1970’lerde aile ve popüler kültüre dair tartışmalar hangi mihraklarda şekillendi

Türk aile yapısının sistematik olarak hedef alındığı söylenebilir mi? İçeriden ve dışarıdan bir mihrak özel olarak toplumu ifsat için belli bir program dahilinde hareket etmiş olabilir mi? En önemlisi bu saldırı muhafazakâr iktidarların döneminde uygulanmış olabilir mi?
Cevaplarını aradığımız bu sorular, bizi, milletten siyasi intikam almak isteyen birtakım mihraklara ulaştıracaktır. Akademik çalışmalar böyle sistemli saldırının gerisinde ideolojik bir hareket olduğunu söylüyor.
Hatırlayalım.
1975-80 arası Türkiye'si, milliyetçi-muhafazakâr-liberal sağ partilerin hüküm sürdüğü yıllardır. “Milliyetçi Cephe” diye adlandıran koalisyon hükümetleri, kısa sürelerle, arka arkaya ülke yönetiminde yer almışlardır.

Ekonomik kriz, nüfus hareketleri, anarşik ortam, çok parçalı siyasi yapı bu ortamı beslemiş görünmektedir. Acaba siyasi kaos ile müstehcenlik alanındaki artış arasında bir ilişkinin olduğu söylenebilir mi? Gelişmeler bunun tesadüfi olmadığını gösteriyor. Sanki, işsiz kalmış, enflasyon altında ezilmiş, gelecek endişesi altında bunalan gençlerin ilgilerini başka noktalara çekmek politikası yürütülmüş gibi görünüyor.
Böylece genç nüfus günlük sıkıntılarından kaçma imkânı bulmuş olacak.

Televizyonun daha yaygınlaşmadığı bir dönemde, siyasi mekanizma ile iş birliği hâlinde olan sinema için bu ortam aynı zamanda cironun artırılmasına hizmet etmiştir. Sinemacılar bunu erken keşfetmiş kişilerdir.

Siyaset adamları bu işin neresinde diye sorulacak olursa sinemacıların işini kolaylaştıran, denetim varmış gibi gösterip müstehcenliğe göz yuman tarafında olduğunu söylememiz gerekiyor. Çünkü Anadolu’nun en ücra ilçe ve kasabalarına kadar dağılan ve gişe rekorları kıran müstehcen filmlerin gösterimi başka türlü açıklanamaz.
Gençlerin bir kısmı özellikle üniversite gençliği silahlı çatışmalarda yaralanıp ölürken, öldürülürken bir kısım gençliğin “Savaşma Seviş”, “Sev-Genç” diye duvarlara slogan yazması yöneticileri memnun etmiştir.
Ancak bir zaman sonra tekrarlanmış sahneler ilgi çekmeyeceğinden, seyirciler nihayetinde aynı kadın “oyuncular”la karşılaşacak oldukları için, sinemacılar teşhiri ve erotizmi pornoya çevirirler. Bunu da Batı’dan getirdikleri filmlerden bazı sahneleri araya yerleştirmek suretiyle yaparlar. Böylece sinema literatürü “blok film, döşeme film” gibi kavramlarla zenginleşmiş (!) olur.



Akademisyenin yorumuna göre III. Ecevit Hükümeti devamında III. MC Hükümeti sinema sektörüne baskı uygulamak istemiş fakat bir kontrol sağlayamamıştır. Bu kontrolsüz ortam “yerli” pornografik filmlerin çekimine imkân vermiştir. Sinema oyuncuları da dönem iktidarlarının göz yumduğunu belirtmektedir.


Birbiriyle koordine hâlde olunması gerekmez. 1970'li yıllarda Yılmaz Güney merkezli ideolojik sinemanın varlığını beden ideolojisinin perdeye müstehcen film şeklinde yansıyarak birbirini tamamladığını düşünebiliriz.
***
Buradan çıkarılacak başka bir sonuç var. Günümüzde uygunsuz görüntüleri ile meşhur olanları bir tehlike bekliyor. Bu görüntüler tabiri caizse suya karışmış idrar gibi bundan sonra artık bir daha silinemeyecek, paylaşan kişi pişman olsa da ölse de geride bıraktıkları yüzünü kızartmaya devam edecektir.

Sonuç olarak Ak Parti, LGBT ile mücadele ederken, Batı’nın ve büyük holdinglerin arkasında olduğu ideolojik bir saldırı ile karşı karşıya olup olmadığını da hesaba katmak zorundadır. Çünkü çözüm, sorunun kaynağını keşfetmeye bağlıdır.
- [1]A. Dilek, Buket. Türk Sinemasında Seks Furyasına İdeolojik Bakış.Doruk Yayınları, 2021
- [2]Haz. Erdem Gürsu-Sinan Elitemiz.80’lerde Lubunya Olmak. Global Dialogue, 2012.
- [3]Gülsen Demirci (bilinen sahne adıyla: Dilber Ay; 12 Temmuz 1958-1 Ocak 1995), Türk sinema sanatçısı. Gerçek adı bilinmemektedir. Bazıları tarafından “Gülşen Demirci” bazıları tarafından ise “Gülşah Dinçeler” olarak bilinmektedir “Gülsen Dinçerler” ve “Gülşah Demirci” olarak bilenler de vardır. Soyadının “Dinçeler” ve “Dinçerler” olup olmadığı da kesin değildir. 1958'de Kayseri'de doğmuştur. Babasının ölümünden sonra annesi tekrar evlenmiş, üvey babası onu istememiş ve başka bir ailenin yanına verilmiştir. İlkokul mezunudur. 12 Eylül 1980 askeri darbenin ardından müstehcen filmleri yasaklandığı için gazinolarda ve pavyonlarda çalışmış ve şarkıcılık yapmayı denemiştir. 1995 yılında ölmüştür. Tinerciler tarafından bıçaklanarak öldürüldüğü iddia edilmektedir. Birlikte yaşadığı Malatyalı bir erkek tarafından pavyon çıkışında öldürüldüğüne dair bilgiler bulunmaktadır. Almanya'ya yerleşerek kendisini unutturduğuna dair söylentiler de vardır. Ölümüne dair tüm bilgiler şaibelidir.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.