Tarafsızlığın kökenleri hangi döneme dayanır ve bugün ne ifade eder

Geçtiğimiz aylarda Ketebe Yayınları’ndan çıkan “Tarih içinde tarafsızlık” kitabıyla ses getiren, halen Stockholm Ünİversİtesİ’nde görevini sürdüren Tarih Profesörü Leos Müller ile tarafsızlığı, tarafsızlığın icadını, kökenlerini ve imkânını Cins için konuştuk.
Kitabımda tarafsızlığı devletler arasında savaş bağlamında, biraz da devletler arası ittifaksızlık bağlamında inceledim. Bu şu anlama geliyor, tarafsızlığı özellikle uluslararası ilişkiler tarihi bağlamında çalıştım. İnternette tarafsızlık, dinler arası tarafsızlık veya gazeteci tarafsızlığı gibi genel bir tarafsızlık kavramını incelemedim.
Kitap yaklaşık olarak 1500’ler ve sonrasına odaklanıyor. Savaşta tarafsızlık çok daha uzun süredir var olan bir kavram. Atina ve Sparta arasındaki Peloponez Savaşında tarafsızlık duruşu olan site devletleri mevcut.
Modern tarafsızlığın kökenlerini 1500 ve 1700 arasındaki iki yüzyıla dayandırabiliriz. Bunun iki sebebi var. Birincisi, 1500-1700 yılları, egemenlik ve toprak bütünlüğü kavramlarıyla beraber modern devlet sisteminin ortaya çıktığı dönem. Süreç 1648’de Vestfalya Barışı’nın kabulüyle doruğa ulaşmış ve bu da uluslararası ilişkilerin çok daha sistematik yollarla düzenlendiğini (modern diplomasi) gösterir. İkinci sebep de uluslararası hukukun ortaya çıkmasıdır (jus gentium). Uluslararası hukukun kökenleri genellikle 1600’lü yıllarda yaşamış Hugo Groutius’un devletlerarası savaş ve barış dönemlerini yasal düzenlemelere tâbi tutma amacıyla yazdığı Savaş ve Barış Hukuku kitabına dayandırılır. Aslında ulusal egemenliğin sınırlarını belirlemek ve yasamak gibi pratik unsurlarda da, insanlık ahlâkı gibi teorik unsurlarda da (tabii hukuk ve uluslararası hukuk arasındaki ilişki) sürecin sınırları belirlenmiş.
İki süreç -uluslararası devlet sisteminin oluşumu ve uluslararası hukukun doğuşu- savaşta taraf seçmek istemeyen devletler için, 17 ve 18. yüzyıl savaşlarında İngiltere ve Fransa’nın durumu gibi, tarafsızlığı uygulanabilir bir telakki haline getirmiş ve savaşta tarafsızlığı aynı zamanda tarafsız devletler için kârlı bir iş kılmıştır (denizcilik ve ticaret).
18. yüzyılın sonlarına doğru tarafsızlık uluslararası bağlamda kabul edilen yasal bir görüş haline geldi. Birçok devlet bu görüşü savaşların içine çekilmekten kaçınmak için kullandı ve bu görüşten ticari olarak faydalandı. Tarafsızlığın ticari faydasının en önemli örneklerinden biri Fransız Devrimi Savaşları ve Napolyon Savaşları esnasında Avrupa’da Danimarka, İsveç, Portekiz; Amerika’da da Birleşik Devletler’in durumuydu. ABD’nin 1945 sonrasında bir süper güce dönüşmesinden dolayı -Birinci Dünya Savaşı esnasında, 1917-1918 yıllarındaki ufak bir istisna dışında- 1793’ten (Fransız Devrimi Savaşları) 1941’e (Pearl Harbor) kadar devamlı olarak tarafsızlık politikası izlediğini unutuyoruz.
19. yüzyıl, savaşta tarafsızlığın yasal durumunun kanunlaştırılması ile tarafsızlığın altın çağı oldu. Birçok büyük güç başka büyük güçlere karşı tarafsızlığı benimsedi ve savaşları coğrafi olarak kısıtlayarak yıkıcılıklarını azaltmayı başardılar. 19. yüzyıl bu açıdan en azından Avrupa’da daha barışçıl bir dönem olarak tanımlanır.
- ABD’nin 1945 sonrasında bir süper güc e dönüşmesinden dolayı -Birinc i Dünya Savaşı esnasında, 1917- 1918 yıllarındaki ufak bir istisna dışında- 1793’ten (Fransız Devrimi Savaşları) 1941’e (Pearl Harbor) kadar de vamlı olarak tarafsızlık politikası izlediğini unutuyoruz.
Tarafsızlık basitçe silahlı bir çatışmada taraf olmamak anlamına gelir. Savaşmanız için geçerli bir sebep bulunmakta zorlanıyorsanız, benimsenmesi oldukça adil bir politika. Dini savaşlarda tarafsızlığın benimsenmesinin kabul edilemez olmasının en büyük sebebi budur. Tanrının adı uğruna savaşılırlar ve katılmamak, tarafsız olmak imkânsızdır. Tanrının tarafında olmayı ya da olmamayı seçemezsiniz. Dini savaş kavramı şiddetin/savaşın yalnızca haklı savaş -bellum justum- uğruna var olması gerektiği argümanına dayanır. Grotius bu ikileme çok önem verdi ve savaşın haklı sebebine karar imkansız olduğunu söyledi. Böylece tarafsızlık, savaşçılıktan çok daha kabul edilebilir ve ahlâkî bir duruştur.
Tarafsızlık, iki devlet arasındaki savaşın politik bir savaş olduğu ve haklı savaş sebebinin anlaşılamadığı durumlarda ortaya çıkan bir değer. Genel olarak küçük ve tarafsız devletler kendi tarafsızlıklarının diğer devletler arasındaki güç mücadelesinin karşısında adil ve haklı bir tutum olduğunu savunurlar.
Bu ikilemi (haklı ya da belirsiz savaş sebebi) anlatmanın basit bir yöntemi, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki farklara bakmaktır. Birinci Dünya Savaşı net bir sebebi olmadan başlamıştır, yıkımın suçunun atılabileceği herhangi bir alanı yoktur. Böyle bir savaşta tarafsızlık haklı bir tutumdur. İkinci Dünya Savaşı ise bir tarafta Hitler’in Nazi diktatörlüğünün, diğer tarafta Batı demokrasisinin ve bir diğer tarafta Sovyetlerin olduğu sınırları keskin bir şekilde çizilmiş bir savaştı. Böyle bir savaşta tarafsız kalmak, son derece tartışmaya açık ve problematik bir meseleydi. 1914-1918 yıllarında tarafsızlığın İsveç ve diğer birçok ülke için bir sorun olmamasının sebebi buydu; fakat İsveç’te 1939-1945 yıllarında bu mesele çok tartışıldı. Ukrayna’da süregelen savaş bu açıdan İkinci Dünya Savaşı ile benzerdir, saldıranın ve savunanın kim olduğunu anlamak oldukça kolay. Böyle bir durumda tarafsızlık neredeyse imkânsızdır. Bu da, Birleşmiş Milletler ’de olduğu gibi, tüm dünyadaki savaşın baskın görüntüsüne de yansımıştır.
Evet kesinlikle. Tarafsızlık yasası uluslararası hukukta kanunlaştırılmıştır. Tarafsızlıkla ilgili en önemli gelişmeler de 1899 ve 1907 yıllarında Hague konferanslarında gerçekleşmiştir.
Şu ana dek gördüğüm kadarıyla Türkiye bu savaşta önemli ve birçok açıdan değerli bir rol oynuyor. Türkiye kamusal olarak Rusya’yı savaşta saldırgan taraf olarak tanımlıyor ve bunu sonlandırmak için girişimlerde bulunuyor. ABD, Avrupa Birliği ve NATO Ukrayna’ya sağladıkları büyük askeri ve ekonomik destekten dolayı Rusya ve Ukrayna arasında gerçekleşen görüşmelerde tarafsız bir rol oynayamıyorlar. Türkiye, Rusya ile arası iyi olan bir devlet, bu yüzden savaşan devletler arasında bulunduğu konum da daha iyi. Tahıl desteği, savaş suçlularının karşılıklı teslim edilmesi vb bu tarafsız rolün önemli bir göstergesi. Çatışmaların ilk dönemlerinde (Mart 2022), Ukrayna’nın 1955 Avusturya’sı gibi etkisiz hale getirilmesi hâlâ söz konusuyken, Türkiye’nin Ukrayna tarafsızlığını garantileyen bir devlet olarak konumlanması gerekiyordu. Savaş ilerledikçe bu ihtimal kaybolmuş gibi görünüyor.
Yine de savaş, Ukrayna ve Rusya (muhtemelen Putin hükümeti ile değil) antlaşmalı bir barış ortamı içerisinde sona ermelidir ve böyle bir durumda Türkiye, en azından Karadeniz bölgesinin istikrarına yönelik stratejik çıkarları nedeniyle kilit bir rol oynayacaktır.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.