Barış Manço’nun kasabaya geldiği o sabahı hâlâ unutamıyorum

90’ların başı... Bir yaz sabahı. Güneş yükseliyor. Biz; yani ben, dayıoğlu, komşu çocukları Ethem ve rahmetli Halil İbrahim ile oyun kurmaya çabalıyoruz. Dedemin kerpiçten yapılma tek katlı evi bize hem gölge hem oyun için malzeme desteği...
1970 yılındaki Gediz depreminden sonra, bir odasını bugünün teknolojisinde kazık temelli ve ahşap kafesli inşa ettirdiği için bu evi çok seviyoruz. Depremden filan anladığımız yok da, dedemin “Ben burayı hususi yaptırdım, deprem evi!” deyişi başımızı döndürüyor. Evin, Seyyid Battal Gazi Külliyesi’ni ve uçsuz bucaksız ovayı gören muhteşem bir de manzarası var!
Reklam
Ve...
Aradan yıllar geçiyor. Yaşım, her yıl Barış abinin yaşına yaklaşıyor. Afrika’ya bir iş seyahatim var. Yorgunum. Kadıköy’e geliyorum. Buradan otobüse binip havalimanına gideceğim. Havalimanı otobüsünün kalkış vaktine henüz var. İskeleden Haydarpaşa’yı, Boğaz’ı, karşıdaki Ayasofya’yı, Sultanahmet’i, vapurları izliyorum. Yanımdan bir anneyle çocuğu geçiyor o ara. “Sahilden Moda’ya gidelim mi?” diye soruyor anne oğluna. Oğlan elindeki tabletten başını kaldırmıyor. Anne tekrar soruyor: “İstersen Üsküdar’a dönelim?” Oğlan yine cevap vermiyor. Anne bezgin. “Kahvaltı yaptınız mı bu sabah okulda?” diye soruyor. Çocuk “Evet,” diyor “ama yumurta yemedim.” Anne öfkeleniyor: “Söz vermiştin! Yürü hadi, otoparktan arabayı alalım, akşam trafiğine kalmadan eve gidelim. Hamburger mi yoksa pizza mı söyleyelim akşama, ne istiyorsun?"
Bizim kasabadan Kadıköy’e yüzyıllık yolu aşmış gibi içimde bir çocuk gülüyor. İçimde bir çocuk ağlıyor. Bir çocuk içimde oyun kuruyor. “Bir türkü tutturmuşum, anlıyorsun değil mi?”
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.