek mümkün değil” dedi.
Dönüşüm sürecindeki teknik ve finansal engellerin ötesinde, sosyal ve yönetsel sorunlar da kentsel dönüşümün önündeki bir diğer büyük bariyeri oluşturuyor.
Kentsel dönüşümde yönetişim ve yoğunluk ikilemi
Yerel yönetimlerin dönüşüm süreçlerine yeterince eğilmediğini de belirten Şen, “Belediyeler, süreci halkla birlikte yürütmek yerine geri planda kalıyor. Bu da hem vatandaşta hem kamuda güven kaybı yaratıyor” sözleriyle dikkat çekti. Özellikle siyasi çekincelerin, dönüşüm kararlarının alınmasını geciktirdiğini aktaran Şen, alan bazlı planlamaya geçilmeden çarpık kentleşmenin devam edeceğini belirtiyor.
“Teşvik edici yeni imar planları yapılmadıkça ve kapsamlı finansman çözümleri hayata geçirilmedikçe kentsel dönüşüm söylemde kalmaya mahkûm” diyen Şen, sürecin yapısal bir yeniden tasarıma ihtiyaç duyduğunu vurguluyor.
Şen, yapı yoğunluğu, sosyal donatı eksiklikleri ve kamusal alan kaybı gibi eleştirilerin dönüşüm sürecinde haklı gerekçelere dayandığını belirtiyor. Yoğun inşaat baskısının, kentsel dönüşüm ruhuna zarar verdiğine dikkat çeken Şen, “Aşırı yoğunluk arttıkça, insanları modern hapishanelere benzeyen yapılarda robotik bir yaşam tarzına mahkûm ediyoruz. Bu yaklaşım, kentsel dönüşümün özündeki insani ve mekânsal denge ilkesine aykırı” ifadelerini kullanıyor.
Reklam
Katılım ve uzlaşı eşiği
Anayasal bir hak olan mülkiyetin, dönüşüm süreçlerinde en başta korunması gereken unsur olduğunu belirten Şen, “Mülkiyet hakkını göz ardı ederek yürütülen her dönüşüm, eninde sonunda mahkeme süreçleriyle tıkanır. Bu da hem zaman kaybı yaratır hem de riskli yapılarda yaşamı uzatır” uyarısında bulunuyor.
“Uzlaşma sağlanmadan olumlu bir süreç yürütülemez” diyen Şen, vatandaşların bilgilendirilmesinin, sürecin her aşamasına dahil edilmesinin ve ortak paydaların gözetilmesinin dönüşümün başarısı için elzem olduğunu ifade ediyor. Bu bağlamda meslek odalarının, STK’ların ve siyasi partilerin de sürece yapıcı biçimde dâhil olması gerektiğini vurguluyor. Kentsel dönüşümün artık bir tercih değil, ulusal güvenlik meselesi olduğunu hatırlatan Şen, “Bu süreci siyasetin ötesine taşıyıp toplumsal uzlaşı ve zihinsel dönüşümle desteklemek zorundayız” diyor.
Sosyo-yönetsel zorlukların yanı sıra, dönüşüm projelerinde sıklıkla karşılaşılan bir diğer kritik sorun ise projelerin yarım kalması. Bu noktada devreye giren finansal sigorta mekanizmaları, dönüşüm sürecinin sürdürülebilirliği açısından kilit bir güvence sunuyor.
Bina tamamlama sigortası güven zırhı olabilir mi?
Kentsel dönüşüm projelerinde karşılaşılan en büyük sorunlardan biri, yarım kalan inşaatlar ve mağdur edilen hak sahipleri. Türkiye Sigorta Birliği Başkanı Uğur Gülen, bu noktada devreye giren Bina Tamamlama Sigortasının, hem hak sahiplerini koruyan hem de sektöre disiplin getiren güçlü bir mekanizma sunduğunu belirtiyor.
Gülen, “Bina Tamamlama Sigortası; müteahhidin iflas etmesi, projeyi taahhüt edilen sürede tamamlayamaması ya da sözleşmeye aykırı davranması gibi durumlarda devreye girerek projelerin yarım kalmasını engelliyor” diyor. Ayrıca müteahhidin vefat etmesi gibi durumlar da sigorta kapsamına giriyor. Bu sistem, ya projenin başka bir firma tarafından tamamlanmasını ya da hak sahiplerine ödedikleri bedellerin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmesini güvence altına alıyor.

Gülen’e göre, bu sigorta modelinin en önemli avantajı, tüketici ve hak sahipleri açısından hukuki süreçlere gerek kalmadan hızlı çözüm sunması. “Güvence, sadece mali değil; psikolojik olarak da çok güçlü bir etkidir. İnsanlar dönüşüme güvenle girebilmelidir” ifadelerini kullanıyor.
Reklam
Sektör açısından bakıldığında ise bu ürünün kayıt dışılıkla mücadeleye ve güvenilir müteahhitlerin ön plana çıkmasına katkı sağladığını belirten Gülen, böylece sektörün kendi içindeki kalite kontrolünü de tetiklediğini söylüyor. Gülen, sigortanın kamu otoriteleri için de önemli bir işlev gördüğünü vurguluyor: “Kentsel dönüşümde en büyük ihtiyaç, toplumsal güvenin yeniden inşa edilmesidir. Bina Tamamlama Sigortası, bu güvenin oluşmasında güçlü bir araçtır çünkü risk sadece bireyde ya da devlette değil, sistemin tamamında paylaşılmış olur.”
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.