Dervişin sözleriyle iyiliğin ölçüsünü ve sevgide dengeyi yeniden düşündüm

Hayatım boyunca en çok kimi sevip, kime emek verip, kimden vefa beklediysem en çok onunla imtihan olmuştum.
Derviş ne zaman bir şey diyecek olsa, sözden önce bir rayiha kalbime yöneliyordu. Fakat hep aklımla düşünmeye alıştığımdan, o sözün kalbimden zihnime taşınmasına engel olamıyordum. Zihnimse sorularla doluydu: teslimiyete halel getiren sorular. Dahası malumatlar, iktibaslar, aforizmalar istiflenmişti zihnime. Bu nedenle her yeni bilgi öncekilerle çatışıyordu.
“Hakiki olanı yerine koyamadığın için kapanmayan boşluğun sentetik dolgularıdır bu kaypak ve vesveseli duygular” dedi derviş. “Ama bu bir suç değil, zafiyet” dedi elime dokunarak. Bu dokunuş ve dokunuşa eşlik eden bakış, tüm sorularımın içinde toplandığı kabı bir anda kırıverdi. Cevaplar arayan benliğim, beklenmedik bir dağılmayla mekansızlığı ve zamansızlığı duyumsadı. Ne çok isterdim bu halin ebediyen sürmesini. Ne var ki yaşama telaşı ve gündelik koşuşturmacalar tüm hırsıyla giriyordu hemen araya. Kabul etmek gerekir ki, bu çağda çok az nasipleniyor ve müthiş bir hızla uyanıyor insan bu tarz esrikliklerden.
Fakat her aşırılık yeni bir noksanlık getirirken; buna müteakip her noksanlık beni öncekinden daha büyük bir duyguya sürüklüyordu. İncitildikçe incitiyor, incittikçe inciniyordum. Ne can yakıcı bir döngü! Derviş bu girdaplardan çıkmış bir insanın dinginliğine bürünmüştü. Benim ciddiyetsizlikle gülüp geçtiğim şeylere o hüzünleniyor, yine benim ölçüsüzce üzüldüğüm şeyler ise onu güldürüyordu.
İçine düştüğü yalnızlıklardan dünyevi kimliklere iltica eder: mensubu olduğu ırkla, doğduğu şehirle, tuttuğu takımla veyahut yapmaktan keyif aldığı aktivitelerle tanımlar kendisini. İncinmişliklerine ve kaçışlarına dayanarak ördüğü gergin sert duvarların gölgesinde her geçen gün kararır, küçülür ve çürür. Bu çürümüşlüğün emzirdiği dostluklar ise, varlığını sürdürebilmek için düşman arar kendine ve daima öteki’ler üretir. İşte böylesi bir iyilik kötülüğü besler ve sevgisizliği yeşertir. Oysa sahici bir muhabbet düşmanlar üretmez ve dahi düşman da böylesi bir muhabbetten inadı ve nasibi kadar payını alır”.
Anladım: noksanlarımı gidermek için elde ettiğim her fazlalığın ve o varsıllığın bende daim kalması adına gösterdiğim her arzulu çabanın benliğimi tükettiği yerdeyim bugün. “Bu tükeniş yeni doğumun habercisi olsun, iyi olur inşallah” diye niyaz etti derviş.
Ben de dervişin az evvel dokunduğu ellerimi ağırdan semaya kaldırırken yavaşça gözlerimi kapadım. Ne kadar sonra bilmiyorum gözlerimi açtığımda, tam ortasına gelmiş bulunduğum odadaki eşyaların sanki başka yere taşınacakmışım gibi toplandığını, paketlendiğini, işlevini ve gösterişini yitirdiğini gördüm. Eşyaların kıymetsiz; benimse misafir olduğumu anımsatan bu sahne, “amin” deyip ellerimi yüzüme sürmemle kararıp nihayete erdi.
Fakat biliyorum yine açılacak paketler, yeni yerine düzülecek eşyalar, farklı sorular gündeme gelecek, dünya tekrar araya girecek… Ama olsun. İyiliği/ni muhatabının iyiliğinde bulan bir dostun benim gibi şüpheci ve kaygılı birini teslimiyetli dokunuşuyla ve mütebessim bakışıyla eritebileceğini bilmek, hatta bunu bir kez olsun tatmış olmak çok güzel! Ayaklanıp odanın kapısını hafifçe kapatırken, o anın fani ömrümün en muazzam hatırası ve hülasası olarak kalacağından eminim.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.