Urbino gezi rehberi: Rönesans şehrinde keşif

Urbino, az bilinen şehirlerin en güzellerinden. Roma, Venedik ve Floransa gibi ikonik turist şehirlerinin gölgesinde kalsa da, 600 km uzağındaki ruhani kardeşi Matera gibi her hâliyle İtalya’nın saklı incilerinden biri. Otantik, tarihî, büyülü...
Çizme’nin Marche bölgesinde yer alan, tepeliklere kondurulmuş gibi duran, yokuşlarıyla meşhur bu Rönesans şehri, ait olduğu dönemin sanatsal, mimari ve kültürel mirasını günümüze taşıyor. En çok bu özelliğiyle bilinen Urbino; bugün onu keşfeden ziyaretçilerinin hayranlıkla gezdiği sokakları ve özenle korunmuş mimari dokusuyla girmeyi hak kazandığı UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bütün güzelliğiyle parlıyor.

Urbino, “Rönesans’ın sanat hareketini başlatan sanatçıların yetiştiği ve himaye edildiği şehir” unvanıyla tarihsel öneminin farkında. Ruhunu kaybetmeden modern çağa taşınan, bugün de marka değeri yüksek sanat-eğitim kurumlarıyla bir “öğrenci şehri” olarak öne çıkan Urbino’da hayat; kaosun dışında, olanca sakinliğiyle ama bir kültür başkentine yakışacak canlılıkta akıyor. Ayak bastığınız her yerin, zaman içinde dev bir açık hava müzesine dönüşmüş bu büyülü şehrin sergilenmeye değer bir parçası olduğunu anlıyorsunuz aslında. Şehrin yukarı doğru kıvrılan dar sokaklarından geçerken, geçmişle bugünün sınırları silikleşiyor. Buna şahit olduğunuz yer, gerçek Urbino’dur.
Zamana dokunmak
Doğrudan ulaşımın olmadığı şehrin, yakınlardaki tren ve otobüs hatlarıyla oldukça kolaylaştırılmış bir güzergâhı mevcut. Evet, yokuşları var ama görülecek yerlerin birbirine yakın olması sebebiyle dolaşması nispeten rahat. Yürüyerek keşfedebileceğiniz Urbino’da, şehrin simgesi sayılan Dük Federico da Montefeltro’nun sarayı başlangıç için ilk ziyaret noktası. İtalyan Rönesans mimarisinin en önemli örnekleri arasında yer alan Palazzo Ducale (Dükalık Sarayı), bugün Galleria Nazionale delle Marche (Marche Ulusal Galerisi)’ne ev sahipliği yapıyor. Niccolò Machiavelli’nin meşhur eseri Prens’i bu saraya yaptığı ziyaretten ilhamla yazdığı bilgisi de cebimizde.
Reklam

Rönesans ressamı Raffaello Sanzio’nun 1483’te doğduğu ev, ressamın gençlik dönemine ait Madonna col Bambino (Meryem ve Çocuk) adlı bir fresk eserini de barındırıyor. “Urbinolu Raffaello” olarak da anılan sanatçının doğduğu şehir için anlamı büyük, şehir onun adıyla yankılanıyor sanki. Ana meydandaki görkemli San Domenico Katedrali, duvarlarındaki İncil’den sahneleri anlatan renkli freskleriyle San Giovanni Kilisesi, şehrin en yüksek noktasındaki müthiş manzarasıyla Albornoz Kalesi, iç süslemeleriyle dikkat çeken Sanzio Tiyatrosu ve göletleri-patikalarıyla içinizi açacak Botanik Bahçesi, Urbino’nun uğramadan dönülmemesi gerekenler listesinin azı dişleri.
Michel de Montaigne, Journal du voyage en Italie (Yol Günlüğü / İtalya Seyahat Günlüğü) eserinde Urbino’yu; “Orta yükseklikteki bir dağın tepesinden eteğine uzanan, hiçbir yere benzemeyen, inişi çıkışı bol bir mekân” olarak anlatıyor. Bulutların içinde seyreden, mukimlerinin geceleri ellerini uzatıp göğün saçlarındaki yıldızları toplayabildiği, efsununu zamanın kendisinden almakta ustalaşmış bir şehir burası. Urbino’ya gelmeye sebep arayanlara belki şu cümleyi hediye edebiliriz: İnsanın zamana dokunabileceğini hatırlaması lazım. Bu, en çok Urbino’da mümkün.


Urbino beşlisi
• Peynirli ve patlıcanlı kreşa!
• Sarayın terasından şehrin manzarasına dalmak.
• Montefeltro Tepeleri’nde bisiklet turuna katılmak.
• Şehrin meşhur, yağlı, kat kat açılmış yassı ekmeğinden yemek.
• Cem Akaş’ın Gitmeyecekler için Urbino kitabını tam da burada okumak.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.