İnsanlık tarihinde şiddet oranı düşüyor mu?
10:00, 28/02/2026, Cumartesi

İnsanın şiddet hâli
İnsanın ne kadar şiddetli bir varlık olduğunu tespit etmek için modern zamanlara bakmak, hepimizin aklına gelen ilk tercih. İki büyük dünya savaşı, terörizm, nükleer silah kullanımı, medyanın her an önümüze sunduğu cinayetler silsilesi, bakışımızı yakın tarihe çevirmeye çağırıyor bizi. Oysa insanlık tarihinin seyrine istatistiksel açıdan bakmak, psikolojik yargılarımızı engelleyecektir.
Tehlikenin öznesi olmak, bugünü insanlığın en çetin günleri olarak görme temayülümüzü artırıyor. Fakat gündelik hayatımızı yaşarken, şiddetin bizi bulma ihtimali azalan bir eğri çiziyor.
1991’de Tirol Alplerinde, M.Ö. 3400 yılına tarihlenen, buzlar arasında kaldığı için bozulmadan bugüne kadar gelen Buz Adam Ötzi; Columbia Irmağı kıyısında bulunan 9400 yaşındaki Kennewick Adamı; İngiltere’deki bir bataklıkta bulunan ve British Museum’da sergilenen Lindow Adamı, hikâyenin başlangıcına dair bize bir şeyler anlatıyor. Ötzi, omzuna gömülmüş bir ok başıyla bulundu. Kafasında ve göğsünde yaralar vardı. Cinayete kurban gitmişti. DNA analizlerinde, ok başlarından birinde başka iki kişiye ait kan izleri bulunurken, kamasında üçüncü bir kişinin, başlığında da dördüncü bir kişinin kan izi olduğu saptandı. Ötzi, öldürmüş ve öldürülmüştü. Kennewick Adamı’nın leğen kemiğinde taştan bir ok başı vardı. Lindow Adamı’nın da künt bir cisimle kafası kırıldıktan sonra boğazı kesilmişti.

Jean-Jacques Rousseau, “İlkel durumdaki insandan daha yumuşak başlı ve nazik bir şey olamaz.” diyordu.
İlk kayıtlar, medeniyet öncesi topluma dair “soylu vahşi” kurgusunu boşa çıkarıyor. Jean-Jacques Rousseau, “İlkel durumdaki insandan daha yumuşak başlı ve nazik bir şey olamaz.” diyordu. Veriye dayanmayan koşullarda yapılmış spekülatif sözlerdi bunlar. Aynı koşullarda spekülatif kurgusunu yapan Hobbes ise gerçeğe daha çok yaklaşıyordu. Anarşi durumundaki yaşamda rekabet, güvensizlik ve ihtişam arzusunun belirleyici olacağını ifade ediyor, bu şartların kaosundan Leviathan diye isimlendirdiği şiddet tekelini elinde bulunduran bir aygıtla çıkılabileceğini söylüyordu. Leviathan, saldırganlara ceza vererek saldırıyı teşvik eden etmenleri ortadan kaldıracak; kişiler ve gruplar arası ilişkilerde ön alma amaçlı ilk saldırıyı yapanın tetikte kalma ve eyleme geçme ihtiyacını geçersiz kılacaktı. Sadece devlet aygıtı varsa, anarşik şiddet hâlinden uzak kalınabilirdi ona göre.

Tehlikenin öznesi olmak, bugünü insanlığın en çetin günleri olarak görme temayülümüzü artırıyor.
Buz Adam Ötzi, Kennewick Adamı, Lindow Adamı gibi arkeolojik kazılarda bulunan iskeletler için şiddete bağlı ölüm oranı %15. Avcılık ve toplayıcılıkla yaşamda kalan daha yakın tarihli gruplar için bu oran, %14’ten %30’a kadar seyreden bir yelpaze çiziyor. İlk imparatorluklar çağında, avcılık ve toplayıcılığın beşte biri kadar insan öldürülüyor. Avrupa’nın Din Savaşları sürecinde savaşlardaki ölüm oranı %3. Aynı oran, iki büyük dünya savaşının yaşandığı yirminci yüzyılda %1’in altında kalıyor. Devletsiz toplumlar ya da merkezi otoritenin az olduğu toplumlar, devletli toplumlarla kıyaslandığında, Leviathan’ın yokluğunda -Leviathan’lar ölümcül savaşlara katılsa dahi- ölüm oranı daha yüksek oluyor.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.