Estergon Kalesi, Tuna kıyısında tarihî mirası yaşatıyor

Estergon Kalesi’ni tam karşıdan gören bir noktada fotoğrafım var. Onu bilerek çektirttim. Önümde yaygın akan Tuna ne kadar pervasız olursa olsun Estergon sadece bir kale değil. Baharda akışı daha da çılgınlaşır nehrin. Fakat ona asıl bir düşünür havası katan sonbahardır. Bu mevsimle beraber sanki bütün geçmişiyle ve tecrübesiyle süzülür. Güneşli bir sonbahar sabahında, güneşin bütün cömertliğinden yararlanarak ve bütün düş gücümle bakıyorum Estergon’a. Zirvesindeki külahlı kubbe bende bir yabancılık yaratmıyor. Üstelik ona bu noktadan bakarken bastığım kara parçası Slovakya’ya ait.
Estergon Kalesi’ni tam karşıdan gören bir noktada fotoğrafım var. Onu bilerek çektirttim. Önümde yaygın akan Tuna ne kadar pervasız olursa olsun Estergon sadece bir kale değil. Baharda akışı daha da çılgınlaşır nehrin. Fakat ona asıl bir düşünür havası katan sonbahardır. Bu mevsimle beraber sanki bütün geçmişiyle ve tecrübesiyle süzülür. Güneşli bir sonbahar sabahında, güneşin bütün cömertliğinden yararlanarak ve bütün düş gücümle bakıyorum Estergon’a. Zirvesindeki külahlı kubbe bende bir yabancılık yaratmıyor. Üstelik ona bu noktadan bakarken bastığım kara parçası Slovakya’ya ait.

Matrakçı Nasuh’un Estergon’u resmettiği bir minyatür var. İlk bakışta Tuna bir mavi gül dalına benzer. Kale ve çevresi ise bir top gül. Zaten Estergon, bizde hep bir gül ideali yaşamış gibidir. Gül Baba da buraları mayalamıştır. Kanuni tarafından savaşsız alınmasının etkisi bile vardır bu duyguda. Benim oturduğum kıyıdan daha bir görkemli gözüken Katedral Kubbesi, fetihten sonra camiye çevrilişini tamamen bastırıyor. Hatta bu haliyle meydan okuyor. İnsan yine de gülümsüyor bu meydan okuyuşa. Atalarımız su, gökyüzü, güller, sesler ve mavilik içinde dolaştılar burada. Geçmiş artık ne yük ne de bir gelecek hesaplaşması. Estergon bu açıdan yakın, değerli. Kalkıp yanına gitmek gerekir.

Estergon’un zirvesindeki katedral, bugün Macaristan’ın en büyük dini merkezidir. İçerisindeki atmosfer göz yaşartır. Yapı çevresiyle beraber bütünlüklü bir kültürel odaktır. Su, yeşillik ve gökyüzü. Estergon daima bu üçlünün birliğini temsil eder. Buradan aşk doğması da kaçınılmazdır. Zaten, musikimize yansıyan Estergon Kalesi Marşı, o duygunun dizilişidir. Mekân aşkla yoğrulmuştur. Estergon’u görmek, sadece tarihin hamasi yönüne değil kültürel dalganışlarına şahitlik etmektir. Macar ve Türk kültüründeki geçişkenlikler havaya her haliyle yansır burada.
Reklam

Ova gökyüzü ile yarışır durmadan. İnsana sonsuz ufuk düşüncesi telkin eder durmaksızın. Peçevi İbrahim Efendi, Estergon Kalesi’nin geçmişine sayfalar ayırır. Ömer Seyfettin, “Başını Vermeyen Şehit” öyküsünde çevreye hâkim olan koruma psikolojisini idealleştirir. Bugün tertemiz doğal çevresi ve insana esenlik telkin eden atmosferiyle Estergon, bir zaman sığınağıdır. Bütünüyle Macaristan birbirinden güzel heykeller ülkesidir. Biraz aşırı yorumla da Estergon pekâlâ büyük bir dağ heykeline benzetilebilir. Geçmiş şimdiyle yarışmadan varlığını duyurur. İlk oturduğunuz yere bu kez kalenin ufkundan baktığınızda Tuna’nın sonsuza akışı bir kez daha hissedilir.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.