Mobilya sektörü 213 ülkeye ihracat yapıyor

Türk mobilya sektörü, son yıllarda hem tasarım ve sürdürülebilirlik odaklı dönüşümü hem de ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi sayesinde güçlü bir büyüme hikayesi yazıyor. Bugün yaklaşık 12 milyar dolarlık üretim hacminin 4,5 milyar dolarlık kısmı 213 ülkeye ihraç ediliyor. Mobilya sektörünün yüzde 80’lere varan yüksek yerlilik oranı ile dış ticaret fazlası veren nadir sektörlerden biri olması, bu gücün en somut göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Sektördeki imalatçı işletme sayısı da son yıllarda önemli ölçüde artış gösteriyor. Bugün, 45 bini aşkın üreticiyle, toplam imalat sanayi içindeki pay yaklaşık yüzde 10 seviyesinde ilerliyor. Mobilya endüstrisi, istihdamın yaklaşık yüzde 5’ini tek başına sağlıyor. Doğrudan 243 bin kişiye, tedarik, lojistik ve perakende kanallarıyla birlikte ise yaklaşık 500 bin kişiye istihdam sunuyor.

Ancak son dönemde iç pazarda yaşanan talep daralması, sektörün üretim ve yatırım planlarını doğrudan etkiliyor. 2025’in ilk yarısında birçok üretici kapasite kullanım oranlarını düşürmek, yeni yatırım kararlarını ertelemek zorunda kalırken, yüksek faiz oranları ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler nedeniyle de yatırım heyecanını önemli ölçüde kaybetti. Girdi maliyetlerindeki artış da üreticiler için önemli bir baskı unsuru oluşturmaya devam etti. Enerji, hammadde ve lojistik maliyetlerindeki yükseliş ise üretim süreçlerinde ciddi bir planlama gerektiriyor.
Ancak mobilya sektörü; güçlü üretim altyapısı, nitelikli insan kaynağı, yüksek ihracat kapasitesi, tanıtım ve markalama faaliyetleri sayesinde bu zorlu dönemi olabildiğince dengeli yönetiyor. Öyle ki, Ocak-Ağustos döneminde 3,341 milyar dolar ihracat ile geçen yılın aynı dönemine kıyasla küçük de olsa bir büyüme sağlandı.

MOSDER Başkanı Davut Karaçak’a göre, kalıcı bir iyileşme için finansman koşullarının normalleşmesi, üreticiye öngörülebilir bir yatırım ortamı sağlanması ve rekabet gücünü destekleyecek adımların atılması gerekiyor.
Mevcut koşullara rağmen 2025 yılını geçen yılın ihracatının üzerinde bir rakamla tamamlamayı öngören sektör, bu başarıda, mevcut pazarlarda derinleşme ve hedef pazarlarda yeni fırsatlar yaratma stratejilerini gösteriyor.
ABD ek vergilerine markalaşma çözümü
Tüm bunların dışında ABD’nin bazı ürün gruplarına getireceği ek vergilerin ise sektörü zorlaması bekleniyor. ABD’nin uyguladığı genel gümrük politikalarında Türkiye, iki ülke arasındaki dış ticaret anlaşması sayesinde uzun süredir pozitif ayrışan bir konumda bulunuyordu. Ancak ABD’nin yürürlüğe koyacağı yeni düzenlemeler kapsamında belirli GTİP kodlarındaki ürün gruplarına yüzde 10 ile yüzde 25 arasında ek vergi uygulanması planlanıyor. Bu durumun kısa vadede özellikle fiyat rekabetinin yoğun olduğu segmentlerde baskı yaratması beklenirken, bazı firmalar açısından siparişlerin yeniden fiyatlanmasını veya pazar kaybını gündeme getirebileceği düşünülüyor. Karaçak’a göre, orta vadede sektörün bu değişime hızlı bir şekilde adapte olma kabiliyeti belirleyici olacak. Hatta tasarıma yatırım yapan, markalaşan, tedarik zincirlerini çeşitlendiren ve üretimden satışa tüm süreçlerini katma değer odaklı yöneten firmalar için bu durum olumlu sonuçlar da getirebilir. ABD pazarında rekabeti sürdürebilmek için fiyat odaklı stratejilerin ötesine geçmek ve marka değeriyle fark yaratmanın önümüzdeki dönemde daha da kritik hale gelebileceğine değiniyor.
“Kısa vadede zorlasa da orta vade dengeli ilerleyecek”
MOSFED Başkanı Ahmet Güleç ise kısa vadede bazı alıcıların maliyet avantajı nedeniyle alternatif tedarikçilere yönelebileceğini belirtiyor. Bu süreçte lojistik maliyetleri ve fiyat baskısının artabileceğine dikkat çeken Güleç, orta vadede tabloyu daha dengeli gördüklerini söylüyor. Türkiye’nin, dünyada tüm mobilya ürün gruplarını üretebilen dört ülkeden biri olduğunun altını çizen Güleç, tasarım gücü, sürdürülebilir üretim anlayışı ve yüksek kalite standartlarıyla Türk mobilya sektörünün küresel pazarlarda öne çıktığını vurguluyor. Bu nedenle alıcıların yeniden Türk üreticilerini öncelikli tedarikçi olarak konumlandırmasını beklediklerini ifade ediyor.

Stratejik bir yol haritasının önemine de değinen Güleç, vergi düzenlemelerinin kalıcı hale gelmesi durumunda sektörün tasarım, marka ve inovasyon odaklı üretime, güçlü dağıtım ağlarına ve katma değeri yüksek iş modellerine yöneleceğini söylüyor ve ekliyor: “Biz bu pazarı -vergili ya da vergisizasla göz ardı etmeyeceğiz. Türkiye mobilya sektörü, tasarım, teknoloji ve sürdürülebilir üretim gücüyle ABD dâhil tüm pazarlarda varlığını sürdürmeye ve ticaretini büyütmeye devam edecek.”
Türk mobilyası Avrupa’da gücünü koruyor
ABD, Türkiye için iyi bir pazar olsa da Avrupa, yakın coğrafya ve lojistik avantajı sayesinde Türk mobilya sektörünün en güçlü pazarı olmayı sürdürüyor. Uzun yıllara dayanan ticaret ilişkileri, yüksek kalite standartları ve hızlı teslimat kabiliyeti, Türkiye’nin Avrupa’daki konumunu sağlamlaştırıyor. Almanya, Fransa, Romanya, Birleşik Krallık, Hollanda gibi pazarlar öne çıkıyor. İhracatın ilk üçünde yer alan Almanya ve ABD önemli bir pay sahibi olurken, son 5 yılda AB’ye yönelik ihracatta yüzde 65 civarı artış sağlandı.
Orta Doğu pazarı ise özellikle otel, rezidans ve toplu konut projeleri gibi büyük ölçekli alımlarla öne çıkıyor. 2024 yılında Irak 609 milyon dolarla Türkiye’nin en büyük pazarı oldu. Kuzey Afrika da son dönemde artan inşaat yatırımlarıyla dikkat çekerken, bu bölgelerdeki kültürel yakınlık ve rekabetçi üretim kabiliyeti Türk üreticilerine önemli avantajlar sağlıyor. Karaçak’a göre, sektörün önceliği, mevcut pazarlardaki güçlü konumunu korurken yeni pazarlara dengeli ve planlı bir şekilde açılmak ve ihracatta sürdürülebilir büyümenin yolu da üretim kabiliyetini tasarım, markalaşma ve dijitalleşme ekseninde güçlendirmekten geçiyor.
Güleç ise yeni hedeflerini, mevcut pazarlarda derinleşme ile birlikte ABD’deki düzenlemelere paralel alternatif rotalarla fırsatların değerlendirilmesi olarak açıklıyor. Ayrıca satın alma profesyonellerinin sürdürülebilirlik kriterleri de güncellendiği için düşük-karbonlu ve eko-tasarım odaklı ürünlerle gelişmiş pazarlarda bir adım öne çıkmayı planladıklarını ekliyor.
“İç pazarın yeniden canlanması için yeni finansman modelleri şart”
İç pazar cephesinde ise tablo temkinli seyrediyor. Mobilya, uzun ömürlü bir dayanım ve kullanım süresine sahip olması nedeniyle iç piyasada sık yenilenen bir tüketim kalemi olarak görülmüyor. Tüketiciler genellikle düğün dönemleri, yeni konut alımları, tadilat veya yenileme süreçlerinde mobilya talebine yöneliyor. Bu nedenle iç talepteki hareketlilik doğrudan konut satışları, kredi koşulları ve gelir düzeyi ile bağlantılı ilerliyor.
Talepteki zayıflamanın temel nedenleri arasında, tüketicinin alım gücündeki gerileme başı çekiyor. Enflasyonist ortam, reel gelirlerdeki düşüş ve yüksek kredi maliyetleri, özellikle mobilya gibi dayanıklı tüketim mallarında satın alma kararlarını erteliyor. Kredi kartı faizlerinin artması ve taksit imkânlarının kısıtlanması da tüketiciyi büyük hacimli alışverişlerden uzaklaştırıyor. Bu durum talebin hem zamana yayılmasına hem de alt segmentlere kaymasına yol açıyor. Konut piyasasındaki durgunluk da sektörü doğrudan etkileyen bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. Yeni konut satışlarının azalması mobilya talebini aşağı çekerken, yenileme pazarında gözlenen sınırlı hareketlilik ise iç pazarı taşımaya yetmiyor.
Karaçak’a göre, iç talebin yeniden canlanması için finansman koşullarının iyileştirilmesi, tüketiciye erişilebilir ödeme modellerinin sunulması ve yerli üretimi destekleyen politikaların devreye alınması kritik önem taşıyor. Tüketicilerin bu dönemde daha uygun fiyatlı, modüler, fonksiyonel ve çok amaçlı mobilya çözümlerine yöneldiğinden bahseden Güleç ise “Üreticilerimiz bu değişen beklentilere yanıt verebilmek için erişilebilir fiyat, tasarım esnekliği ve sürdürülebilir malzeme kullanımı odağında yeni ürünler geliştiriyor. İç pazarda kısa vadede temkinli bir görünüm söz konusu olsa da sektörümüz değişen tüketici alışkanlıklarına hızla uyum sağlayarak iç talebi yeniden canlandırmaya yönelik çözümler üretmeye devam ediyor” diyor.
Katma değerin anahtarı: İnsan, teknoloji ve sürdürülebilirlik
Sektör yeni bir dönüşümden geçerken, istihdamın korunması ise en önemli önceliklerden biri olmaya devam ediyor. Mobilya üretimi, nitelikli insan kaynağına ve üretim kültürüne dayandığı için firmalar zorlayıcı ekonomik koşullara rağmen istihdamı mümkün olduğunca korumaya çalışıyor.

El işçiliğiyle modern teknolojiyi birleştiren üretim yapısıyla ön plana çıkan mobilya sektörü için nitelikli iş gücünü korumak ve geliştirmek en kritik konuların başında geliyor. Mesleki eğitimlerin güçlendirilmesi, gençlerin sektöre kazandırılması ve usta-çırak kültürünün modernize edilmesi, sürdürülebilir büyümenin temelini oluşturuyor.
Dijitalleşme de sektörün yeni yol haritasında önemli bir yere sahip. E-ticaret, sanal showroomlar, artırılmış gerçeklik uygulamaları ve veri analitiğiyle desteklenen satış modelleri, firmalara küresel pazarda yeni fırsatlar sunuyor. Bunların yanı sıra sürdürülebilir üretim süreçleri, çevre dostu malzeme kullanımı ve enerji verimliliğine yapılan yatırımlar, rekabet avantajı yaratmanın yanı sıra sektörün uluslararası itibarı açısından da belirleyici olması bekleniyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.