Bugün artan ilgiyle tasavvuf, Geç Osmanlı’dan modernleşmeye ne söylüyor
11:00, 03/02/2026, SalıG: Güncelleme: 12:43, 03/02/2026, Salı

İnsanlık yeniden tarif edilecek.
Amerika’da katıldığım ilmî toplantılarda, üniversiteler arasında çeşitli iş birliklerinde bulunan pek çok araştırmacı ile karşılaştım. Prestijli üniversitelerin düzenlediği kongre ve sempozyumlara katılmış, akademik dergilerde makaleleri yayımlanmış veya akademisyen kadrosuyla bilimsel temaslarda bulunan çeşitli araştırmacılarla tanışma fırsatı buldum.
Bilhassa 2022’de katıldığım, Denver’da gerçekleşen Dinî Etütler Kongresi’nde (AAR), İstanbul’dan gelen bir araştırmacı olmam sebebiyle büyük ilgi gördüm. Bu tecrübeler, Türk bilim insanlarının uluslararası akademik ağlar içerisindeki etki alanını somut bir şekilde görmeme vesile oldu. Harvard Üniversitesinde üzerinde iki yıldır çalıştığım proje, Geç Osmanlı İmparatorluğu ve Erken Cumhuriyet dönemlerinde tasavvuf düşüncesinin nasıl toplumsal bir rol oynadığını inceliyor. Özellikle modernleşme sürecinde sufi düşünürlerin gelenek ve çağdaş düşünce arasında kurdukları süreklilik köprüsü, bu noktada önem arz ediyor. Bu sorulara ışık tutmak üzere Prof. Dr. Cemal Kafadar’ın danışmanlığında, önemli sufilerin eserlerini ve uygulamalarını derinlemesine analiz ediyoruz. Sufi müelliflerin geçiş döneminde ortaya koydukları kültür sentezine devam eden sosyokültürel tesirlerine odaklanan bu araştırma, döneminin tarih yazımına yeni bir perspektif kazandırmayı da hedefliyor.
Manevi değerlere ilgi artıyor
Küresel anlamda manevi değerlere olan ilginin günden güne arttığı bir dönemde yaptığımız bu çalışmalar, özellikle Batı toplumları başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında ilgi görüyor. Bu nedenle de bu tür interdisipliner çalışmaların, manevi mirasımızın bilimsel olarak değerlendirilmesi ve yaygınlaştırılması açısından büyük önem taşıdığını düşünüyorum.
Özellikle 1960’lı yıllardan başlayarak 2010’lara kadar uzanan yaklaşık yarım asırlık süreçte, -Batı’nın maneviyat ve bilgelik arayışında- genellikle Uzak Doğu felsefelerine yönelme eğilimi görüyorduk. Artık bu eğilim, İslam düşüncesine doğru yön değiştiriyor. Bu noktada, özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde ortaya konan zengin manevi ve entelektüel birikim büyük bir kaynak oluşturuyor. Bu durum, İslam düşünce geleneğinin ve tasavvufi birikiminin bilimsel olarak hakkıyla incelenip uluslararası akademik çevrelere sunulması gereğini de beraberinde getiriyor.
Maalesef bu kaynağı gözler önüne seren, İngilizce yazılmış yeterli yayın mevcut değil. Bu mirasın, bilimsel yayınlar ve akademik çalışmalar yoluyla daha fazla tanıtılması gerektiği muhakkak. Bu çalışmalar, uluslararası literatürde ortaya konulmuş pek çok bilimsel soruyu ve boşluğu yeni yaklaşımlarla zenginleştirecek bir mahiyet arz ediyor. Üniversitelerimizin ve entelektüel çevrelerimizin “insana dair” bugüne kadarki söylemlerin sınırlarını zorlayacak yeni ve derinlemesine yaklaşımlar üretmesinin gerekliliğini görmemiz gerekir. Bizlerin bu alanda bilim dünyasına ve dünya kamuoyuna sunacağı çok mühim çalışmaları mevcut.
Yapay zekânın her alanda yaygınlaştığı şu evrede, insanın “insan” kalabilmesi için özel bir gayret içerisinde olmalıyız. Tarihin hiçbir döneminde insan, böylesi bir tehdit altında bırakılmamıştır. Medeniyetin tarifinin yeniden yapılacağı bir döneme girildi. Bu konudaki terminoloji bile değişiyor. İnsanlık; maneviyata, ahlaka ve dine en fazla ihtiyaç duyacağı bir devre doğru hızla ilerliyor. Neticede şunu söylemek isterim ki disiplinler arasında olduğu varsayılan bilimsel ve entelektüel sınırların da mutlaka ötesine geçilmeli. Bu konuda hepimize görevler düşüyor.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.