Boykot bugün neden sonuç vermiyor, yarın nasıl etkili olabilir

Yıkılması gerekenin, ‘hemen’ yıkılmadığını gördüğümüzde neden hayallerimiz yıkılıyor? Boykot meselesi üzerine daha sağlıklı düşünmeye bu sorudan başlayabiliriz sanırım. Boykot, elbette doğası gereği fiziki çıktılarının asıl amaç olduğu bir ekonomik tavır alış. Süreçteki katılım ve sonuçlardaki yetersizlik, bu tavır alışın sürdürülememesinin asıl sebebi. Bunun daha derinlerde ve daha büyük bir hikayesi var elbette. Hafızamızın zayıflığı, her hareketin sonuçlarını hemen görmek istememize yol açıyor. Yıkılması gereken ‘hemen’ yıkılmayınca hayallerimiz yıkılıyor. Bunun bir parça anlaşılır tarafı da var tabii ki. Çok sıkıldık. Ve artık bir şeyler olsun istiyoruz.
Şu net ki fizik dünyanın içinde, fizik dünyayı -bütünüyle- reddederek yola çıkan hiçbir eylem sağlıklı bir düşünceden neşet ediyor olamaz. Fizik dünyanın içinde, ‘boykot edilemez olan’a dair bir tavır alış çağrısı kötü bir romantizmden öteye gitmeyeceği gibi sağlıklı zeminin inşasını da zora sokacaktır. Sonsuz, sınırsız bir uzay değil elbette ancak sözgelimi, Microsoft’un boykotu ‘bugün’ için sürdürülebilir değil ise öyleymiş gibi davranmak, sonuç alınabilecek olana dair sonuç alamıyor olmamızla sonuçlanacak demektir.
Reklam
Doğruluğundan asla şüpheye düşülmez olan Kitap’a inanan herkesin çok iyi bilmesi gerektiği gibi bu denli bir vahşetin seyircisi olmak da belaya düçar olmamız için yeter sebeptir. “İnsanlar iman ettik demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?” uyarısını buradan da düşünmeliyiz. Yıllara yayılmış eylemimiz olan üzülmek; tek başına ilahi azabın muhatabı olmaktan bizi kurtarmayacak diye korkmalıyız.
Vallahi bu hesap, Son Peygamber’e inanan bizlere de sorulacak. Kardeşinin parçalarını poşetle toplayan o kız çocuğu, hikayesini anlattığında o hikâyenin hiçbir şey yapmaya çalışmayan şahidi olmak, bizi baştanbaşa sorumlusu da yapacaktır. “Hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğu zaman” sorusunun muhatabının sadece katiller olacağını vehmetmek acziyetten değilse idraksizliktendir.
Reklam
Kabul, siyasi ve askerî organizasyonumuz dağıldı ve Türkiye’nin gücü henüz yetmiyor bu ehl-i salibin bir araya gelerek kurduğu korkunç koalisyonu kırmaya. Büyütmek istediğimiz çınarı, gölgesinde rahatça yatalım diye değil, rahatça yaşayalım diye büyütmek istiyoruz. O güne kadar, küçüklüğünden utanarak, elimizden ne geliyorsa onu yapmaktan geri durmadan yaşamak zorundayız. Üstelik bunun bir erdem olmadığını da bilelim. İnsan kalmaya çalışıyoruz sadece.
Boykot da burada duruyor işte.
“Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı / Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim” demişti Sezai Karakoç. Bu sadece dünyanın bugünkü siyasal organizasyonuna ilişkin değil elbette. İktisadi düzenin de ifadesi bu. Paralarımızla varlıklarını sürdüren organizasyonların bize karşı aldıkları pozisyona rağmen onlara dair kanaatlerimiz saygınlığını koruyor. Buradaki sorunu da görmek ve tanımlamak zorundayız. Daha dün Türkiye’yi sarsan depremde bir açıklama bile olsun yapmaya tenezzül etmeyen o kötü kahve dükkanına hala gidip oturabilmek için geri zekâlı olmaktan fazlası gerekiyor ne yazık ki.
Tüm hepsinin dışında, örgütlü kötülüğün kurumsal hali, alışkın olmadığımız bir yer demiştik ya. Burasını tam anlayalım, bir dua, bir yemin gibi kendimize ve çocuklara ezberlettirelim:
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.