Burgazada’da avarelik ve dinginlik arayışı

Selime Kahraman Kayan
09:00, 15/03/2026, PazarG: Güncelleme: 09:09, 15/03/2026, Pazar
CategoryNihayet
Nihayet Dergi
Burgazada’da avarelik ve dinginlik arayışı
Bir avarelik gezisi: Burgazada

Burgazada’da mutlaka avarelik etmek gerek. Avarelik etmeden Burgazada’yı yaşayabilmek, bir bağ kurabilmek mümkün değil. Bir başınalığın, aheste yürüyüşlerin, etrafa ilk defa görüyormuş gibi bakmanın uyandırdığı hayret. Avarelik hayreti beraberinde getiriyor. Avarelik etmek deyince hemen zihnimde beliren bazı anlar var. Kendimi hemencecik ağaçlar arasında, deniz kıyısında, sonbahar sabahında veya bir yazın gün batımında dalgın, düşünceli yürür hâlde buluveriyorum.

Ferahlık bulmak için buralardan gitmek gerekir bazen. Sakin yürüyüşlere, gökyüzünün daha önce görmediğim köşelerini seyretmeye, yeni ağaçlarla tanışmaya, hiç çıkmadığım yokuşların başında dinlenmeye, alışık olduklarımdan uzak, yeni ve daha doğrusu başka şeylerin içinde olmaya ihtiyacım olur. Tazelenmek için bu şarttır aslında. Yeni yerler görmek, gözlerini ovuşturup da görüntüyü netleştirmek gibi zihnimde yeni boyutlara varma imkânı sunar. Bazen uzun yolculuklara zaman yoktur. Kendimizden uzak, buralara yakın bir yer bulmak da mümkün olabilir. İstanbul’da olup başka yerdeymiş gibi hissetmek... Burgazada işte bunu mümkün kılıyor.

Bir yaşındaki oğlum ve eşimle Kabataş’tan Adalar vapuruna bindik ve deniz üzerinde iki saate yakın bir yolculuk yaptık. Uzun vapur seyahatinin ayrı bir dinginliği oluyormuş, sağın solun deniz ve hafif rüzgârla yol gitmek pek hoş doğrusu. Bir yolculuğa, seyahate niyet etmiş olayım o gün gelene kadar heyecanım had safhada olur ve hep gideceğim o yerle ilgili bir şeyler okumak isterim. Burgazada’yla ilgili biraz araştırdığımda isminin Yunanca “kule” anlamına gelen “pyrgos” şeklinde olduğunu öğrendim. Adayı fethetmemizden sonra söyleyiş zamanla Burgaz’a dönüşmüş olmalı. Daha öncesine gittiğimizde ise bir dönem “Antigoni” bir dönemse “Panormos” adı verilmiş. Panormos, güvenli liman anlamına geliyor, adadaki iki mendirek balıkçılara emniyetli bir liman sağladığı için böyle söylenmiş.

Bazen uzun yolculuklara zaman yoktur. Kendimizden uzak, buralara yakın bir yer bulmak da mümkün olabilir. İstanbul’da olup başka yerdeymiş gibi hissetmek... Burgazada işte bunu mümkün kılıyor
Bazen uzun yolculuklara zaman yoktur. Kendimizden uzak, buralara yakın bir yer bulmak da mümkün olabilir. İstanbul’da olup başka yerdeymiş gibi hissetmek... Burgazada işte bunu mümkün kılıyor

Vapur hafta içi olmasına rağmen tıklım tıklımdı ama Burgazada’da inen bir avuç insandık. Bu koca kalabalık Heybeliada ve Büyükada’ya gidiyor. İskeleye adımımı attığımda meraklı gözlerle karşımdaki, etrafımdaki görüntüye öyle dikkatli bakmışım ki zihnimde o anın fotoğrafını çekmişim. Küçük bir meydan, meydanın ortasında bir ağaç bize, hoş geldiniz diyor. Tam karşıda Ergün Pastanesi, solda Burgaz Kafe’nin masa sandalyeleri sıralanmış ve denizin kenarında bir koridor, ince bir yol görünüyor. Biz de o yola sapıyoruz ve aheste aheste dolaşmaya başlıyoruz. Buralarda biraz turist kalabalığı görünür gibi olsa da içerilere doğru geldikçe adanın sakinliği, nüfusun azlığı hemen göze çarpıyor. Adada yavaş akan bir hayat var ve kendimi İstanbul’un kaosundan başka bir evrenin gündelik hayatına dahil olmuş gibi hissettim. Manavın ilerisindeki Anjelik Kafe’de kahvaltı yapmak için oturuyoruz ve ben bir süre bu ağır akan zamanı seyrediyorum. Kendimi birinin evine misafir olmuş gibi hissediyorum bu seyrin içinde. Onlar yürüyor, konuşuyor, işlerine sahip çıkıyorlar; hayatları her gün olduğu gibi akıyor ve ben bu akışta dışarıdan gelen o kişiyim, hatta aslında ben orada yokum. Çünkü bir yabancı da değilim esasında ve dikkat de çekmiyorum. Hayat akışları o kadar doğal ve kaostan uzak görünüyor ki ben de o akışın bir parçası oluyorum. Sanki olacak olanlar hep önceden belli. Ve bu ne kadar da hafif hissettiriyormuş insana, öyle ki zaman zaman arayıp da bulamadığım belki de buymuş diyorum içimden.

Burgazada’da mutlaka avarelik etmek gerek. Avarelik etmeden Burgazada’yı yaşayabilmek, bir bağ kurabilmek mümkün değil. Bir başınalığın, aheste yürüyüşlerin, etrafa ilk defa görüyormuş gibi bakmanın uyandırdığı hayret. Avarelik hayreti beraberinde getiriyor.

Avarelik etmek deyince hemen zihnimde beliren bazı anlar var. Kendimi hemencecik ağaçlar arasında, deniz kıyısında, sonbahar sabahında veya bir yazın gün batımında dalgın, düşünceli yürür hâlde buluveriyorum. Derin, dalgın, düşünceli, bir başına olmanın verdiği gizli keyfi hissediyorum. Dışarıdan bakıldığında başıboş gezinmek derler buna belki ama başıboş edene kadar çıkılan yürüyüşlerden birisidir bu. İnsanın zihnini arındıran ve tazelik veren cinsten. Karışıklıkları çözüp de önü görülen bir yol bulmayı, pusları dağıtmayı, aydınlığa varmayı mümkün kılan. Bazen düşünmek, düşünmek, düşünmek; düşünmeklerle bir yere varamıyorum. Sanki düşündükçe daha da karışıyor, ip yumakları çözülemeyecek kadar birbirine geçiyor. Böyle zamanlarda durmak, düşünmeyi bırakıp temaşa etmek; düşünme yetisi körelen birinin zihnini yeniden berraklaştırabiliyor. Durmak beraberinde dinginleşmeyi, ardından görmeyi, duymayı, hissetmeyi ve nihayet anlamlandırmayı getiriyor. Böylece yumaklar birbirinden ayrılıyor, ipler kendi yolunu buluyor.

Bir yeri ilk defa görmenin, bir şeyi ilk defa tatmanın, ilk defa deneyimlemenin hissi öyle güzel ki... Avarelik ederken etrafa sanki her şeyi ilk defa görüyormuşum gibi bakmaya çalışıyorum ve bunun içimde açtığı pencereler bambaşka oluyor. Yeniden hayret etmek, hayret duygusuyla eski bir dostumu görmüşüm heyecanıyla buluşmak, buluşmanın sevinciyle adeta sarhoş olmuş bir hâletiruhiyeyle yürümek. Buna başıboş gezmek nasıl denilebilir? “İstikameti, siyaseti ve kendine dönük bilinci olan avarelik, vakti boşa harcamaktan alıkoyan bir şeydir.” diyor Ahmet Murat, Avarelik Görgüsü’nde. İstikameti olan şey, başıboşluktan azade oluyor böylece. Ağır akan zamanın tam ortasında, günlerden bahar vakti, denizle çevrili bir yerde ağaçlarla sarmalanmışsın. İşte tam vakti avarelik etmenin!

Kahvaltımızdan sonra tam da bu hislerle yeniden yürüyüşe dönüyoruz ve Burgaz’la birbirimizi tanımaya devam ediyoruz. Burada en sevdiğim şey, bir şekilde daima denizle göz göze gelmemiz. Çeşit çeşit göğe uzanan ağaçların arasından yokuş yukarı, ağır ağır çıkarken o masmavilik de eşlik ediyor bize. Ağaçların arasında denizin yanında olmak; üstelik araba sesi yok, gürültü yok, sadece kuş cıvıltıları. Yokuşu biraz denize, biraz ağaçlara, sıralanmış bahçeli evlere baka baka aşınca Burgazada Camii’yle karşılaşıyoruz. Tek minareli, denize bakan küçük bir cami, ilk görüşümde içim sıcacık oluyor. Fetihten tam beş yüz yıl sonra ada halkının da maliyetinin bir kısmını üstlenerek inşa ettirdiği Burgazada Camii, içerisindeki duvarların çinilerle bezendiği, penceresinden başınızı çıkardınız mı, denizi gördüğünüz sevimli bir yer.

Camiyi yüklerimizden kurtulduktan sonra temaşa edeceğimiz için yürümeye devam ediyoruz. Kalacağımız yere varınca abdestlerimizi tazeliyoruz, oğlumun ihtiyaçlarını gideriyorum ve çok vakit kaybetmeden yeniden keşfe dönüyoruz. Dönüş yolunda bir yol ayrımının başında buluyoruz kendimizi. Solda denize doğru bakan Burgazada Camii duruyor ve önünde yokuş aşağı bir yol var; sağ taraftaysa nispeten daha düz, kıyısına bahçeli, müstakil evlerin dizildiği başka bir yol var. Önce caminin başında biraz soluklanıyoruz. Vakit namazını kılıp hatıra fotoğrafı da çekilince bu kez sağdaki yoldan devam ediyoruz ve bir süre yürüdükten sonra Aya Yani (Ionnes Prodromos) Kilisesi’yle karşılaşıyoruz. İçimden bir ses kapısının kilitli olduğunu söylüyor nedense ve içeri girmek için kapıya uzandığımda haklı da çıkıyorum. İçerisini göremediğim için üzülüyorum çünkü benim için bu gezide yarım kalan bir şey olacak. Burgaz’a bir daha yolumun düşmesini bekleyeceğim.

Kiliseyi geçip devam edince sağa doğru küçük bir yokuş var, ilerisindeyse Sait Faik’in büstünü seçiyor gözlerim. Müzenin kapanmasına yarım saat kırk dakika var, kapanmadan gezmek için oraya gitmeye karar veriyoruz. Müze dedim ama yine de içim elvermiyor, Sait Faik’in yaşamış olduğu bahçeli ev, aslında bir köşk. Burgazada’ya gelirseniz bu evi gezmenizi çok isterim. Her ne kadar müzeye çevrilmiş olsa da orada yaşanmış bir hayatın izlerini bulabilirsiniz. Gözlerimde canlandırmaya çalışıyorum; salondaki koltukta Mehmet Faik Bey gazetesini okuyor, Makbule Hanım merdivenlerden aşağı iniyor veya çatı katındaki masa başında Sait Faik’i görmeye çalışıyorum; yatağında hasta yatarken, bahçede otururken. Adada bizim adım attığımız yerlerden nasıl geçtiğini, kimlerle lafladığını, belki faytonda sigara içtiğini. Sait Faik’le olduğundan çok hayatla, ölümle ve zamanla, tarihle bağ kuruyorum o anlarda. İşte, bir ömrün çıktısı burada diyorum ve düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Hayatlarımız böyle bir müzeye dönüşmeyecek belki ama yaşadığımız her anın satır satır yazıldığını biliyorum. Ve orada hangi kelimelerin en çok kullanılmasını istiyorsak öyle bir hayat sürmemiz gerektiğini de.

Sait Faik’le olduğundan çok hayatla, ölümle ve zamanla, tarihle bağ kuruyorum o anlarda. İşte, bir ömrün çıktısı burada diyorum ve düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.
Sait Faik’le olduğundan çok hayatla, ölümle ve zamanla, tarihle bağ kuruyorum o anlarda. İşte, bir ömrün çıktısı burada diyorum ve düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.

Evden çıktığımızda zihnimin biraz yorulduğunu hissediyorum ve kahve molası için Four Letter Word Kafe’ye geçiyoruz. İyi kahve içmek isterseniz burada bir soluklanmak size iyi gelecektir. Hafta sonları çok kalabalık olduğunu duymuştum fakat hafta içi olduğu için mi bilmiyorum bizden başka bir masa daha doluydu sadece. Bu sakinliği fırsat bilip eşim, oğlum Ahmet Yusuf’la vakit geçirirken ben de birkaç satır yazmaya çalışıyorum. Ardından vakit namazı için tekrar Burgazada Camii’yle kavuşuyoruz ve Kalpazankaya’ya gitmeye karar veriyoruz.

Büyükada ve Heybeliada’nın yanında Burgazada o kadar küçük kalıyor ki adanın tamamını yürüyerek gezmeniz mümkün. Biz de gün batımı için Kalpazankaya’ya gitmeye karar verdiğimizde araca binmeye gönlümüz el vermiyor. Kuş sesleri, temiz hava ve ağaç arkadaşlarımız eşliğinde, denizle bakışarak aheste aheste yürümek çok daha cazip geliyor. Yürümeyi sevenler, yürüyerek düşünenler için Burgazada tam bir cennet. Her adımda gördüğünüz o yerler yürek rahatlatan cinsten. Yürüyüşün iyileştirici yönü burada en üst seviyeye çıkıyor diyebilirim. Bu sessizliğin içinde sanki kendi sesimi, kalbimin sesini daha iyi duyabiliyorum. Allah’ın yaratmasından daha güzeli olmadığını her an hissediyorum. Gün batımını seyretmek için Kalpazankaya’ya çok doğru bir tercih olduğunu düşünüyorum, güneşin bulutların altına dağılan renklerini, denize yansıyan parıltılarını seyrederken.

Sadece bir gün geçiriyoruz adada ama nedendir bilmiyorum, kendimi sahiden adalı hissederek dönüyorum. Sanki yıllardır değişmez rutinimizmiş gibi sabahları erkenden kalkıp Ergün’den Bursa lokumu ve zeytinli açma alıp vapura binmek. Daha dönerken burayı çok özleyeceğimi ve yeniden sık sık geleceğimi, oğluma buralarda çok anı bırakacağımı biliyorum. Mesela Ekim ayı geldi mi, Balıkçıl kuşunu görmeye vapura atlar da gelmez miyiz hiç?

*Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026