Sinemalı günler

Necip Tosun
08:56, 29/07/2020, Çarşamba
CategoryPost Öykü
Post Öykü
Sinemalı günler
Necip Tosun: Üç takım elbiseli ellerinde siyah çantalar dizilmiş çekimleri izliyoruz. Devlet Bakanlığı bu dizinin sponsoru, biz de devleti temsil ediyoruz.

Yeşilçam’ın dine olan kayıtsızlığının hatta yabancılığının farkında. Zaman zaman küçük resimler, tonlar olarak bu kaygısını sinemasına serpiştiriyor ama asla bir düşünce, sinema anlayışı olarak yerliliği sinemasına taşıyamıyor.

30.08.1991, İstanbul

Müdür Baba
dizisinin setindeyiz. Başrolde
Fikret Hakan
var. Biz ise sabah film çekimlerini yerinde görmek ve denetlemek için oradayız. Üç takım elbiseli ellerinde siyah çantalar dizilmiş çekimleri izliyoruz.
Devlet Bakanlığı
bu dizinin sponsoru, biz de devleti temsil ediyoruz.
Fikret Hakan’
ın yakın arkadaşı olan
Öztürk Serengil
dizide oynamamasına rağmen orada beliriyor. Biz
Fikret Hakan
ile konuşurken
Öztürk Serengil
bize doğru yöneliyor.
Serengil
bizim kravatlı, çantalı, takım elbiseli hâlimize bakıp önce bizi süzüyor sonra o bildik ağzıyla:
“Yahu galiba burada çok devletü bir durum arz ediyor”
diyor. O anda bizde ne ciddiyet kalıyor ne bir şey… Set kahkahaya boğuluyor.
Serengil
de bize katılıyor.
Fikret Hakan
o sabah kameramanı yanına alıyor -yönetmen bizim yanımızda- on dakika sonra tekrar yanımıza geliyor. Sonra yönetmene dönüp
“sana on dakikalık harika sahneler çektim. İstediğin yerde kullan.”
diyor.
Fikret Hakan
ile sinemadan, onun hayallerinden, hatıralarından konuşuyoruz.
Küçük Ağa
dizisindeki
Çolak Salih
rolünün unutulmaz olduğunu söyleyince gözlerinin içi gülüyor. Susuyor. Damlalar… Ona diyorum ki
“Abi şu Türk sinemasını bi anlatsana?”
Fikret Hakan
koluma giriyor, hiç konuşmadan araba parkına kadar yürüyoruz. Sonra işaret parmağını ileri uzatarak
“ilerideki şu eski Mercedes’i görüyor musun Necip kardeşim”
diyor.
“İşte benim Türk sinemasından tüm kazandıklarım. Başka hiçbir şeyim yok. İşte Türk sineması bu.”
Çekimden sonra
Öztürk Serengil
ve
Fikret Hakan
bir köşeye çekilip zarları çıkarıyorlar. Ben de yapımcıya
Fikret Hakan’
ın durumunu soruyorum. O çok acımasız ve kestirmeden gidiyor;
“Ya bunlar, kadında, kumarda, paraları yiyor sonra da ağlıyorlar.”
Fotoğraf şu:
Öztürk Serengil
ve
Fikret Hakan
çömelmiş bir köşede zar atıyorlar.
Fatma Belgen
ile konuştum,
“Niçin sinemayı bıraktın Abla”
dedim.
“Bak”
dedi,
“herkese nasip olmaz. Akıllı bir koca buldum. Tamam dedim, buraya kadar.”

01.09.1991

Film yapımcısı
Hüsnü Çetiner’
in bürosuna girerken hemen girişte bir çocuğun oturduğunu görüyoruz. Yapımcı ilgi gösteriyor,
“hoş geldin çocuk kral”
diyor. On-on iki yaşlarında var yok. Biz içeri geçiyoruz o hâlâ girişte oturuyor. Hiçbir şey anlamıyorum.
“Her gün gelir garibim.”
diyor yapımcı,
“Bizim Cüneyt Arkın’la çekilen bir filmde önemli bir rolde oynamıştı. Böyle her gün gelir bir iş çıkar mı diye. Orada oturur sonra sessizce gider.”
Ya kral olacak ya hiçbir şey… Ortası yok.

Eylül 1991

Şu sıralar odama sık sık
Osman F. Seden
uğruyor. Uzun uzun sinemadan, hayattan, ideolojilerden,
İslam’
dan söz ediyoruz. Şu an
Devlet Bakanlığı’
na yedi bölümlük bir dizi teklif etti. Ben de o projeyi kabul eden ekipteyim. Biz ne dersek o oluyor. Bu süreçte sürekli birlikte oluyoruz.
Bürokratik işlerden iyice bezmiş. Bunu ironize eden bir tavırla, odama girerken önce ceketini ilikliyor, arkasından kafasını öne eğip topuk selâmı veriyor, sonra için için gülerek oturuyor. Bürokrasiyle dalgasını böyle geçiyor. Eli, bembeyaz sakalında, konudan konuya, hatıradan hatıraya atlıyor, müthiş sigara içiyor. Bu
Yeşilçam’
ın tonton dedesini zevkle izliyorum. Pek çok bildik artistlerin, şöhretli isimlerin adı geçtiğinde,
“Evet,”
diyor
“onu da piyasaya ben çıkardım, o da benim günahlarımdan.”
Geçenlerde piyasa filmler yapmasını eleştirdiğimde şöyle dedi:
“Biz toplum olarak aynaya baktığımızda neysek oyuz. Siz Ankara’da evinize gitmek için minibüse bindiğinizde, şoförün teybe Mozart’ın, Verdi’nin kasetini koyduğunu gördünüz mü? Görmediniz. İşte bizim kültürümüz, seviyemiz o. Gerçekçi olmak gerek. Toplumun kültür seviyesi nerede ise sanatçı onun bir adım, iki adım veya üç adım ilerisinde yürümek mecburiyetindedir. Üç kilometre ileri gideceğim dersen halktan koparsın.”
Yeşilçam
’ın dine olan kayıtsızlığının hatta yabancılığının farkında. Zaman zaman küçük resimler, tonlar olarak bu kaygısını sinemasına serpiştiriyor ama asla bir düşünce, sinema anlayışı olarak yerliliği sinemasına taşıyamıyor.
Yeşilçam
karmaşasının, ekmek derdinin, onun dinî özlemlerinin üzerini sürekli örttüğünü düşünüyorum. Bu kafa karışıklığını yaşayan
Seden
, elbette
“Ben, bikini ile bile İslâm’ı tebliğ ederim”
diyecekti. Uzun uzun sinema tartışıyoruz. Sinemaya daldığımız bir günde odamın resmi bir büro olduğunun ayrımına varıp,
“yahu senin burada ne işin var?”
dedi.

Ekim 1991, Merzifon

Dizi çekimini izlemek için
Merzifon’
da bir oteldeyiz. Yönetmen
Osman F. Seden
. Dizide başrolde
Serdar Gökhan
oynuyor.
Merzifon’
a çekimleri izlemeye giderken, çocukluğumun starı ile sinemayı, anılarını konuşuruz diye kuruyordum. Ne de olsa dizinin senaryosu benden geçmişti ve senaryo danışmanıydım.
Serdar Gökhan
için yapımcı dedi ki,
“arabasında tek bir kaset bulunur, o da mehter marşı.”
Doğru muydu bilmiyorum ama aykırı, ilginç bir kişi olduğu kesindi. Bugün birkaç kez görüşme girişimimiz ikimiz için de hayal kırıklığı oldu. Yanımızda
Osman F. Seden
de oluyordu. Ama o çok az konuşuyordu. Önce star kompleksi sandım. Ama yanılmıştım. O, içine kapanmıştı. Bana sette en yaralı ve yalnız o geldi. Her akşam köşeye çekiliyor, kimsenin yanına gelmiyor, orada kendi dünyasına gömülüyor, kendini unutmaya, unutturmaya çalışıyordu. Sadece kendine meze getiren garsonla konuşuyordu. Aslında hikaye oydu, onun,
‘dokunmayın, yaralıyım’
duruşu.

Ekim 1991, Merzifon

Osman F. Seden’
in yönetmenliğini yaptığı dizi filmin setinde set işçilerinden biriyle tanıştık. Ama ben onun yüzünü çok iyi hatırlıyorum. Hep turuncu atkıyla dolaşıyordu. Sonunda merakımı yenemedim yanına gittim ve
“Ya”
dedim,
“kusura bakmayın sizi tanıyorum ama…”
Önce yüzü sevinçle gülümsedi sonra
“Abi boş ver, benim yüzümü herkes tanır ama adımı bilmez”
dedi.
“Nasıl?”
dedim.
“Abi ben 300’e yakın filmde oynadım. Hani filmlerde şarkı söyleyen artistlerin arkasında biri keman çalar ya, o adam benim. Zeki Müren’den Hülya Koçyiğit’e, Türkan Şoray’dan Ediz Hun’a. Sürekli keman çaldım.”
“Müzikle mi uğraşıyorsun?”
dedim.
“Hayır abi”
dedi,
“ben keman çalmasını bilmem.”
Yılmaz Güney
özellikle figüranlar, set işçileri arasında bir efsane. Ben onları bulup
Yılmaz Güney’
i tanıyanlara anlattırıyorum. Biri iyi tanıyor:
“Abi”
diyor
“komünist diyorlar, kesin iftira. Yılmaz Güney çok iyi bir adamdı. Sete geldiğinde hepimize para dağıtırdı. Delikanlı adamdı. Bir kez Nebahat Çehre’nin başına bir bardak su koydu. Karşısına geçti, belinden tabancasını çıkardı nişan aldı. Nebahat Çehre korkusundan titredikçe bardak da Nebahat Çehre’nin başında sallanıyordu. Yılmaz Abi silahını ona doğrultmuş bir hâlde ‘oynama’ diye bağırıyordu. Abi, Nebahat Çehre korkusundan altına …”
diyor.

Ekim 1991, Merzifon

Yönetmen
Osman F. Seden
ile küçük bir taşra otelinin lobisinde,
Türk
sinemasını konuşuyoruz. Ben lafı dolaştırıp sonunda sinemadaki
“star”
sistemine getiriyorum. Çünkü
Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Kemal Sunal
ile sayısız filmi yaptı onları star seviyesine yükseltti. Seden bu soruya şöyle cevap veriyor:
“Star sistemini Türkiye’de ben kurdum. Bugünkü aklım olsaydı tövbe haşa böyle şey yapmazdım. Bunun günahı a’sından z’sine kadar bana ait. O günah. Hakikaten günah. Pişmanım. Bakın şöyle bir örnek vereyim. Star üzüme benziyor. Sen ‘aa ne güzel üzüm’ diyorsun üzümden ses geliyor: ‘Ah canım ağabeyciğim gel beni ye’ diyor. Sonra ‘a canım ağabeyciğim, benim ne güzel şıram yapılır’ diyor, onu da yapıyorsunuz. Ondan sonra ‘sirkem de harika olur’ diyor ve siz onu da yapıyorsunuz. Tam içecekken ‘çek elini lan’ diyor. Ve sonra keskinleşiyor, keskinleşiyor kendi testisini kırıyor.”
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026