Endülüs Okuma Projesi: Türkiye’de okur yetiştirme modeli
09:00, 26/02/2026, Perşembe

Turgut Yaşar -Proje Koordinatörü
Okumak, okuduğunu yorumlamak ve anlamak üzerine düşünürken Türkiye’de hâlihazırda eğitim ve öğretime devam eden onlarca öğrenci ve bir müfredatı takip eden hatırı sayılır miktarda eğitimcilerin varlığı aklımıza geldi. Her yıl Türkçe ve Edebiyat dersleri, okul kütüphaneleri, ders kitaplarının muhatabı öğrenciler acaba kitap okuyorlar mıydı? Kitap okumaları için çalışmalar ne durumdaydı? Nihayet dergisi tüm bu sorular eşiğinde yola çıktı ve özgün bir proje olan Endülüs Okuma Projesiyle karşılaştı. Proje Koordinatörü ve nitelikli bir öğretmen olan Turgut Yaşar proje kapsamında sorularımızı sizler için içtenlikle yanıtladı.
Endülüs Okuma Projesi fikri genel hatlarıyla nedir? Bu proje nasıl ortaya çıktı? Sizi biraz tanıyabilir miyiz?
İngilizce öğretmeniyim. Aynı zamanda Endülüs Okuma Projesi’nin kurucusu ve genel koordinatörüyüm. Zamanında bir matematik öğretmeninin sosyal medyada yazdığı bir paylaşıma denk gelmiştim ve çok beğenmiştim. Şöyle diyordu: “Ben matematik öğretmeniyim. Branşım sayılarla ilgilenir, mesleğim gönüllerle.” Ben de bir İngilizce öğretmeni olarak bu sözü şöyle değiştirebilirim: “Ben İngilizce öğretmeniyim. Branşım yabancı kelimelerle ve cümlelerle ilgilenir, mesleğim gönüllerle.” Branşımız her ne olursa olsun mesleğimiz öğretmenliktir ve görevimiz gönüllere dokunmaktır. Bu proje de gönüllere dokunmak için bir vesile benim için.
Endülüs Okuma Projesi’ni kısaca tanımlayacak olursak projemiz gönüllü öğretmenlerden müteşekkil, ilkeli ve sistematik bir okur yetiştirme projesidir.
Projenin doğuş hikâyesiyse oldukça samimi bir anıya dayanır. 2017 yılının Şubat ayında, 10. sınıf öğrencilerimle ders sonrası sohbet ederken konu kitap okumaya geldi. Onlara lise hayatları boyunca bol bol kitap okumalarını tavsiye ettim. Öğrenciler okul kütüphanesinde ilgilerini çeken kitapların olmadığını söylediler. Bunun üzerine kendi kütüphanemden 22 kitap getirip onlara ödünç vermeyi, derslerimizde de düzenli olarak kitap değiş tokuşu yapmayı teklif ettim. Onlar da büyük bir heyecanla kabul ettiler.

Kendi kütüphanemden seçtiğim kitapları öğrencilerle paylaştım ve kısa sürede şunu farkettim: Öğrenciler motive edildiklerinde kitap okuyor, okudukça da gözle görülür biçimde değişiyorlardı.
Kendi kütüphanemden seçtiğim kitapları öğrencilerle paylaştım ve kısa sürede şunu farkettim: Öğrenciler motive edildiklerinde kitap okuyor, okudukça da gözle görülür biçimde değişiyorlardı. Bu değişim beni çok etkiledi ve bu alana daha fazla emek vermem gerektiğini düşündüm.
Böylece küçük bir sınıfta başlayan bu yolculuk kısa sürede büyüdü. 2017-2018 eğitim-öğretim yılında 161 öğrenci düzenli olarak projeye katıldı. 2018-2019 yılında bu sayı 400’e ulaştı ve öğrenciler sadece bir yılda 12.285 kitap okuyarak dikkat çekici bir başarı elde ettiler.
2019-2020’de proje, Edremit İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün talebiyle Van’ın Edremit ilçesindeki 12 okulda uygulandı. Bu dönemde 2.183 öğrenci katıldı ve Mart 2020’ye kadar 30 bini aşkın kitap okundu. Pandemi sürecinde de proje şartlara uyarlanarak devam ettirildi.
Proje ilerleyen yıllarda Türkiye geneline yayıldı:
2021-2022: 20 il, 100 okul, 16.201 öğrenci, 242.920 kitap; 2022-2023: 22 il, 186 okul, 15.916 öğrenci, 180.715 kitap okudu. Sonraki yıl 200 okulda, geçtiğimiz eğitim öğretim yılında da 220 okulda uygulandı projemiz.
Bugün geldiğimiz noktada Endülüs Okuma Projesi, küçük bir sınıfta doğan bir fikrin on binlerce öğrencinin hayatına dokunan, Türkiye’nin en kapsamlı okuma projelerinden biri hâline gelmiş olmasıyla öne çıkmaktadır. İyiliğin, güzelliğin, merhametin ve adaletin egemen olacağı bir medeniyet örneğinin yeniden filizlenmesi amacıyla projemize “Endülüs” ismini verdik.

“Okur yetiştirme” bağlamında bir arayışa sizi sevk eden temel motivasyon neydi?
Erdemli bir insanın lügatinde “bana ne” ve “sana ne” ifadeleri bulunmaz. “Bana ne” demeyen insanlar, içinde yaşadıkları toplumu güzelleştirmek için ellerini taşın altına koyarlar. Kimi teknolojik yenilikler geliştirerek ülkesinin ilerlemesine katkı sunar, kimi vakıf ve dernekler aracılığıyla ihtiyaç sahibi ailelere destek olur, kimi bağımlılıklarla mücadele eder, kimi engelli vatandaşlarımızın hayatlarını kolaylaştıracak çalışmalar üretir, kimi doğayı korumak, kimi de kültürü ve sanatı yaşatmak için emek verir.
Bizim de arzumuz terazinin iyilik ve güzellik tarafına okuyan, düşünen, üreten bireyler koymaktı. Çünkü biliyoruz ki okuyan değişir, değişen değiştirir. Okur yetiştirme çabamızın temel motivasyonu işte bu sorumluluk duygusudur.
Okunan kitapların tür olarak dağılımı, yazarları, edebiyat dünyasındaki kabul edilebilirlikleri gibi unsurlar okuma kültürünü ortaya koyar. Peki, proje bu bağlamda okunacak kitapları nasıl seçti?
Öğretmenlerle yaptığımız toplantılarda kitap seçiminde özellikle iki noktaya önem veriyoruz. Öncelikle öğrencilerimize sunduğumuz kitapların onları ahlaki açıdan olumsuz etkilememesi gerekiyor. İkinci olarak da tabiri caizse “sakız çiğnemek” gibi okunduğunda öğrenciye hiçbir katkısı olmayan eserlerden uzak durmaya çalışıyoruz. Bu iki temel ölçüt doğrultusunda kitapları okul kütüphanelerinden seçiyoruz. Zaten malumunuz, okul kütüphanelerine giren her eser belli bir eleme ve onay sürecinden geçiyor. Biz de proje kapsamında bu kitaplar arasından ayrıca bir süzgeç işlevi görüyoruz.

Endülüs Okuma Projesi’nin yalnızca dünyadaki örneklerden ilham almakla kalmayıp bu alandaki ulusal ve uluslararası çalışmalara da ilham verebilecek bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum.
“En çok Satanlar Listesi”ndeki kitaplar veya “popüler” olarak nitelenen eserler, sizin projeniz kapsamında nasıl değerlendirildi?
Projemizde yer alan öğretmenler, okuma kültürüne sahip ve edebiyat literatürüne hâkim kişilerden oluşuyor. Bu sayede hangi kitapların öğrenciler için nitelikli olduğunu, hangilerininse daha yüzeysel kaldığını çok iyi ayırt edebiliyorlar. Yönlendirici öğretmenlerimizin bu donanımı sayesinde öğrenciler de zamanla edebî değeri yüksek eserleri seçmeyi öğreniyor. Nitekim projemizin Eğitim Koordinatörü Süleyman Karaca’nın bu konuda çok anlamlı bir gözlemi olmuştu, onu da paylaşmak isterim. Projenin ilk yılında öğrencilerle bir kitap fuarına gittiklerinde, çocukların daha çok “abur cubur” diyebileceğimiz popüler kitaplara yöneldiklerini fark ediyor. Ancak proje kapsamında bir yıl boyunca nitelikli kitaplarla buluştuktan sonra aynı öğrencilerle tekrar fuara gittiklerinde bu kez ilgilerinin çok daha değerli ve edebî yönü güçlü eserlere kaydığını gözlemliyor. Bu dönüşüm, projenin en somut çıktılarından biri aslında.
Okuma alışkanlığını hem bireysel hem de toplumsal açıdan ele aldığınızda, nitelikli okur kitlesini ortaya çıkarmak için Endülüs Okuma Projesi olarak özel bir yöntem veya metot kullandınız mı?
Projemizde dünya çapında büyük şirketlerin marka değeri oluşturmak için kullandıkları bazı psikolojik tekniklerden yararlanıyoruz. Bu teknikleri öğrencileri okumaya yönlendirmek amacıyla uyarladık. Toplamda 12 farklı yöntemimiz var. Bu yöntemler hem kendi okumalarımızdan edindiğimiz çıkarımlar hem de projeye destek veren psikologların danışmanlığıyla şekillendi. Aslında zaten var olan ve farklı amaçlarla kullanılan bu yöntemleri biz, iyilik ve güzellik adına bir okuma projesine uyarlıyoruz. Burada tek tek anlatmak isterdim ama epey zaman alır. Her yılın başında projeye katılan öğretmen arkadaşlarımıza, yaklaşık 90 dakikalık bir toplantıda, tüm teknikleri ayrıntılarıyla aktarıyoruz.

Okuma alışkanlığını kazandırmak için geliştirilen çalışmalar tasarlanırken ulusal ve uluslararası anlamda iyi örnek teşkil edecek Bookstart, Sloven Okuma Rozeti Derneği, Finlandiya’da Okuma Haftası, Bookbug ve Read, Write, Count Scottish Book Trust gibi uygulama ve düşünceler size ilham kaynağı oldu mu?
Bu çalışmaların her biri son derece kıymetli ve ilham verici. Endülüs Okuma Projesi ülke çapında etkisini göstermeye başladığında biz de dünya genelinde yürütülen benzer projeleri araştırmak istedik. Sizin de bahsettiğiniz örneklerin güçlü etkiler yarattığını görüyoruz. Elbette aldıkları yoğun destekler sayesinde etki alanları da geniş oluyor. Ancak genel olarak bakıldığında bu çalışmalar daha sade ve belirli bir çerçevede ilerliyor. Endülüs Okuma Projesi’yse gönüllülük, sistem, ilke ve emeğin titizlikle bir araya geldiği, çok boyutlu ve bütüncül yapısıyla öne çıkıyor. Bunu yalnızca proje koordinatörü olarak değil dışarıdan objektif bir gözle değerlendirdiğimde de rahatlıkla söyleyebilirim. Nitekim bu konudaki hassasiyetimizi en iyi ifade edenlerden biri koku uzmanı Vedat Ozan Bey olmuştu. Projemizde kokuyu bilinçdışı güdüleme tekniği kapsamında bir araç olarak kullanıyoruz. Kendisiyle yaptığımız çevrim içi programda, “Bugüne kadar bu kadar titizlikle yürütülen bir projeye rastlamadım. Birleşmiş Milletler’de anlatsanız sizi ayakta alkışlarlar.” demişti.
Sonuç olarak, Endülüs Okuma Projesi’nin yalnızca dünyadaki örneklerden ilham almakla kalmayıp bu alandaki ulusal ve uluslararası çalışmalara da ilham verebilecek bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum.

Biraz daha bu konuyu açar mısınız? Kokuyu projede nasıl kullanıyorsunuz ve başka hangi araçlar kullanıyorsunuz?
İsterseniz size doğrudan kullandığımız 12 teknikten biri olan bilinçdışı güdüleme tekniğinden söz edeyim. Bu teknikte, duyular (koku ve tat alma) ile öğrencilerde olumlu duygular uyandıran ihtiyaçlar (ilgi, sevgi, şefkat, saygı görme, takdir edilme vb.) kitap ve okumayla yan yana getirilerek duyusal ve duygusal bütünleşme sağlanıyor. Bu kapsamda, kütüphanelerimizde her zaman hoş bir koku bulunduruyoruz. Araştırmalar güzel kokulu ortamlarda beynin daha olumlu etkilendiğini ve kişinin bulunduğu ortamı kokusuz bir ortama göre daha çok sevdiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, bu tür ortamlarda geçirilen zamanın beyin tarafından olduğundan daha kısa algılandığı da tespit edilmiş. Biz de öğrencilerin zihninde koku duyusunu kitapla birleştiriyoruz. Böylece kokuya duyulan sevgi, doğal olarak kitaba da aktarılıyor. Öğrenciler için kütüphanede geçirdikleri veya kitap değişimi için sırada bekledikleri süre, bir vakit kaybı olarak kodlanmıyor.
Aynı teknik çerçevesinde, kütüphaneye gelen öğrencilere doğal şeker ikram ediyoruz. Bu sayede okumak, öğrencilerin bilinçdışında hoşlandıkları tatlar ve duygularla birleşiyor. Böylelikle kitaba ve okumaya duyulan sevgi daha da güçleniyor. Tüm bunların sonucunda, kütüphaneler öğrencilerin okul içinde en mutlu oldukları alanlardan biri hâline geliyor diyebilirim. Bu teknikleri uygulama amacımız öğrencilerimizi zorlamadan, okumayı onlara sevdir.

İfade ettiğiniz gibi çok katmanlı bir projeniz var. Peki projeyi yürütürken en çok zorlandığınız yerler neresidir?
Rahmetli Neşet Ertaş der ki: “Aşkınan koşan yorulmaz.” Biz de bu projeyi yürütürken yorgunluk hissetmiyoruz. Bununla birlikte elbette projenin ciddi mesai ve emek gerektiren tarafları var. Çünkü proje, öğrencilere okul içinde belirli saatlerde kitap okutmak değil okuma alışkanlığını öğrencilerin okul dışındaki hayatına adapte etmek üzerine kurulu.
Okul içinde yürüttüğümüz başlıca faaliyetlerimiz özet dinleme ve kitap değişimidir. Bunlar genellikle teneffüslerde gerçekleşiyor ve projeye dâhil bir öğretmen haftanın en az üç günü kütüphanede bulunuyor. Bu, projenin en zahmetli kısmı olsa gerek.
Proje yöneticisi olarak en çok mesai harcadığımız işler ise yıl başında projeye katılmak isteyen öğretmenlerle birebir iletişim kurmak. Her öğretmenle yaklaşık 10 dakikalık telefon görüşmeleri yapıyor projeyi, ilkelerini ve yürütürken karşılaşabilecekleri zorlukları detaylı bir şekilde anlatıyoruz. 25 kişilik ekibimizle geçtiğimiz yıl 1.200 öğretmeni aradık ve bunlardan 250’si projeye katıldı.
Usulümüz doğrultusunda kimseyi projeye davet etmeyiz, kimseyi ikna etmeye de çalışmayız. Çünkü “ikna edilmişlerle yola çıkılmaz. Yola inanmışlarla çıkılır.”
Okuma ve yazma alanında günün koşulları, teknoloji vb. dikkate alınarak güncel programlar hazırladınız mı? Endülüs Okuma Projesi’ni farklı kılan temel şey nedir?
“Endopro” adında işlevsel bir kütüphane programı tasarlattık. Bu program, yüzlerce öğretmenin aktif kullanımı ve sürekli dönüt vermesi sayesinde her geçen gün gelişiyor ve Türkiye’deki en nitelikli kütüphane yazılımlarından biri hâline geldi. Bunun yanında, Endülüs Okuma Projesini farklı kılan temel unsur sadece teknolojik araçlar değil aynı zamanda psikolojik tekniklerle öğrencileri okumaya yönlendirmesi, öğretmenlerin gönüllü katkılarıyla sürekli yaşayan ve gelişen bir sistem olmasıdır. Yani hem çağın gereklerine uygun güncel bir yazılım altyapısı hem de gönüllülük ve bilimsel yöntemlerin birleşimi projeyi özgün kılmaktadır.

“Endopro” adında işlevsel bir kütüphane programı tasarlattık. Bu program, yüzlerce öğretmenin aktif kullanımı ve sürekli dönüt vermesi sayesinde her geçen gün gelişiyor ve Türkiye’deki en nitelikli kütüphane yazılımlarından biri hâline geldi.
Türkiye’de okuma ve okuma alışkanlığını artırmada politika geliştirecek, farkındalık oluşturacak ulusal çapta araştırmalar yapılıyor mu?
Zaman zaman araştırmalar yapılıyor ama sürekliliği yok. Bizim projemiz aslında bu alandaki eksikliği de ortaya koydu. Okuma alışkanlığını artırmak için ulusal stratejilere, sürdürülebilir politikalar ve ortak bir vizyona ihtiyaç var.
Proje kapsamında sizi şaşırtan ve anlatmak istediğiniz hadiseler oldu mu?
Birkaç yıl önce İstanbul’da muhasebeci bir ağabeyimle proje üzerine konuşurken “Hocam aslında Albaraka Katılım Bankası bu tarz projelere destek veriyor, onlara ulaşmak lazım.” demişti. Ben de “Ağabey, sponsorluk talebini iletmek için böylesi kurumlara ulaşmak çok zordur.” diye cevap vermiştim ve konu kapanmıştı. Aradan bir iki ay geçti, dişçide sıra beklerken tanıştığım kişi meğer Albaraka’da yetkili müdürlerinden biriymiş. Onun vesilesiyle bir süreç başlattık. Üstelik bir velimizin de o bankanın önemli bir mevkiinde olduğunu öğrendik. Sağ olsun, süreçten haberdar olunca o da devreye girdi. Sonuçta, bankadan 1 milyon TL’lik destek aldık. Bu destekle binlerce öğrencimizin katıldığı yazar buluşmaları düzenledik.
Benzer bir olayı da mobil uygulama sürecinde yaşadık. Arkadaşlarla “Bir mobil uygulama yaptırsak çok faydalı olur.” diye konuşuyorduk. Bir tren yolculuğunda yan koltuğumda oturan kişinin mobil uygulama tasarımcısı olduğunu öğrendim. Projeyi anlattığımda, “Ben de katkıda bulunmak isterim, yaptığım işin de zekâtı olsun.” diyerek uygulamayı ücretsiz yapabileceğini söyledi. Buna benzer daha onlarca hikâyemiz var. Her biri bizim için ayrı bir şükür vesilesi. Bütün bu olaylar bize şunu öğretti: Biz samimiyetimizi korursak, Allah zaten bize destek yollarını açıyor.
Projenin öğrenciler üzerinde nasıl bir etkisi oldu, somut bir örnek verebilir misiniz?
Bu konuda benim ve projeyi birlikte yürüttüğümüz arkadaşlarımın anlatacağı o kadar çok şey var ki saatlerce konuşabiliriz. Öğrencilerin kitaplarla kurdukları bağ sayesinde aylar içinde, yıllar içinde nasıl dönüştüklerini gözlemlemek nadir rastlanan bir gök olayına şahit olmaktan bile daha heyecan verici. Projemiz her yıl yüzlerce öğrencinin hayatına dokunuyor. Ancak her okulda mutlaka bir öğrencimizin hayatının bu proje sayesinde kökten değiştiğini görüyoruz. İşte onlardan birini anlatmak isterim.Van’da görev yaparken tanıdığım bir öğrencimiz vardı: Ali Yürük. Ortaokulda tanıştığımız Ali, lisede bizim okula geldi. Kendisinin dersine girmedim ama sınıfı kütüphanemizin bulunduğu kattaydı ve nöbetlerimde onu sık sık görürdüm. Ali sürekli derse geç kalırdı. Öğretmenler toplantılarında en çok şikâyet edilen öğrencilerden biriydi. Ailesini de tanıdığımız için bu şikâyetleri duymak beni ayrıca üzerdi. 9. sınıfın sonunda beklenen oldu ve Ali sınıfta kaldı. Anne babası mahcup bir şekilde okula gelip bir çözüm olup olmadığını sordular. Ben de elimden bir şey gelmediğini, isterlerse müdür beyle görüşebileceklerini söyledim. O görüşmeden de net bir sonuç çıkmasa da bazı öğretmenlerimizin iyi niyetiyle Ali birkaç notunu toparladı ve sınıfını zar zor geçti.
Bir sonraki yılın ikinci döneminde, teneffüs vakti kütüphanede Ali’yle karşılaştım. Ona projeye katılmasını teklif ettim. “Hocam, okusam da anlamam ki.” dedi. Bunun üzerine kendisine şöyle bir öneri sundum: “Projeye kaydetmeyeceğim ama sana bir kitap vereceğim. Eğer anlamazsan ya da sevmezsen yarın geri getir. Seversen kitabı bitir, sonra seni projeye kaydedelim.” Kabul etti. Ona ilk kitap olarak Küçük Prens’i verdim. Ertesi gün heyecanla yanıma gelip, “Hocam, bu çok güzelmiş. Buna benzer başka kitap var mı?” diye sordu. Böylece Ali’nin okuma serüveni başladı. O yılın ikinci döneminde tam 59 kitap bitirdi. Bu, onun için büyük bir dönüşümdü. Çevresi değişti, derslerde başarı göstermeye başladı ve daha önce şikâyet eden öğretmenler bu kez onu övgüyle anmaya başladılar.

Biz, “Yarının dünyası okuyanlarındır.” mottosuyla bir medeniyet inşa etmeye çalışıyoruz. Bu proje sadece bizim projemiz değil duyan herkesin projesi.
12. sınıfa geldiğinde Ali “Hayal Et” adlı bir şiir yazdı. Bu şiiri hâlihazırda projemizin yönetim kurulunda yer alan Emine Okumuş hocaya gösterdi. Daha önceki yıllarda da öğrencimiz yazdığı yazı ve şiirleri bu hocasına gösterir ve tavsiyeler alırdı. Emine hoca şiiri çok beğendi ve Ali’ye şiirini Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği, Uluslararası Kahramanmaraş Şiir ve Edebiyat Günleri yarışmasına göndermesi aşamasında danışmanlık yaptı. Ali’nin şiiri tam 10 bin şiir arasından birinci seçildi. Belediyenin daveti üzerine, babasıyla birlikte Kahramanmaraş’a gidip görkemli bir törende ödülünü aldı.
Biz, “Yarının dünyası okuyanlarındır.” mottosuyla bir medeniyet inşa etmeye çalışıyoruz. Bu proje sadece bizim projemiz değil duyan herkesin projesi. Çıktığımız bu yolda her türlü desteğe ihtiyacımız var. Şimdiye kadar “Bana ne düşer?” diye sorup elini uzatan ve bize inanan herkese minnettarız. Bu yolculuk, birlikte hareket ettiğimiz sürece daha anlamlı ve güçlü olacak.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.