Yurt dışında lisans ve doktora hedefleyen gençlere Prof. Onur Başer’den tavsiyeler

ODTÜ'de başlayıp ABD'nin prestijli üniversitelerine uzanan başarılarla dolu akademik kariyerin sahibi Prof. Onur Başer'e yurt dışında lisans, yüksek lisans ve doktora hedefleyen gençlerin ne yapması gerektiğini sorduk. Sizi rakiplerinizin önüne geçirecek faktörler, bu işin ekonomisi, yurt dışında sizi bekleyen gerçekler ve çok daha fazlası bu söyleşide.
Kıymetli hocam! Bizi kırmayıp değerli tecrübelerinizi biz gençlerle paylaşmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizinle birlikte dünya ekonomisinin kalbi New York’ta bir araya gelip gençlerin gelecek yolculukları ve ekonomi üzerine konuşmak, gerçekten heyecan verici. Umarım dergimizi okuyan genç arkadaşlara da faydalı olur.
Sizi tanıyarak başlayalım. Onur Başer kimdir?
Reklam
Kariyerinize akademide devam etmeye karar verme süreciniz nasıldı? Bu kararın hayatınıza olan etkilerini nasıl değerlendirirsiniz?
Uygulama ekonometri üzerinde çalışan bir profesörüm. Çalışmalarımın çoğu, sağlık ekonomisi üzerine. Doktoramı yaparken pek popüler bir alan değildi ama benim çok ilgimi çekmişti. Paha biçilmez bir değer olan sağlık için değer biçmek, ona göre ilaçların fiyatlandırılması, gelir düzeyi düşük ülkelerde tedaviye ulaşım yolları, sağlık hizmetlerinin eşit şekilde dağıtılması gibi başlıklar, aslında iktisatın ilgilendiği optimasyon problemleridir. Yıllar içinde sağlık harcamaları gayrisafi millî hasıla içinde tüm dünyada en hızlı artan harcama kalemi olunca sağlık iktisatçılarına olan talep de arttı. “Neden sağlık ekonomisi hocam?” diye sorduğunda da bahsetmiştim. Sağlık sektörü ileride en çok istihdamın oluşacağı sektör olacak. Nüfus yaşlanıyor, ömürler uzadı ve sağlık hizmetleri doğal olarak en çok 65 yaş ve üstü tarafından kullanılıyor.
Ülkemizde, özellikle son yıllarda yurt dışına gitme, orada okuma, hatta orada kalıcı olarak yaşama isteğine yönelik bir trend olduğunu görüyoruz. Bu hep böyle miydi? Yoksa sonradan mı değişti? İşiniz gereği gençlerle haşır neşir birisi olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizi uzunca bir süre yurt dışında yaşamaya ve daha sonrasında kısmen de olsa Türkiye’ye dönmeye iten sebepler nelerdi?

Yurt dışında yaşama isteği, sanırım benim öğrencilik zamanımda daha azdı. Bence bunun en önemli sebebi, kıyas yapma olanağımızın az olmasıydı. Yurt dışında yaşamak nasıl, çalışma imkânları nedir gibi soruların yanıtlarından bugün olduğu kadar haberdar değildik. Bırakın sosyal medyayı; cep telefonunun olmadığı, tek kanallı siyah beyaz televizyonların izlendiği dönemlerden bahsediyorum. Günümüzde öğrenciler, yurt dışındaki yaşantıyı canlı olarak izleyebiliyorlar. Bu sayede oradaki imkânları, sahip olduklarıyla karşılaştırma fırsatı elde ediyorlar.
Reklam
Peki eğitim hayatına yurt dışında devam etmeye karar veren bir genci, nasıl bir yol bekliyor? Yurt dışında lisans, yüksek lisans ve doktora için kabul almak isteyenlere ne yapmalarını tavsiye edersiniz? Yurt dışındaki eğitim kurumlarının öğrenciler arasında seçim yaparken öncelediği, aradığı özellikler nelerdir? Ne gibi faktörler, onları diğer öğrencilerin önüne geçirebilir?
Artık ABD’de çoğu okul, akademik yeterlilik sıvavı SAT'ı, başvuru koşulları arasından çıkardı. Lisans için lise ortalamanız, lisede yaptığınız okul dışı aktiviteler, seçtiğiniz okulu neden seçtiğinizi, hayatınızda karşılaştığınız zorlukları ve onlarla nasıl başa çıktığınızı anlatan komposizyonlar, kabul kriterlerinde önemli bir rol oynuyor. Yani sadece öğrenci olarak değil, insan olarak donanımınız ölçülüyor. Ben Michigan Üniversitesi Tıp Fakültesinin kabul komitesindeki bir arkadaşımdan şöyle bir şey dinlemiştim: “Başvuran 600 kişiden 10 kişi seçmemiz gerekiyordu. 150 tanesinin MCAT (tıp sınavı) sınavı hatasızdı. Hiç soru kaçırmamış, hepsini doğru cevaplamışlardı.” “Peki, nasıl seçtiniz 10 kişiyi?” dedim. “Bir tanesi, yaşlılar evinde çalışıyordu. Orada yaşlılara bakıyordu. Komite çok etkilendi bundan,” demişti. Yine Yale Ünivesitesine kabul alan lise ortalaması göreceli olarak düşük başka bir öğrencinin, çevre ve yenilenebilir enerji üzerine yaptığı okul dışı faaliyetlerin okula kabul almasında çok etkili olduğunu duymuştum.

Türkiye’de üniversite eğitimi, sistemsizlik ve nitelik eksikliğinden dolayı eleştiriliyor. Aktif olarak hem Amerika’da hem de Türkiye’de çeşitli üniversitelerde ders veren bir hoca olarak sizce bunun sebepleri nelerdir? Nasıl düzeltilir? Türkiye’nin Amerika’yı ve diğer eğitim sistemi oturmuş ülkeleri yakalaması nasıl mümkün olur? Sizin Amerika’da gördüğünüz, Türkiye’de de olmalı dediğiniz farklılıklar nelerdir?
Öncelikle şu bir gerçek ki ABD’de üniversite bütçeleri, Türkiye ile karşılaştırılamayacak kadar yüksek. Örneğin daha önce çalıştığım Columbia Üniversitesi Tıp Fakültesinden bir yönetim kurulu üyesi, geçen hafta öğrencisinin kurduğu “Regeneron” ilaç firmasına 400 milyon dolarlık yardımda bulundu. Columbia Üniversitesi rektörü yıllık 3 milyon dolar kazanır, ortalama öğretim üyesi maaşı ise yaklaşık yıllık 200 bin dolar civarındadır. Columbia’nin bu yılki okul harcı da 70 bin dolar. Böyle bir bütçe ile çalışınca doğal olarak eğitim kalitesi de ona paralel olarak artıyor. Artık kadrolu öğrenim elemanı kavramı da yavaş yavaş ortadan kalktığı için hocaların iş güvencesi, üniversiteye katkı yaptığı müddetçe sağlanıyor.
Öncelikli olarak üniversitelerimizin ütçelerinin artırılıp sürekli gelişen teknolojilere adapte edilmesi, buralardaki hocalarımızın da sürekli değişen öğretim teknikleri konusunda bilgilendirilmesi ve yayın konusunda daha fazla teşvik edilmesi gerekiyor. Üniversitelere, özel sektör entegrasyonuyla ve mezunların da yardımıyla farklı kanallardan finansal destek sağlanmalı. Yani bütçe konusunda tüm yük devlete de binmemeli. Ayrıca herkes üniversite okumak zorunda değil. Öğrencilerimizin ortaokul ve lise çağlarında yeteneklerine göre ayrıştırılması ve meslek okullarına yönlendirilmesi gerekli. Örneğin İsviçre’de, 14-15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 70’e yakını, haftada bir-iki gün okula gidip diger günlerde de zanaat öğrenebilecekleri bir işte çalışıyor. Sonra herkes yetenekli olduğu alanda kendisini geliştirmeye devam ediyor. Örneğin matematiği belirli bir düzeyde olmayan öğrenciler, mühendisliğe başvuramıyor.
Reklam
Dört - beş aydır Amerika'da hem çalışıp hem okuyan bir genç olarak burada kazandığınız parayla dünyanın çoğu yerinde yapamayacağınız kadar çok şey yapabiliyor olduğumuzu gördüm. Henüz çok yeni olduğum için yanılıyor muyum yoksa Amerika’daki alım gücü gerçekten yüksek mi?
ABD’de etkili bir hukuk sistemi, kapsayıcı ekonomik kurumlar ve şeffaf karar verme mekanizmaları var. Çalıştığında hakkının verileceğini, verilmediğinde de hukuk sisteminin seni savunacağını biliyorsun. ABD’de bir şirkette çalışırken liyakatin varsa yükseleceğini biliyorsun. Çünkü liyakati olmayan birini işe almak, şirketin kârını etkiliyor, yarış ekonomisinde şirket olarak kaybolup gidiyorsun. Güçlü medya, hukuk sistemiyle korunmuş kurallar, devlete liyakat sahibi olmayanların alınmasını engelliyor. Çok iyi bir çalışansan işverenin zaten seni kaçırmamak için maaşını sürekli piyasa değerinde tutmak zorunda. Zira senin her an başka bir şirkete geçebileceğini biliyorlar. İşini yapmayan bir elemansan da iş güvencen olmuyor. Bu da seni sürekli verimli bir çalışmaya itiyor. Tabii şöyle bir gerçek de söz konusu. Kendi ükelerinde kurallara uymayan, disiplinli çalışamayan kişiler, aynı şeyi ABD’de de yapamıyor.
20 yaşınıza, üniversite yıllarınızın başlarına geri dönmüş olsaydınız neleri farklı yapardınız? Genç okurlarımıza, “Bunu keşke biri bana daha önce söyleseydi!” dedirtebileceğiniz neler var?
Güzel soru. Sporu hayatımın bir parçası hâline getirirdim. Arada oynanan halı saha maçlarından bahsetmiyorum, düzenli olarak yürür, koşar, tenis oynar, yüzer; muhakkak spora zaman ayırırdım. Spor, gençlik yıllarında itibaren alışkanlık hâline getirilmeli. Yurt dışında gözlemliyorum. Spora ilk gençlik yıllarında başlanıyor, orta yaş ve ileri yaşlarda da devam ediliyor. Hâl böyle olunca da yaşam kalitesi yükseliyor.
Okuma sözlüğü
- Econometric Society*: İstatistiksel araçların ekonometri uygulamalarında kullanılmasıyla ilgilenen, akademik iktisatçılardan oluşan uluslararası ve bağımsız bir topluluktur.
- GRE**: Bir çeşit seviye belirleme sınavı.ABD’deki birçok üniversitenin yüksek lisans programlarına başvuran öğrencilerden katılması istenen bir sınavdır. İlk olarak 1949 yılında yapılmıştır.
- GMAT***: Lisansüstü eğitim için İngilizce ve matematik yeteneklerini ölçen, standardize edilmiş bilgisayar tabanlı bir sınav. Dünya genelinde üniversiteler bu sınav sonucunu lisansüstü eğitime kabul için bir kriter olarak kullanırlar.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.