Yıllar sonra Portland Kitap Festivalinde edebiyat ve Filistin protestosu

Bir gün Portland’daki okur kalabalığının içine karışıp Filistin protestolarına şahit olacağımı hiç hayal etmemiştim.
Serpil Abla’yla beşinci sınıftayken tanışmıştım. İstanbul Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuyordu. Neşesinin, yardımseverliğinin yanı sıra uzun saçları çok hoşuma giderdi, tam bir edebiyat tutkunuydu. Ailem dışında ilk kez onunla birlikte sinemaya gitmiş, Üsküdar’daki ilk hamburgerimi onunla birlikteyken yemiştim. Bana ve kardeşime derslerimde yardımcı olurdu ama onunla birlikteyken hiç ders çalışıyormuş gibi hissetmezdim. Ortaokula geçince okuduğum kitapların içeriği de değişmişti. Annemden ve teyzemden kalan gençlik kitaplarını okumaya başlamıştım. Serpil Abla da Türk Edebiyatı’nın duayenlerinden bahsederdi. Behçet Necatigil’in Radyo Oyunları’nı onun tavsiyesiyle okumuş, çok beğenmiştim.
Bir gün bizdeyken anneme, “Güzide’yi kitap fuarına götüreyim mi?” dedi. Ben o zamanlar kitap fuarlarının varlığından bihaberdim. Serpil Abla’yla Taksim’deki Tüyap Kitap Fuarı’na gitmek hayatımda büyük bir çığır açmıştı. O günün her saniyesi aklıma kazındı. Önce Taksim’deki Millî Eğitim Bakanlığı’nın kitapçısına uğramıştık. Pembe kapaklı Dostoyevskilerle ilk orada tanışmıştım. Çok geçmeden kitapçı kapanınca oraya sadece bir kere uğrayabilmek içimde ufak bir sızı bıraktı. Ama pembe kapaklı Dostoyevskileri bir hazine gibi sakladım. Fuarda rengârenk kitapların arasında dolanmak, okuyucu kalabalığının ortasında sıkışıp kalmak hoşuma gitmişti doğrusu. Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı’nı da oradan almış, ertesi gün Kadıköy Anadolu İmam Hatip’teki arkadaşlarıma iftiharla göstermiştim.
Çok geçmeden Serpil Abla’yla bağlantım tamamen koptu. Nereye gittiğini, ne yaptığını bilmiyorum ama kitap fuarı macerama şimdi çok iyi bir psikolog olan arkadaşım Tuba’yla ve Nurten Hoca’yla devam ettim. Tuba’yla İstanbul’daki bütün kitap fuarlarına giderdik: Tüyap, Sultan Ahmet, Feshane, Üsküdar ve daha ne varsa… Aldığımız kitapları değiş tokuş edip okurduk. Bir ramazan günü paramı köküne kadar kitaplara yatırdığım için Sultan Ahmet’teki iftarımı Nurten Hoca ısmarlamıştı.
Hâl böyle olunca, 2011’de Teksas, Houston’a taşınıp oralarda kitap fuarları olmadığını görünce ufak çaplı bir sarsıntı yaşadım. Edebiyat festivallerinin, kitap fuarlarının olmadığı bir şehir bende çöl etkisi uyandırmıştı. Oregon, Portland’a taşınmak hasretimi bir nebze olsa da giderdi. Portland’ı ilk kez ziyaret eden insanlara, gezip görmeleri için kitapçılar, dağlar, şelaleler tavsiye ediliyor, şehrin merkezindeki kitapçı Powell’s, Üsküdar’daki Kız Kulesi gibi turistlerle dolup taşıyordu. Ayrıca, hiç olmazsa senede bir kez, edebiyat festivali düzenleniyordu. İlk başlarda bu festivalin bir gün sürmesini yadırgamıştım. O zaman, edebiyat ve kültür hazinesi olan İstanbul’da her günün festival tadında geçtiğini, bir daha o günlere dönmenin zor olduğunu anlayıp Portland’daki kitap festivalinin tadını çıkarmaya karar verdim.
Bir gün süren festival, etkisini aylar öncesinden gösteriyordu. Ekim ayında üniversitedeki asistanlığım ve güzel sanatlar fakültesindeki öğrenciliğim başlamış, ilk günden itibaren festivalde kimlerin konuşmasına gideceğimizi ayarlamaya başlamıştık. Herkes bana Rebecca Yarros’un Dördüncü Kanat kitabını öneriyor, kitap fuarında mutlaka Yarros’un konuşmasına gitmemi söylüyordu. Popüler yazarlara karşı önyargım beni biraz duraklatmıştı. Henüz yeni tanıştığım Michelle, “Dur sana kitabı ödünç vereyim, görüşlerini çok merak ediyorum.” deyip romanı elime tutuşturmuş; yazarla aynı ismi taşıyan Rebecca, “Biletler tükenmeden mutlaka al.” diye tembihlemişti. Ama biletler tükendi. Rebecca bu sefer, “Bende fazladan bilet var, sana verebilirim.” dedi. Ama ben hâlâ kendimi Yarros’un konuşmasına gitmek için pek hevesli hissetmiyordum.
Onun yerine Cleyvis Natera ve Leni Zumas’ın “Ev Kadar Güvenli” konuşması daha çok dikkatimi çekmişti. İki konuşma da aynı zamanda başladığı için fantastik roman yerine edebiyata daha gerçekçi bir gözden bakmayı tercih edip Natera’yla Zumas’ın konuşmasına gittim. İki yazarın kitabı da özgürlük ve hayatta kalma mücadelesini; kapitalizmin hayatımızı ve toplum sağlığını nasıl etkilediğini irdeliyordu. Gün içinde başka birçok etkinliğe daha katıldım. Bu sefer bir ilke imza atıp, fuarda gönüllü olduğum için bilet masrafından da tasarruf etmiş oldum. Gönüllülüğüm gayet basitti: Okulumuzun yazarlık bölümü standında bir saatliğine de olsa görev aldım.
Ama bu sene festival coşkusunun, uzun okuyucu kuyruklarının yanı sıra dikkatimi daha çok çeken başka bir unsur vardı. Yazarların ve birkaç küçük yayınevinin desteklediğini Filistin protestosu, sonbahar mevsiminin rüzgarını değiştirmişti. Soykırıma destek olan Wells Fargo’nun ana sponsorluğunun iptal edilmesi talep ediliyordu. Yazarlar, festivalin organizatörlerine açık mektup yazıp, “Filistin soykırımından kâr elde eden ve bunu kolaylaştıran bankaların sponsorluğuna ‘hayır’ demenizi istiyoruz.” dediler. Protestoya destek verenler konuşmalarında bunu dile getirip, “Wells Fargo’yu Bırak” yazılı tişörtler giydiler. Bu sene olmadı ama kim bilir belki seneye soykırıma destek olan bankalar ve şirketlerin eli değmeden bir festival gerçekleştirmek nasip olur.
Serpil Abla’yla Tüyap Kitap Fuarı’na giderken dünyalar aştığım hissine kapılmıştım ama bir gün Portland’daki okur kalabalığının içine karışıp Filistin protestolarına şahit olacağımı hiç hayal etmemiştim. Çok ses getiren bir protesto değildi ama küçük, samimi ve etkiliydi.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.