İlim deneyimle tamamlanır: Müşahedenin önemi
08:00, 06/02/2026, CumaG: Güncelleme: 11:59, 06/02/2026, Cuma

Büyük Adam Nasıl Ortaya Çıkar?
Öyle cahil softalar var ki insanların hayatlarını cehenneme çeviriyorlar. Oradan buradan duydukları her fetvayı, ne dünyanın hâlini ne de karşısındakinin hâlini bilmeksizin insanların üzerine fırlatıyorlar. Onların bu yaptıkları yüzünden nice insan dinden ve Allah’tan uzaklaşıyor. Bu gibi kimselerin dine verdiği zararı, belki şedit İslam düşmanları dahi vermemiştir.
Deneyim alanını genişletmek, ilimden anlayanların vereceği ilk tavsiye olmalıdır. Bir defa araba alıp satmamış, ticaret yapmamış, işçi olmamış, personel çalıştırmamış birisi, nasıl ticaret hakkında gerçekten bilgi sahibi olabilir? İlim, tüm bunları yapmakta olan insanların hayatları hakkında konuşmak değil midir?
Örneğin hayatımda gördüğüm en iyi karakter uzmanları psikologlar değil, personel çalıştıran başarılı tüccarlardır. O personeli dikkatli seçmekle kendi menfaatini koruduğu için bu konuda neredeyse uzmanlaşmıştır. Bu sebeple İbn Haldûn, meşhur eseri “Mukaddime”de “İnsanlar içinde siyaseti en az bilenler, âlimlerdir,” anlamına gelen bir bölüm açmıştır. Bunun sebebi olarak da âlimlerin okudukları idealize edilmiş metinleri, müşahede ve koşulları göz ardı ederek salık vermelerini göstermiştir.
Elhak, İbn Haldûn bu konuda haksız değildir. Bu söylemi; büyük oranda bugünün akademisi, bilim adamları ve din âlimleri için de geçerlidir. Elbette bunlar içerisinde hayatı deneyimleyen, deneyim bilgisine önem verenler de mevcuttur. Fakat çoğunluğun böyle olmadığını iddia etmek, herhâlde abartı olmaz.
Aslında burada bilim adamlığı, filozofluk ya da âlimlik güncel isimlendirmelere dayanmaktadır. Yani bugün kendisine âlim ya da filozof denilen kişi hakkında konuşmaktayız. Peki bu kişi, 500 yıl sonra adı hatırlanan bir âlim ya da filozof olacak mıdır? Bir sonraki bölümde, neden klasik kitapların tercih edilmesi gerektiğini anlatırken buraya döneceğiz. Fakat şunu söylemek lazım: Okuduğum kadarı ile klasik eser telif edebilmiş âlim ve filozoflar, genellikle çok güçlü müşahedeye sahiptir. Bunların tavsiyeleri ciddi gözlemler barındırdığını hissettirir. Örneğin Francis Bacon’un siyaset tavsiyeleri ya da Gazzâlî’nin insan psikolojisine dair gözlemleri, gerçekten etkileyicidir.
Oysa müşahedesi zayıf insanların, genelde tavsiyeleri de çok sıradan ve basmakalıptır. Bu, klasik eserleri değerli kılan bir unsurdur. Zira tarihin eleği, genellikle müşahedesi zayıf kişilerin eserlerini elemektedir. Bazen şu noktanın ıskalandığını düşünüyorum. Gazzâlî; elbette çok ders almış, çok okumuş, fazlasıyla zeki bir âlim. Ancak bu niteliklere sahip olan tek insan olmadığı açıktır. Hatta bu niteliklerin bazılarında, ondan daha iyi olan âlimlerimiz de muhakkak vardır. Burada denklemin sadece bilgi, zaman, gayret üçgeninde kalması, bir âlimi “çok büyük bir âlim” yapan sebepleri iyi tahlil edemememize neden oluyor.
Ben bu üçlüye bir dördüncü olarak “müşahede” kabiliyetini eklemek isterim. Eğer ekleyecek olsaydım, beşinci bir etmen olarak da zeitgeist; yani zamanın ruhunu yakalamayı eklerdim. Şunu da ifade etmek gerekir ki zamanın ruhunu yakalayabilmek, yine güçlü bir gözlemci olmayı ve müşahede ile çağını kavramayı gerekli kılacağı için deneyim vurgumuzun dışarısında kalmazdı.
Pratik/amelî bilgi
Hayat, pratik ve amelî bir iştir. Doğal olarak ilim, nerelerde gezerse gezsin sonunda amelî ve pratik bir şeyler söyleyecektir. Bir kişi, muhteşem bir metafizik kuram kurup ölse ve amelî olan şeyler hakkında hiçbir şey söylemese dahi; ondan sonra gelen birisi, onun kuramını pratik ve amelî sonuçlara götürecektir. Bu noktaya gelindiğinde müşahededen kaçınmak imkânsızdır.
Bir gün Türkiye’nin en iyi tıp fakültelerinden birinde verdiğim konferans sırasında 250-300 civarındaki talebeye şu soruyu sordum: “Acildesiniz ve nabzı 180 olan bir hasta geldi. Ne yaparsınız?” Bu talebelerin, bu sorunun cevabını bilmeme ihtimalleri yok. “Beta bloker veririz,” dedi, salonun büyük bir kısmı. Zira gerçekten kâğıt üzerinde öğretilen tedavi budur.
Nasıl ve ne kadar vereceksiniz? Hemşire sizi bekliyor ve soruyor: “Hocam, kaç ampul gerekli, nasıl göndereceğiz, ilacı serum içine mi koyacağız yoksa serumsuz olarak direkt ilacı mı vereceğiz? Serum içinde gidecekse hızlı mı yavaş mı gidecek? Serum ne kadar sürede bitsin?”
Bunlar, zor sorular değil elbette ama pratiğe dayalı sorular ve talebeler cevap veremedi. Zira bunu müşahede etmediler. Büyük bir kısmı, henüz sahada çalışacağı stajları yapmamış; hepsi kâğıttan okumuş. Bilgileri de doğru. Muhtemelen büyük bir kısmının konuya dair teorik bilgisi, benim bayatlamış teorik bilgimden fazladır. Acilde çalıştıkları ilk birkaç ayda bunu kolayca öğrenecekler.
Müşahede, böyle bir bilgidir. Kâğıt üzerinde eğitim ne kadar iyi planlanırsa planlansın, muhakkak unutulan detaylar olur. Bu yüzden saha ve deneyim çok şey ifade eder. Mesela bu eseri yazarken bu konu ile ilgili daha önce yaptığım 30 civarında dersin kaydını yazılı döküm olarak aldım ve kronolojik olarak inceledim. Pek az istisna hariç, bir videoda aranacak özellikler açısından en eskisi, en kötüsüydü. Daha eski videolarımda konuşma temposu, verdiğim örneklerin niteliği, kelime seçimlerim, hep daha kötü göründü gözüme. Bu da oldukça doğal. Zira ilk video ile son video arasında belki 600 civarında ders videosu yapmıştım.
Yazmak da böyledir. Bu açıdan eğitim vermek, müşahede ekseninde pratik yönden tamamlanır. Eski âlimlerin eserlerini kronolojik olarak okumak da bu açıdan faydalıdır. Zira ilk eserleri, genellikle daha hamdır. Daha fazla slogan barındırır. Son eserlerindeki o ağırlığa alıştığınızda, bunu ilk eserlerinde bulamayabilirsiniz.
Müşahedeye zıt bilgi ile karşılaşmak
Hayatımda müşahedeme zıt bir söylem nasıl sunulursa sunulsun kabul etmekte temkinli olmayı bir karakter hâline getirdim. En büyük otoriteler, ünvanlar ya da geniş kitlelerin kabulü altında sunulsa dahi, herhangi birinin beni müşahedemin zıddına inandırması için iki şeyi yapması gerekir:
1- Müşahedemin neden yanılgı içerdiğini açıklamalı
2- Yeni bir müşahede penceresi vermeli. (Yani bakış açımı değiştirerek farklı bir perspektiften müşahedeler sunmalı)
Bu, bilim için dahi geçerlidir. Zira bilimsel bilginin temeli, müşahede ve gözlemdir. Herhangi bir bilimsel teori, kaba müşahede ile çelişebilir. Tarihte örnekleri vardır. Örneğin Batlamyus kozmolojisi, müşahede ile uyumluydu. Kopernik sonrasında müşahedenin neden yanılgı oluşturduğu açıklandı ve yeni müşahedelere kapı açacak şekilde farklı bir bakış açısı ortaya konuldu. Bu, kabul edilesiydi. Ama Batlamyus’un hâkim olduğu, -az önce bahsettiğim iki madde sağlanmadan- Kopernik ile benzer sonuçları dile getirenlerin söylemleri kabul edilmedi. Bence bu da hatalı değildi. Zira o anki hâli ile farazi ve hayalci kalmaktaydı.
Bu bağlamda müşahede/bilim arasındaki korelasyonun fark edilmesi, pseudo-science (sahte-bilim) olan ama bir dönem popülerleştiği için halkın diline sakız olan teorilere aldanmanızı da engelleyecektir. Freud’un kuramı, buna güzel bir örnektir. Bu kuram, ilk gününden itibaren bilimsel yöntemi ihlal ediyordu. Hatta bilimsel yöntem namına ne varsa zıddı kullanılarak oluşturulmuştu.
Gündelik müşahede ve sağduyu ile de çelişmekteydi. Gerçekten tam bir sahte bilim olmasına rağmen 1980’li yıllara kadar inanılmaz bir medya desteği ve lobicilik ile kuram tutundu. İlk günden beri bahsettiğim sebeplerle tenkit ediliyor olmasına rağmen kültürün her noktasına sızmayı başardı.
Daha sonrasında kuram, tüm dünyada büyük oranda tıbbi uygulamadan kaldırıldı. Batlamyus’un kozmolojisini, Kopernik öncesi çağda yaşıyor olsaydım kabul ederdim ama Freud’un kuramını tüm popülerliğine rağmen kabul etmeyeceğimi zannediyorum. Bu tavrımda müşahede ve sağduyuya duyduğum güven, ciddi bir etken olacaktı. Zira Freud’un kuramı, Batlamyus’un aksine müşahede ve sağduyu ile de uyumlu değildi. Elbette bilimsel yönteme hiçbir şekilde uymuyor olması da bir diğer etken olurdu.
Deneyimden uzaklaşmak ve slogan
Bu deneyim bilgisinden uzaklaştığımız her sahada sloganlar atarız. Sözlerimizin slogan olduğunu deneyimledikçe fark ederiz. Bence akıllı insanlar, attığı birkaç sloganın işe yaramadığını deneyimledikten sonra slogan atmamaya karar veren kişilerdir. Onlar gerçekten deneyimlemedikleri, meleke hâline getirmedikleri bir söylemi dile getirmezler. Diğerleri ise dünyada asla karşılık görmeyecek söylemleri slogan olarak tekrar ederler.
Bunlar iki çeşittir: Birisi, sloganı sınayacak imkân bulamaz. Çünkü kapalı bir fanus içerisinde yaşamaktadır. Ömrünü haklı olduğunu zannederek tüketebilir. Diğeri ise fanustan her çıktığında sloganının işe yaramadığını görür. Ancak sloganı terk etmek yerine yaşamayı terk eder ve kendisini hayata kapatır. Hayatı deneyimlemekten kaçabileceği küçük bir fanusta, sloganları ile güvenli alanda ömrünü tamamlamayı tercih eder.
Her ikisi de nihayetinde bir fanusa kapanarak hayatı deneyimlemekten vazgeçmek zorundadır, çünkü deneyim sloganı yıkacaktır. Burada kişi, psikolojik faktörlerle söylemini korumaya azmetmektedir. Konuyu genelden İslami ilimlere çekecek olursak fıkıh (lügat anlamı derin anlayış) ve tefakkuh, sloganın tam zıddıdır. Örneğin fetvada hükme mevzu olan konuyu bilmek, İslami hükmü bilmek kadar önemli görülmüştür. Diğer bir deyişle ticaret hakkında fetva verecek olanın, sadece ayet ve hadisleri değil; ticareti de bilmesi zaruri görülmüştür.
Genel geçer fetvalar böyleyken ilmihâlde bu durum, daha da açığa çıkmaktadır. İlmihâl, basit çeviri ile “hâl”in ilmidir. Bir hâl üzerine odaklanmıştır. Örneğin domuz eti yemenin haram olduğu hükmü, genel bir hükümdür. Açlıktan ölmek üzere olanın yiyecek başka bir şey bulamadığı durumda domuz
eti yemesi farz olur. Zira canı korumak, domuz eti yememekten daha önemli ve dinîdir. Burada genel hükmü ters yüz eden şey, ortaya çıkan “hâl”dir. Eğer insanların hâlleri bilinmeden genel hüküm “her hâlde” onlara telkin edilecek olsaydı; bu ilim değil, slogan dediğimiz şey olurdu. Sloganlaşan bir fıkıh, oksimorondur.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.