Dağıstan Çetinkaya bugün çizgiden renge uzanan sanat yolculuğunu sürdürüyor

Bozkırın tezenesinden çizginin zirvesine bir yolculuk Dağıstan Çetinkaya’nın yolculuğu.
Anadolu’daki çoğu ailenin düşüydü evladı için memuriyet ya da askeriye. Kapağı attı mı devlete kurtulurdu ne de olsa. Düşünürler miydi devletin sınırları olması gibi memuriyetin de sınırları olduğunu? Maddi sınırlar kadar manevi sınırları. Nedir o sınırlar? Uçmak istersiniz bazen ama uçamazsınız. Velev ki uçtunuz bir atışla indirilirsiniz. Hayaller yerine gerçeklerin gerçeği geçerlidir. Kanatlarınız yoktur çünkü sınırlarınız vardır. Sınırlı ve tanımlı özgürlükler alanında sınırlı ve tanımlısınızdır. Öyledir öyle olmasına ama hayat garantidir. Nefes alıp vermenin garantisi vardır memuriyette. Sorumluluklarınızı yerine getirip önünüzü iliklemeyi ihmal etmediğiniz sürece de sorun yoktur.
Çizginin şarkısı
Bu gerçeklerle Dağıstan Çetinkaya’nın yolu da kesişir. Askeri liseye gider ve astsubay olarak mezun olur. Çalışkan ve başarılıdır. Hangi okula gitse bitirecektir. Ama derdi ne asker olmaktır ne de memur. Derdi özgür olmaktır. İsmet Özel’in deyişiyle “özü gür” olmak. Sivil olmanın, sivil olarak hayatı idame etmenin ne olduğunu bilir. Değerini bilir. Zamanını kendisi yönetmenin, hesabını kendine vermenin ne demek olduğunu bilir ve sever. Kendini sever çünkü, hayatı sever. Hayatla bir üniforma üzerinden değil kendinden, kendiliğinden bir ilişkiyle ünsiyeti sever. Bilvesile dayanamaz üniformanın ağırlığına. Sadece bir yıl. Bir yıl sonra ilişiğini keser.
Öğrenciliği sırasında nasıl çiziyorsa, üniformanın içinde de çizmeye devam eder. Sanat onda bir arınma, bir var olma biçimidir. Hangi kimlik ya da gömlekle olursa olsun en güçlü damar sanattır onda ve her yerde üretmektedir. Zaman, zemin ya da hâl. O hep sanat halesinde, sanat haleti ruhiyesindedir.
- Hangi okula gitse bitirecektir. Ama derdi ne asker olmaktır ne de memur. Derdi özgür olmaktır. İsmet Özel’in deyişiyle “özügür” olmak.
Onu hayatta tutan çizgidir. Günlük hadiseler, sosyal olaylar, politika, kadın-erkek düalitesi, haklar ve hakikatler. Hayata ve insana dair ne varsa onun çizgilerinde vardır. Dergi, gazete, kitap ya da sergi fark etmez çizmektedir. Söyleyecekleri vardır ve çizer. Noktayla başlayan sanatın hikâyesinde çizginin yanında renge ve malzemeye hakimiyeti yüksektir. Çizerliğe nazaran daha geçerli olan resmi tercih etseydi bugün herkesin daha yakından tanıyabileceği bir isimdi belki ama resim yerine çizgiyi tercih etti. Durması gerektiği yeri biliyordu ve mevzisini ona göre belirledi. Masal geleneğine uygun karakterler üretti. Geçmiş ve yeni üretilen masalları çizgisiyle güncelledi. Tarihi şahsiyetlere can verdi.
Çalışma delisi değil ama çalıştığı zaman deli gibi çalışan biri Çetinkaya. Bir şeyi kafasına taktımı uykuları kaçar ve o işi bitirmeden gerekirse günlerce uyumaz. Bir sefer farklı sanatçılardan oluşan karma bir sergi projesinin online toplantısı yapılmış ve tema verilmişti. Bir tema bir de onun sekansları vardı. Toplantıda aldığı ön bilgilerle yola çıkan Dağıstan Bey gece uyumamış ve sabaha kadar malzeme üzerine düşünüp tasarımlar yapmıştı. Sonraki gün öğlene doğru tasarımları bitirip malzemeleri satın almak üzere sergi küratörüyle irtibata geçmişti. Çok geçmeden eserlerin bittiğini hatırlıyorum. Halbuki serginin gerçekleşme tarihine bir sene vardı.
Bu derece verimli sanat hikâyesine sayısız kitap ve eser sığdıran Çetinkaya, son yıllarda yeni yönelimler peşinde. Çocuğunun okul ödevine yardımcı olurken ortaya çıkan “Çizgi ve Ötesi Serisi” bunun en güzel örneklerinden. Farklı malzemeleri bir araya getirerek çizgiye üçüncü boyutu katan sanatçı, karikatürden heykellere imza attı bu seride. Yaklaşık 110 parça çizgi ve kendisinin ifadesiyle 3 boyutlu karikatüründen oluşan bu seri için özel bir atölye kuran Çetinkaya, üçüncü boyuttaki hünerini de sergilemiş olur böylece.
Kariyerinin erken zamanlarında yaptığı “Böcekistan” serisinde çizgiyle rengin âhengi üzerine eserler ortaya koyan sanatçı, bu başarısını son yıllarda “Çizdüşüm” serisiyle taçlandırdı. “Çizdüşüm” serisi renkle çizginin girdiği üst düzey ilişkinin sonucu olarak doğdu. Her biri merkezi bir espri üzerinden şekillenen eserler, çok boyutlu ve renklerin katmanlarından oluşur. Tonlar arası geçişle renkler arası ilişki azami boyuttadır bu eserlerde. Bir meseleyi ele alıyor gibi görünürken konu içinde konu vardır. Çok sayıda göndermeler karakterlerin detaylarına gizlenir. Karşıdan baktığınızda gördüklerinizle yakından baktığınızda gördükleriniz arasında büyük farklar oluşur. Eserler baktıkça derinleşir. Hatta gözünüzü yoracak kadar. Bu kadar detaya inmenin hastalık olduğu bile düşünülebilir. Gördüğüm bazı eserler sonrasında onun deli olduğunu düşünmedim değil ya da psikopat. Sağlıklı bir insanın göze alabileceği bir durum değildi bu. Ama gerçek sanatçılarda bu var. Büyük fedakârlık dediğim bu özellik onları diğerlerinden ayırıyor. Kıyas abartı gelebilir ama örnek olması açısından Michelangelo’da da var bu Van Gogh’da da. Sistine Şapeli’nin 48 metrelik tavanını yaklaşık 5 yıl sürede iskelede yaşayarak tamamlayan Michelangelo’yla, detayın içine detay onun içinde bir başka detay ve detaylardan tüme varırken iki boyutlu bir düzlemde katmanlar yaratan Dağıstan Çetinkaya arasında büyük akrabalıklar var kanımca.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.