Humboldt’un gözünden Yeni Endülüs ve Marbella

Alman kâşif Alecander von Humboldt’un kitabında rastlamıştım ilk kez Yeni Endülüs ismine. Sömürgecilerin gittikleri pek çok yere önlerine bir “yeni” kelimesi ekleyerek Amerika kıtasına yayıldıklarından haberdardım. Bir mekânı isimlendirmenin bir insana isim koymaktan elbette farkı yoktur. Eğer mekân veya çocuk ilk kez sizin olmuyorsa önceden bir isim taşır. Siz koyduğunuz yeni adla onu kendinize benzetmek istersiniz. Zaten fetih ile sömürge arasındaki temel ayrım burada başlar. Fetih hukuk getirir sömürge ayrıcalık.
İspanya Kralı 1. Charles’ın imtiyazıyla Güney Amerika’da “isimlendirilen” Nueva Andalucia da böyle çekti ilgimi. “İnsanlığın görevleriyle, ulusal onur ve vatan yasalarıyla mücadele içindeki alçakça kâr iştahını hiçbir şey durduramıyor.” diye yazmıştı köle ticareti için Humboldt. Şu çarpıcı cümleyi de kurmuştu “Hem galipler hem mağlupları daha yırtıcı hale getirdi bu ticaret.” Yeni Endülüs ismi de elbette bilinçle ve asıl bağlamının ötesinde seçilmişti.

Cumana eyaleti adıyla da bilinen bölge bugün Venezuela’da Sucre Anzoategui ve Manos arasına karşılık düşüyormuş. Fakat, İspanya’da Marbella bölgesi de aynı isimle anılmış. Endülüs içinde yeni bir Endülüs yaratma isteği nereden gelmiş olabilir. İki kıta arasında bir duygu, düş ve ideal köprüsü mü kurulmak istendi acaba? Bugünkü Marbella, Goncha Dağı’nın heybeti etrafında deniz ve doğayla çevrilmiş seçkin bir alan. Avrupa ruhu, İspanya içinde lüks yaşamın sınırlarını burada zorlamış gözüküyor. Marbella tek bir parçadan oluşmuyor bugün. Bir yanda plajların, otellerin, eğlence mekânlarının bulunduğu yer var bir yanda Old Town denilen eski ve asıl şehir, diğer yandan da yeni yerleşim alanı. Aslında her üç bölge de birbirine zarif geçişkenlikler aralıyor. Üç yüz gün güneş görmekle ünlü plajları meraklılarına kalsın asıl Yeni Endülüs ve Marbella’nın ruhunu eski şehri dolaşarak aramak mümkün.

Eski şehir çok sağlam sur kalıntıları ve etrafına serpilmiş evlerle dolu. Fakat her bir köşedeki ayrıntı, Endülüs Müslüman etkisi ile etkileşim halinde. Marbella’da portakal, palmiye, serviler mini meydanları ahenkli şekilde birbirine kavuşturuyor. Saint Barnabe’nin kutsadığına inanılan Marbella, Akdeniz etkisini İspanyol ruhuyla ustalıkla bağdaştırıyor. Özellikle kaldırımlarda kullanılan malzemeler ve detaylardaki uyum, renk ve işlevsellik şehir ve yaşama kültürü kavramına kafa yoranlar için zengin ipuçları veriyor.
Reklam

Endülüs’ün dillere destan geçmişi belki kayıp bir düş halinde Güney Amerika’ya kadar salınımlanabilir. Marbella bize düş ile gerçek arasında Roma, İslam ve İspanyol çizgilerinin çiçeklenişini gösterir. Kalabalık olmayan nüfusu, sakin ve dengeli atmosferi, burayı çekici kılmakla kalmaz, tabiat, mimari, sanat ve düş gücünün elbirliğiyle akışı bugündeki dün duygusunu da ayakta tutar. Duvarlara serpiştirilmiş çiçekler, kalın ve gözenekli sur duvarları Alman kâşifin Güney Amerika’da gördüklerine de ışık tutar. Her zenginlik bir kaynaktan gelir çünkü.
*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.