Austin neden farklı: Kültür, ekonomi ve şehirleşme

Mart ayı sonlarında gittiğim Austin’de iki ayı aşkın bir süre kaldım. Bu şehirde bir gün bile kalsanız, “Keep Austin Weird” [Austin’in Tuhaflığını Koru] şiarı gözünüze ilişecektir. Şehrin neden tuhaf sayıldığına dair türlü türlü açıklamalarsa bir yerde aynı tespite götürür: “Austin her şeyden önce, muhafazakâr Teksas’ın liberal başşehri olmaya devam ettiği için tuhaftır.”
Eskiden Kongre Binası’nın çatısında yer alan, şimdi Teksas müzesinde bulunan çirkin heykel döneminde verildi belki de bu sıfat. Şehrin sembolü olarak tasarlanan heykel, aşağıdan bakıldığında yüzü düzgün görünsün diye upuzun yapılmış olsa da neticede rahatsız edici bir görüntü çıkmış ortaya.
Kongre Binası giriş salonunun bir köşesindeki stantta, MAGA [Make ABD Great Again] akımının bir temsilcisi uykulu gözlerle broşür dağıtıyordu: ‘‘Küresel ısınma bir yalan, sınırları kapat, maviye dönelim.” Pek de uğrayan yoktu standa.

Teksas, çocukluğumuzdan itibaren sinema ve çizgi romanlar kanalıyla ABD’nin hiçbir eyaleti için olmadığı kadar zihnini meşgul etmiştir benim kuşağımın. Çocukken okuduğum Teksas çizgi romanları, TRT’nin yayınladığı -ve eşim çok sevdiği için sonraki yıllarda da ucundan kıyısından göz attığım- kovboy filmleri, kendine has bir eyalet olduğunu düşündürmüştür hep. Bir Teksas ruhu varsa da başşehri Austin’de bu ruhu hissedemiyorsunuz. Tuhaflık mıdır bu, bilmiyorum, şehirde geçirdiğim süre zarfında gördüğüm tek kovboy, Austin müzesindeki bir heykelden ibaretti.
Reklam
Teksas’ta her şeyin büyük boy olduğu söylenir. Geniş araziler, ferah evler, derin bahçeler, kocaman porsiyonlar, görkemli arabalar… Austin’de de bu tespitin en azından evler, arabalar ve porsiyonlar için geçerli olduğunu gözlemliyorum. Bu battal boy arabalar nerede üretiliyor ve Teksas dışında kullanılma oranı nedir? Kamyonlar geçiyor, üzeri açık, upuzun dorselerinde birkaç eşyayla. Daha küçük kamyon bulunamaz mı?

Teksas, Alaska’dan sonra en geniş ikinci eyaleti ülkenin, bu genişliğin büyüklük telakkisini güçlendirdiği geliyor akla. Temelde ise yerleşik geçim kaynaklarının yayılıp genişlemeye izin veren doğasından söz edilebilir. Çiftçilik, hayvancılık, otomotiv endüstrisi… Enerji sektörünün başını çeken eyalet, petrol ve doğal gaz üretiminde olduğu gibi lojistik ve depolama alanında da ülkenin merkezi. İnsanlar daha mı iri yarı, pek değil. Austin’de dolaşırken ikide bir obez şehirli de görmüyorum.
Havası yüzünden tuhaf olduğu gelmiyor değil akla. Her an tedbirli olmayı gerektiriyor değişkenliği. Pek değişmeyen şeyse rutubet. Yaz sıcaklarında bu rutubet daha da kesifleşiyor. Böyleyken 2023’ün şubat ayında buz fırtınası kopmuş bu şehirde, elektrikler günlerce kesik kalmış. İklimi dengesiz de olsa şehre büyük rağbet var yatırımcılar tarafından. Şüphesiz farklı sektörler dahil oldukça eyaletin her şeyi geniş geniş yaşama özelliği de esneyecektir.

Austin, Seattle’ın küresel markaların merkezine dönüştüğü süreçte sanki bu şehrin yerini tutacak şekilde gelişmeye açılmış bir şehir. Büyük markalar işlerini buraya taşıyor, yeni Silikon Vadisi olması yönünde yatırımlar yapılıyor. Ayrıca sinema alanında bir sıçrama göstererek Los Angeles’ın yerini alacağı söyleniyor. Muhafazakârlığını ayakta tutacak yönüyse büyümesini ve yapılaşmasını aile hayatını dikkate alacak şekilde sürdürmesi. Bu nedenle de diğer şehir ve eyaletlerden sürekli bir aile göçü var.
Reklam
Gerçi Austinliler, şehirlerinin ikinci bir Silikon Vadisi konumunu kazanacağı yönündeki haber ve girişimlere karşı tepkili. Austin’in yaratıcı, kendine has karakterini koruma sorumluluğuyla zincir mağazalara, standart üretime bağlı mimariye, Teksas’ın çoğu bölgelerine hâkim göçmen düşmanlığıyla kadınların eve dönmesi gibi tavır ve iddiaları pekiştirecek plan ve projelere tepkililer. Küçük işletmeleri, izbe ve sanatsal ifadeleri olan dükkanları, sokak sanatçılarını ve aykırı fikirlerin dile geldiği platformları korumanın da gerekçesi kılınıyor, “tuhaflık.”


Sahi, salaş bir şehir burası ve insanları da giyimleriyle aynı sıfatı paylaşıyorlar. Yaşadığımız mahallenin sakinleri, hangi yaşta olurlarsa olsunlar, modaya tabi görünmüyor, rahat giyinmeyi yeğliyor. Kilolu veya değil, kadınların hemen hepsi rahat giyimleri tercih ediyor.
Bu sadelik eğilimini evlerde de fark ediyorsunuz, gerçi bir kısmında pahalıya mâl olan bir sadelik bu. Yöresel taşlardan yapılan zengin evlerinde bir tevazu ve sıradanlık hâkim; uçsuz bucaksız görünmeyen bahçeleri arkada ve ön kapıları sokağa açılıyor. Üstelik halk şehirlerinin kendine has özelliklerini koruma konusunda o kadar gayretli ki zenginlerin ve siyasetçilerin arzularının her şeye gücü yetmiyor. Söz gelimi Austin’de de Seattle’daki gibi evsiz orduları var ama bu şehrin evsizleri iyi bir seferberlikle korundukları için fazla göze çarpmıyorlar.

Austin’in etrafındaki bu yeni mahallelerle ilişkisi bana rahmetli Turgut Cansever’in ufki şehrini hatırlatıyor, yirmi dakika uzaktaki şehir merkezine gidip gelirken. Her şeyden önce bu mahalleler geniş ağaçlık bölgelerin içinde kuruluyor ve ağaçlar da olabildiğince muhafaza ediliyor. Yol üstünde gördüğüm tek tek evler, devasa ağaçların örtüsü altında bir serinlik yayıyorlar. Her binanın arka tarafında çok da büyük olmayan bir bahçesi var. Ön taraftaki çimlik alansa cadde veya sokakla bütünleşiyor. Az ilerideki açıklıkta inek sürüleri yayıla yayıla ilerliyor, otlar bu mevsimde en lezzetli hâlinde olmalılar. Bu inek sürüleri akşamüstü okuldan alıp da eve döndüğümüz sırada torunlarımın zihnini epey meşgul ediyor. Çoban nerede, ahır nerede, süt nasıl sağılır… İnek sürülerini görecek miyiz yine diye bakınıyorlar merakla.
Sözünü ettiğim binaların bir apartman ahalisi barındıracak sayıda olanı, hiç de daha pahalıya gelmiyor bir apartmanın inşasına göre; bunu rahmetli Cansever hep vurguladı. Beri yandan, kapitalizmin göbeğinde elbette ki yapı malzemelerini bütün eyaletlerde iş yapan birkaç firma üretiyor. Bu nedenle de göz aşinalığı hissettiriyor şehir manzaraları. Hava sıcak ve nemli, çalı diplerinde de kayıp giden türlü türlü sürüngen olmasa, yürüyüş sırasında Seattle’da olduğumu sanabilirdim.
Reklam


Teksas kendini ülkenin bütün eyaletlerinden farklı bir yerde görüyor, biraz kibir biraz da asilik barındıran bir dille pek çok “kifayetsiz” eyaletin yükünü taşımaktan rahatsızlığını öne sürüyor hep. Kendine yeterliliğine dair söylemlerine bağımsız bir ülke olma arzusu da yansıyor bazen. “Tuhaflık” niteliği bir noktada eyalete özgü sayılan bir ruhun yerel planda yansıması olarak da anlaşılabilir. Austin de başşehir olduğu hâlde Teksas eyaleti içinde bir farklılık, yeterlilik ve bağımsız ruha sahiplik iddiasıyla farklı bir dil ortaya koyuyor. Şehre özgü bir kimliğe, bir şehirlilik ruhuna yönelik söylemlerde de nüfus artarken özgün olanı koruma sorumluluğu vurgulanıyor. “Keep Austin Weird” sloganı halka sürekli yerel esnaftan alışveriş yapmanın, zincir değil de bağımsız kafeleri tercih etmenin, holdinglere direnirken küçük işletmeleri desteklemenin gerekçelerini açıyor. Tuhaf bulunanı anlayışla karşılama ve dışlanana da kol kanat germe erdemine yönelik sürekli bir hatırlatma, sloganın bir başka amacı. Bunu da çoğu zaman sanatsal bir dille, çeşitli mekânlar ve etkinliklerle gerçekleştiriyor. Cesar Cavez Caddesi’nde her duvar birbirinden ilginç graffitilerle kaplı. Ağırlıklı olarak Afro-Amerikan halkın yaşadığı East Austin’de daha bir göze çarpıyor graffitiler. Kendi kendisiyle dalga geçme özelliğini fark edebilirsiniz bu duvar resimleri ve yazılarda. Bir de şehrin açık bir gösteri alanı gibi kullanılması kimseyi şaşırtmaz olmuş. Kargocular kendilerine has farklı farklı kostümlerle çalıyor kapınızı. Seyyar satıcılar hikâyeler eşliğinde sunuyor ürünlerini. Hikâye anlatma merakı şehrin Meksikalı nüfusundan yayılmış olmalı.
Kişisele özgüyü silip süpüreni tersine çeviren girişimler de şehrin “tuhaflığının” bir göstergesi olarak destek görüyor. Bu bağlamda Fred Nun adı dillerde dolaşıyor.
Manor’da restoranı varken kapatan ünlü bir aşçı, Şef Fred Nun, Lillie Mae’s Comfort Food adıyla food truck [yemek kamyonu] yani bir tür kamyon büfeyle devam ediyor yoluna. Güneydeki “black” kültürünün kült yemeklerini sunuyor müşterilerine Nun. 65-70 yaşlarında. Her zaman uzun bir kuyruk oluyor kamyonunun önünde. Oturacak bir yer olmadığı için kimileri sıra alıp daha sonra geliyor. Dobra dobra ve dünyaya metelik vermeyen hâlleri, kendisiyle ve etrafıyla dalga geçmeye yatkınlığı nedeniyle ilginç bulup gediklisi olanların yanı sıra, aynı özellikler yüzünden, “Nasıl bir adam bu, kaba ve saygısız, bir daha gitmeyeceğim.” diyenler de şöhretine şöhret katıyorlar. İşletme saatlerini şu şekilde belirtmiş bir panoda: “Buradaysam açığım, değilsem kapalıyım.”


Hiç yardımcısı yok Nun’un, bütün işleri tek başına kotarıyor. Eyaletin dört bir tarafından müşterileri var. Menüde en beğenilen yemekler kedi balığı, güneye has, zenci kültüründe yeri olan (ucuz, her sofrada bulunabilir) ve çeşitli baharatlar içeren bir tatlı patates ve kızarmış bamya.
Bu düşük gerilimli başşehrin arka planında bir mezalim, işgal, katliamlar zinciri var. Bütün Teksas eskiden Meksikalıların yurduydu, ancak Anglosakson işgalciler ele geçirmek için her türlü vahşeti sergilediler. Teksas Müzesi’ni gezdiğinizde, bu mezalimden pek söz edilmediğini görürsünüz. Olup bitenler hasımların olağan çatışması gibi yorumlanırken, süzgeçten geçirilmiş bir şekilde yansıtılıyor. Müzenin ikinci katında Meksika ile savaş ve Teksas’ın kuruluşu üzerine çok sayıda bilgi ve doküman sergileniyor. Ayıklanmış ve makyajlanmış bir tarih üretildiği, insanların da bunun farkında olduğu açık. Anglosaksonlar Meksika’ya geldiklerinde, İspanyollar gibi yerli halkla kaynaşmak yerine, topraklarını ele geçirmek için katliamlar yapmışlar.
Bu yapay tarihi perdeleyen söylemlere karşılık halk elbette her şeyin farkında: Meksikalılar hikâye seven bir halk, belirtmiştim yukarıda. Beri yandan, göçmenlere değilse de ülke sınırları içinde ikamet eden Meksikalılara yönelik gözle görülür ayrımcı bir muameleden söz edilemez bugün. Tersine, iki dillilik hayata yedirilmiş. Kamu binaları gibi kafe ve lokantalarda da İngilizce ifadelerin yanı sıra İspanyolca ifadeler de yer alıyor.

Şehirde gittiğim birçok restoranın sahipleri ya Afro-Amerikan idi ya da Meksikalı. İnsanlar güler yüzlü, yardımsever ve konuşkan. Uğradığınız herhangi bir mekânda dünyanın dört bir yanından gelen öğrenci ve turistler çıkıyor karşınıza. Mozart Kafe’nin ırmağa bakan terasında masa komşularımız Adana’dan nükleer fizik alanında ihtisas yapmaya gelmiş genç bir adamla eşiydi, yanlarında iki kızlarıyla; arkamızdaki masada da Kuzey Afrikalı tesettürlü iki genç öğrenci oturmuştu. Koreliler, Japonlar, Araplar, İranlılar, Latinler…
Reklam
Şehir merkezinde değilse de etraf mahallelerde hemen hiç yaşlı görmeyişim tuhaf değil mi? Çekirdek aileler, özellikle yeni mahallelerde, yaşlıların yer bulamadığı bir yapı oluşturuyor.

İhtiyarlara yer verilen aile modeli Meksika kökenlilerde kısmen varlığını koruyabilir. Çocuklarla yaşlıları birbirinden öğrenme şansından mahrum bırakan bir hayat ufku, ne kadar albenili olsa da tuhaf geliyor insana. Kendine haslığa özgü türlü huy ve olguların didik didik edilerek sanatkâr ifadelerle sunumu da azaltmıyor bu izlenimi. Gerçi bu gidişat Austin’e özgü değil. Çocuk yükünü geleceğe yönelik planlar hatırına sineye çekebilirse de kapitalizmin yaşlılara tahammülü yok. Güçlü şirketlerin yerleştiği merkezlerde fiyatlar hızla tırmanırken, taşınmaya güç bulamayan yaşlılar evsiz konumunda yaşama savaşında zorlanıyorlar. Austin henüz destek olmayı başarsa da marka ve platformların istilasıyla birlikte evsizler kaderlerine terk edilebilir. Bu şehrin kendine özgülükte ısrar eden ve henüz marjinal (veya tuhaf) denilemeyecek kesimlerinin varlıklarını nasıl ayakta tutacağını merak ediyorum doğrusu. Tuhaflıklarını sürdürse şehir birçok açıdan ve böyle bir tuhaflık da örnek olsa diğer şehirlere, keşke…
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.