Tüketim kültürü ve borç ekonomisi yeni bağımlılık yaratıyor

Mustafa Özel
11:05, 18/02/2026, ÇarşambaG: Güncelleme: 11:08, 18/02/2026, Çarşamba
CategoryZ Raporu
Z Raporu
Tüketim kültürü ve borç ekonomisi yeni bağımlılık yaratıyor
Tüketim kültürü ve borç ekonomisi yeni bağımlılık yaratıyor

Geçenlerde sohbet ettiğimiz bir sanayici (Nevzat Demir), kendi işinde ne denli akılcı ise; marka büyüsüyle donatılmış her türlü ‘gereksiz’ eşyanın tüketimi hususunda artık birçoğumuza ‘akıldışı’ gözüken şeyler söylüyordu: “Bugün dünya nüfusu 8 milyar ise, 7 milyar 950 milyon köle var! Markalı köleler! Şu gömlek 500 TL, 1000 TL ise, ona bir damga basınca bir anda 5000, 10.000 TL ediyor.

Müşterinin Müslüman, Hıristiyan vs olması hiç fark etmiyor. Herkes, aylık gelirini bir gömleğe, hem de gömleğin soyut kısmına, ismine, logosuna harcıyor. Herkes tasma takıyor!” Konuşurken kendinden geçen Nevzat Demir’i dinlemek, bir Flaubert veya Zola romanı okumaktan farksızdı. Erzincanlı sanayici doğmadan 100 yıl kadar önce (1856) Paris’te yayınlanan Madam Bovary, sanki bu ‘akıldışı’ fikri desteklemek için kaleme alınmıştı.

Flaubert ve Zola’da moda kültürü

On dokuzuncu yüzyılın en bilge kalemlerinden biri sayılan Flaubert’in kadın kahramanı Emma, Paris hayatının büyüsünü taşrada birazcık olsun yaşamak arzusuyla, kasabanın uyanık mağazacısı Mösyö Lheureux’ya hesapsızca borçlanıyor; sonra borçları ertelemek için şişirilmiş senetlere gözü kapalı imza atıyor; doktor kocasından habersiz onun hastalarından alacaklarını tahsil ediyordu. “Paris kim bilir nasıl bir yerdir? Adı bile insana ne sonsuz hayaller veriyor! … Emma bir Paris planı aldı; üzerinde parmağını gezdirerek başkentte uzun uzun dolaştığı olurdu. … Yeni açılan mağazalarla alakadar olur; son modayı, iyi terzilerin adresini bilirdi. … Eugene Sue’nün romanlarından salonların nasıl döşeneceğini öğrendi; Balzac’ın eserlerini okuyup şahsî arzularını, heveslerini hiç olmazsa hayalen tatmine çalıştı.”1 Emma’nın hayalindeki Bonmarşe ve benzeri yeni alışveriş merkezlerini ‘Kadınların Cenneti’ olarak nitelendiren Zola ise, Germinal romanında kapitalist cennetin işçiler için nasıl bir cehenneme dönüştüğünü, Nana’daysa yeni sistemde “erkeğin kadını, kadının eşyayı, eşyanın da erkeği nasıl tükettiğini” resmediyordu. Yirmi ciltlik nehir romanının baş kahramanlarından “Ekselansları Eugene Rougon,” karısını bir meta sayıyordu. “Öyle bir meta ki, kocasının sınıfsal konumunu teminat altına alacak şekilde başka metaları satın almayı biliyor!”2

Zola’nın 143 yıl önce (1883) yazdığı Kadınların Cenneti, Emma’ların psikolojisini tüm ayrıntılarıyla sergiliyor ve Roland Barthes’ın Moda Sistemi başlıklı çalışmasında dillendirdiği şu büyük hakikati kanıtlıyordu: Modern faaliyetin özü, hesapçı kapitalistin, heves uyandıran ürünler kadar, hesap bilmez tüketiciler üretmesidir. Modern ekonomide her tüketici aynı zamanda bir tüketilendir. Önünden geçtikleri AVM, taşradan Paris’e yeni gelen genç roman kahramanlarımızı öylesine büyülüyordu ki, “başsız mankenler” karşısında da apışıp kalıyordular: “Plastik mankenlerin dolgun, yuvarlak göğüsleri kumaşları geriyor, sert kalçaları bellerinin inceliğini ortaya çıkarıyordu. Boyunlarındaki kızıl çuhalara iğneyle tutturulmuş kocaman fiyat etiketleri, mankenlerin adeta başlarıymış gibi görünüyordu.” Başsız manken, giysiyi teşhir ettiği kadar, ‘kafasız’ müşteriyi de simgeliyordu. Kafasında sadece fiyatlar vardı.3 Oscar Wilde aynı yıllarda şöyle bir tespit yapıyordu: “Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar da hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar.”4 Bir sohbetimizde “ayının nesi makbul?” diye sormuştu, Nevzat Demir. Herhalde postudur, dedim. Şöyle devam etmişti: “Kutup ayısının kürkü bembeyaz. Avcılar, kanla avlıyorlar kutup ayılarını. Balığı kesip, kanını bıçağa sürüyor ve buza saplıyorlar. Ayı gelip bıçağı yalamaya başlıyor. Yaladıkça dilini kesiyor ve başlıyor kendi kanını emmeye. Sonra küt diye bir yana devriliveriyor.” Cemil Meriç’e atıfla, “Modern Sakson köleleri olan tüketiciler de markalar üzerinden işte böyle avlanıyorlar” demeye getiriyordu. “Çağdaş insan, dilini kesip kendi kanını emen bir ayıya benziyor. Bu işin akıl hocası, patronu kim? Kolektif bir şahsiyettir bu patron, bir Sistemdir.”

Hesapsız tüketimden, planlanmış borçlanmaya

Moda ve marka üzerinden çağdaş insan avı, Nevzat Demir kadar, onun Erzincanlı hemşehrisi ve Türk hikâyeciliğinin zirve isimlerinden biri olan Mustafa Kutlu’nun da gündeminden hiç düşmüyor. Ona göre Kapitalizm, soyluluğu, biricikliği temsil eden imzaların yerine, sürüye mensupluğu cilalayıp pazarlayan markaların medeniyetidir. “Terziler birer sanatkârdır ve imzaları vardır değil mi? Oysa marka kolektif bir çabanın ürünüdür. Aslına bakarsan o da bir nevi konfeksiyon. Marka sahibi şirket, markalı pantolonu giyen erkeği veya marka parfüm sürünen kadını bütün dünyadan devşirdiği sürüsüne katıyor. Kovboyların sığırları damgalaması gibi… Oysa imza şahsî ve muhteremdir. Tekdir, biriciktir. Marka insanların şahsiyetini siler, onları tek-tip yapar. İmza çeşitliliktir. Şahsiyetin muhafazası, kimliğin ispatıdır.”5

Zola’dan Kutlu’ya kadar önemli kurgu ustalarının resmettiği tüketim çılgınlığının bireysel köleleşme boyutundan daha önemli olan, tükettiği kadar üretemeyen toplumların topyekün yabancı boyunduruğu altına girmeleridir. “Dünyanın en zor şeyi para kazanmaktır. Ama ondan yüz kat, bin kat daha zor olan, parayı harcamayı bilmektir” diyordu Nevzat Demir. Kazancından fazlasını harcayan, ister istemez borçlanır. Mesele şu ki, “bu derecede borçlanmayı gündeme getiren tüketim kültürünü de aynı merkez belirliyor.” Peki, borcumuz karşılığında teminat olarak ne veriyoruz? Toprağımızı! “Kredi için evini ipotek ediyorsun; tapuları rehin bırakıyorsun. Tapunun garantörü kim? Devlet. Aynı şekilde, özel sektör veya devlet kredi aldıkça, ülke toprağının tapuları rehin bırakılıyor birer birer. Sanal parayla, sıfır maliyetle bütün dünyanın tapusunu ele geçiren evrensel bir kredi/tapu sistemidir bu. Bir görüşme sırasında, bir bankanın genel müdürüne dedim ki, durum sıkışık gözüküyor; yeni kredi almak için devletin (küresel finans kurumlarına) verebileceği bir teminat var mı? Dedi ki: ‘Çok tapusu var ama!’ Anlayacağınız, krediyle inşa ettiğimiz gökdelenlerin tapuları şimdiden ipotekli.

İlk bakışta son derece komplocu gözüken bu ‘ağır fikirler,’ aynı konuda kaleme alınmış son derece akademik eserler gözden geçirilince, sanki biraz ‘hafif’ söylenmişe benziyor. Hesapsız tüketim kültürünü yaygınlaştıranlar, önce bireyleri, sonra ülkeleri birer tasmalı köle haline getirmekte gecikmiyorlar. Bu alandaki en yetkin çalışmalardan birinin özetini aktarmakta yarar var: “Kredi-krizi kültürü bize borcun bir ölüm kalım meselesi olduğunu hatırlatıyor: sadece bireysel borçlular için değil, ekonominin tümü için.”6 Antropolog iktisatçılarımıza göre borç, sosyalliği bir nevi “gayrişahsi aritmetik”e dönüştürüyor, özellikle de tüketici kredileri tüketime bir katkı olmaktan çıkıp, “başlı başına bir endüstri” haline geliyor. Olağan tüketim maddelerine konutlar da dahil edilip bu sanayiinin çarkları arasına girince, “kreditörlerin kendileri bile borç verdikleri bireylerden daha borçlu” duruma geliyor ve bunların bir kısmını “kurtarmak” üzere devlet hazineleri harekete geçiyor.

Ah, o iblis faiz olmasa!

Bu gelişmelerin en acı tarafı, öngörülemeyen şeyler olmadıklarıdır. Nobel ödüllü iktisatçı James Tobin daha 1980’lerde borçlanmanın “kapitalizmin Aşil topuğu” olduğunu yazıyordu. 2020 yılında Kovid- 19 salgını baş gösterdiğinde, küresel borç rekor düzeylere ulaşmıştı. İkinci / Üçüncü dünya ekonomileri şöyle dursun, “gelişmiş ekonomilerde bile haneler ve şirketler borca öylesine batmışlardı ki, her ülke kabaca üç yıllık iktisadi hasılası kadar içeri girmişti.”7 Sadece 2018 yılında, 100 milyondan fazla Amerikan vatandaşı kredi kartlarının komisyon ve faizlerine toplam 143 milyar dolar ödedi. “Sorun sadece maliyetin bu denli yüksek olması değil; borçlanılan paranın hiç de ailelerin menfaatine uygun olmadığıydı. Amerikalılar, zaaflarını ve paraya dair cehaletlerini istismar eden banka pazarlaması, ürün tasarımı ve ‘müşteri yönetme stratejileri’ sayesinde kafaya alınıyordu.”8

Bu kafaya alınmanın günümüze dair olduğunu da düşünmeyelim. Yirminci yüzyılın hemen başlarında hayata gözlerini yuman Amerikalı ‘zenci’ şair Paul Laurence Dunbar, 19. yüzyıl borçlanma deneyimi için şu şiiri yazmıştı. Bir tek curcunalı gün için Ödediğim borçtur bu benim Pişmanlık ve keder yıllarını Kaldıramıyor şu zayıf kalbim.

Sonuna kadar ödeyeceğim Ta mezara kadar, dostum Gerçek saadeti verecek bana Orası benim huzur yurdum.

Ne mi almıştım? Minnacık bir şey Borç da öyle ufacık sandım Bir lokmacıktı olsa olsa Tanrım, ah o iblis faiz olmasa!9

Öyle anlaşılıyor ki, “borç bir iktidar teknolojisidir” ve insanları hizaya getirmek, onları disiplin altında tutmak için çok elverişli bir araçtır. Hem bireyleri, hem de ulusları. Türkiye dahil, ağır borç altındaki Batı-dışı toplumların durumu gayet elim. Borçlarının ana kaynağı ise, Flaubert ile Zola’nın tâ 19. yüzyılda dikkatimizi çektikleri “gösterişçi tüketim.” Veblen onların izini sürerek büyük iktisatçı oldu.

1.Gustave Flaubert: Madam Bovary, İstanbul: T. İş Bankası KY, 2022, s. 58-9.

2.Aynı başlıklı romandan aktaran Leora Auslander: “The Gendering of Consumer Practices in Nineteenth-Century France,” ed. Victoria de Grazia, The Sex of Things: Gender and Consumption in Historical Perspective, Berkeley: University of California Press, 1996, s. 98.

3.Mustafa Özel: Roman Diliyle İktisat, İstanbul: Küre, 2018, s. 144.

4.Oscar Wilde: Dorian Gray’in Portresi, İstanbul: T. İş Bankası KY, 2023, s. 55.

5.Mustafa Kutlu: Huzursuz Bacak, İstanbul: Dergâh, 2017, s. 153.

6.Annie McClanahan: Dead Pledges: Debt, Crisis, and Twenty-First-Century Culture, Stanford University Press, 2017, s. 1.

7.Moritz Schularick: “The New Economics of Debt and Financial Fragility,” ed. Moritz Schularick, Leveraged: The New Economics of Debt and Financial Fragility, The University of Chicago Press, 2022, s. 1.

8. Elena Botella: Delinquent: Inside America’s Debt Machine, University of California Press, 2022, s. Xii.

9. T D Muzio ve R H Robbins: Debt as Power, Manchester University Press, 2016, s. vi.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026