Sezai Karakoç’un yazılmasını istemediği hatıralar

Saadettin Acar
16:00, 18/06/2026, Perşembe
CategoryCins
Cins Dergi
Sezai Karakoç’un yazılmasını istemediği hatıralar
Sezai Karaakoç: "Bir adamımıza iş bulamıyoruz"

Belli ki Sezai Karakoç adını ilk kez duymuşlardı. Not alırken bir-iki defa ismini tekrarlatmalarından bunu anlamıştım zaten.

Üstad Sezai Karakoç’u ziyaretlerim, 1998’den başlayarak vefat ettiği 2021’e kadar devam etti. Bu ziyaretlerin sıklığı dönem dönem değişiyordu. Bazen haftada bir, bazen de ayda veya iki ayda bir yayınevine gidebiliyordum. 2014’te Diriliş Yayınları’nın merkezinin Fındıkzade’ye taşınmasının ardından daha az ziyaret etme imkânı buldum. Nedense Cağaloğlu Derin Han’daki sıcaklığı orada bulamadım bir türlü. Ama birtakım vesilelerle telefonla aramaya devam ettim, vefatına kadar irtibatımı koparmadım. Bir keresinde Medine-i Münevvere’den, Ravza-ı Mutahhara’nın hemen yanından aradım kendisini ve ona Efendimizin huzurunda dua ettiğimi söyledim. O zaman çok duygulandığını ve sesinin bir müddet kısıldığını hatırlıyorum. Bir defasında da, hâl hatırını sorduktan sonra “Sizi çok seviyoruz efendim.” dedim hızlı bir şekilde ve hürmetlerimi arz edip telefonu kapattım. Bunu hepimiz adına söylemiştim. Onu hesapsız, kitapsız seven herkes adına. Zaten bunu ancak telefonla söyleyebilirdim.

Daha sonra kendisini ziyaret ettiğimde Üstad, “Bir adamımıza iş bulamıyoruz.” diye hayıflanmıştı.

Birkaç sefer de Üstad aradı beni. Bir keresinde, hiç unutmuyorum, iş durumumla ilgili aramıştı. Şöyle olmuştu: 2004’ün Nisan-Mayıs aylarıydı. Çalıştığım işten ayrılmıştım. Yeni evliydim ve büyük kızım henüz birkaç aylıktı. Maddi olarak sıkıntılı durumdaydım. Sultanahmet’in aşağısında, Kadırga semtinde oturuyorduk o vakitler. Diriliş Yayınları evime yakın olduğu için haftada birkaç kez Üstad’ı ziyarete gidebiliyordum. Tabii sıkıntılarımdan Üstad’ın da haberi olmuştu. Her ziyaretimde muhakkak iş durumumla ilgili bir gelişme olup olmadığını soruyordu. Hatta bir keresinde, “borç” para vermeyi bile teklif etmişti. (Elbette borç ifadesini nezaketen kullandığını biliyordum.) Bir-iki kez de, “Ne yapabiliriz acaba? Var mı başvurduğun bir yer? Yapabileceğimiz bir şey var mı?” dedi. Kibarca teşekkür edip onu kendi şahsi meselemle meşgul etmek istemediğimi söyledim. İşte o günlerde beni bir resmi kuruma yönlendirdi. “Kurumun başındaki kişiye selamımı söyle, sana uygun bir iş var mı diye sor.” dedi. “Gelişmelerden de beni haberdar et.” diye sıkıca tembihledi. Dediğini yaptım; oraya gidip kendimi tanıttım ve beni Üstad’ın gönderdiğini, kurumun başındaki kişiyle görüşmek istediğimi söyledim. Tabii Üstad’ın ismini duyduklarında beni ayakta karşılayacaklarını ümit ediyordum. Ama kurumun sekreteryası olarak çalışanların ilgisizliği beni hayal kırıklığına uğratmıştı. “Not aldık, sizi arayacağız.” deyip beni yöneticinin makamına bile almadan kapıdan geri gönderdiler. Üzgün bir şekilde oradan ayrıldım. Çünkü belli ki Sezai Karakoç adını ilk kez duymuşlardı. Not alırken bir-iki defa ismini tekrarlatmalarından bunu anlamıştım zaten. Tahmin edileceği üzere beni aramadılar. Üstad üzülmesin diye o süreçte birkaç gün yayınevine hiç uğramadım, haber de vermedim. İşte o arada bir gün aradı ve ne yaptığımı sordu. “Efendim not aldılar, bana dönecekler.” gibi bir şeyler söyledim. Ama belli ki o da inanmamıştı. Çünkü daha sonra kendisini ziyaret ettiğimde konuyu yeniden açmış ve “Bir adamımıza iş bulamıyoruz.” diye hayıflanmıştı. Durum sıkıcıydı gerçekten ama benden “adamımız” diye söz etmesi ise gururlandırmıştı. (Yıllar sonra kurumun başındaki kişiye bu durumu anlattığımda, kendisine böyle bir notun asla gelmediğini söylemişti. Onu da kayıt düşmem gerekir.)

Durum sıkıcıydı gerçekten ama benden “adamımız” diye söz etmesi gururlandırmıştı.

Bu yirmi yılı aşkın sürede bu ve benzeri birçok şahitliğim oldu ama hiçbirisini yazmadım. Daha kötüsü bir kenara not bile almaktan çekindim. Çünkü kendisini ilk ziyaretimin ardından yazdığım yazıdan çok rahatsız olduğunu bana açık açık söylemişti. Onu da anlatayım:

Gözlemlerimi yazdığım o ilk ziyaretin ardından yaklaşık bir yıl sonra, muhtemelen 1999’da yeniden Diriliş’e gittim. Ziyaretim esnasında Üstad’ı biraz sinirli ve keyifsiz gördüm. “Ne Acar’dı?” dedi. İsmimi söyledim. “Mardin’in hangi ilçesiydi?” diye sordu. “Efendim. Nusaybinliyiz ama Kızıltepe’de büyüdük.” dedim. Birden, hiddetli bir şekilde “Sen dürüst değilsin. Buraya, yanımıza, bizi seven Anadolulu bir genç olarak geldin. Buradaki sohbeti de bizimle röportaj yapmış gibi gazetelerde yayımladın.” dedi. Bu tepki karşısında şok geçirdim doğal olarak. Ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemez halde donakaldım. Çok üzüldüm, sarsıldım, korktum da. Yanlış yaptığımı anladım tabii. Gayri ihtiyari gözümden yaşlar akmaya başladı. Öyle bir niyetimin olmadığını, bir hata işlediğimi söyleyip özür diledim ama nafile. Üstad bir türlü ikna olmuyordu. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Üstad’ın gazetelere konuşmadığını, röportaj vermediğini, özel hayatına dair paylaşımlardan rahatsızlık duyduğunu sonradan öğrenmiştim ama olan olmuştu bir kere. Aslında yazının yayımlandığı günkü ilgiden az buçuk kuşkulanmıştım. Bir ziyaretin notlarının neden bu kadar abartıldığına bir türlü anlam verememiştim. Ama Üstad’ın bu prensiplerini de henüz bilmiyordum açıkçası. Anlaşılan bu yazıdan epeyce rahatsız olmuş ki, yayımlanışının üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ unutmamıştı. Bu yüzden de bir türlü durmak bilmiyor, bana kızdıkça kızıyordu. Ben de başımı öne eğip sustum ve kendimi savunmaktan vazgeçtim bir süre sonra. Ama bir taraftan da gözyaşlarım akmaya devam ediyordu. Merhum Üstad çok merhametliydi hakikaten; samimiyetime inanınca beni yatıştırmaya ve durumu alttan almaya başladı. Sonra orada bana bir şey söyledi, ki onunla ilişkilerimde, yaşadığı süre boyunca bu tavsiyesine daima riayet etmeye gayret ettim. Dedi ki: “Burada olup bitenler ben hayatta olduğum sürece burada kalmalı. Burada konuşulanların dışarıya taşınmasına rızam yok. Ben istesem konuşur, röportaj veririm.” Bu şekilde gönlümü aldı ve beni yolladı.

Üstad Sezai Karakoç, o yazıdaki bir iki cümlemle ilgili de ayrıca sinirlenmişti hatırladığım kadarıyla. Mesela ondan önce yayınevine gittiğimi ve onun da yaklaşık bir saat sonra geldiğini falan yazmıştım yazıda. Üstad buna ayrıca çok kızmıştı. “Sanki randevulaşmışız da, ben geç gelmişim gibi bir şeyler yazmışsın bir de.” diye epey azarlamıştı beni.

Daha sonra şunu anladım: “Monna Rosa” hakkında yazdıklarım dikkat çekmişti çünkü yarım asırdır efsane gibi dolaşan bir şiir hakkında ilk ağızdan, yarım yamalak da olsa bir şeyler yazmıştım. Çok hayati bir şey yapmıştım aslında. Kimsenin konuşmaya cesaret edemediği bir konuda bazı ipuçları vermiştim. Ama bütünüyle cahil cesaretiyle elbette. O tarihten itibaren Üstad ile irtibatımı hiç koparmadım; daima ziyaret etmeye çalıştım, gidemediğimde hep aradım, sordum. Ama bir daha asla oraya dair hiçbir şey yazmadım. Hatta bu endişeyle, şahit olduklarımı kendime bile not almaya cesaret edemedim. Bu yüzden de, Hayreddin Karaman, Mehmet Görmez, Yusuf Kaplan, Hamit Can, Asım Gültekin, Sibel Eraslan, Halime Kökçe, Ahmet Murat gibi isimlerin de içinde yer aldığı onlarca hatıranın detaylarını maalesef unuttum. (Bu ve benzeri temaslardan hatırlayabildiklerimi önümüzdeki bir-iki yazıda toparlayıp bu dosyayı kapatacağım inşallah.)

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026