Serbest vezne tepki olarak doğan Spektra şiir akımı

Bir de şunu unutmamak gerekir ki şiirde keşfedilen her yeni damar, er geç tükeniyor. Bazı engin ve zengin şiir kaynakları bile gün gelince meyvesiz kalabiliyor. Böyle dönemlerde “yeni” görünümlü her şey dikkat çekebilir, popüler olabilir, eski şanlı şiirin yerini alabilir.
21. yüzyılın başlarında serbest vezin ve egzotik imgelemler Amerikan şiirini kıskacına alınca bu durumdan rahatsız olan iki şair enteresan bir teşebbüste bulunmuşlar. Şiirde vezin ve kafiyeye inanan bu iki şair, yeni şiirin ne kadar saçma olduğunu göstermek üzere “Spektra” adında bir akım kurup müstear isimlerle şiirler yazmışlar ve dergilere göndermişler. Tahmin ettikleri üzere bu akım da kısa bir zaman içinde ilgi ve merak kaynağı olmuş. Spektra, saygın bir yere konumlandırılmış. O dönemlerde “yeni şiir” nasıldı diye göstermek için Skipwith Cannéll tarafından ciddiyetle yazılan, Ezra Pound’un da derlediği Des Imagistes antolojisinde bulunan imajist bir bende bakalım:
Ayakların
Küçük gümüş kuşlar gibi,
Güzel yollara koyulmuşsun;
Bu sebeple takip edeceğim seni,
Sen ki Altın Gözlü Güvercin,
Her yolda takip ederim seni,
Zira güzelliğinin nuru
Önümde parıldar meşale gibi.
Belki doğrudan Ezra Pound’dan bir örnek de alabiliriz: “Ey beyaz ipekten yelpaze, / çimen yaprağındaki kırağı gibi şeffaf, / Sen de bırakıldın bir kenara.”
Yeni şairler, eskilerin kalıplarını (yahut Nâzım’ın tabiriyle putlarını) yıkmaktayken elbette bu yapıyı da korumak isteyenler olacak. İşte, Arthur Davison Ficke ve Witter Bynner da yapıyı muhafaza etmek için yeni yapıların esasında gülünç olduğunu ispat etmek üzere bir yola girmiş ve birçok enteresan şiirler kaleme almışlardır. Bunlardan en sevdiğim Ficke’in Anne Knish müstearıyla yazdığı “Opus 67” adlı şiir:
Sabahın erkeninde başlatmazdım
Aklımı kaçınılmaz yolculuğuna
Doğuya doğru.
Bir yerlerde beyaz kubbeler var
Mavi emayeli göğün altında, beyaz kubbeler, beyaz kubbeler;
Bu sebeple süt bile
En güvenli sarıdır.
Süt limondan iyidir
Kahvaltı vakti içilen çayda
Limon yiyen kaplanları düşünürüm.
Çok şükür çay marketten geliyor
Seylan yerine.
Bu ikili, aynı zamanda bir manifesto yayımlamışlardı; ama manifesto da boydan boya deli saçmalıklarıyla doluydu. Örneğin manifestonun maddelerinden biri şu şekildeydi: “Spektra, fiziksel bakışın tepkisel titreşimlerini ifade eder. Gözün yoğun ışığa maruz kalmasıyla beliren aydınlık görüntüdür. Bu sebeple şairin ilk bakışının ardıl renklerini ima etmektedir.” İstersek buradan bir anlam çıkartabiliriz elbette; ama çıkardığımız anlam için vereceğimiz uğraş, bu sözleri sarf etmek için verilen uğraştan daha fazla olabilir.
Ficke ve Bynner, bu şiirlerdeki saçmalıklarının hemen fark edileceğini düşünüyordu. Ne var ki iki yıl boyunca ciddi şiirler olarak kabul gördüler. En sonunda Ficke ve Bynner, yaptıkları bu çalışmanın esas maksadını ifşa etmek zorunda kaldılar.
Spektral şiirlerin saçmalık maksadıyla yazıldığını bile bile bu şiirleri okusam da ben şahsen beğenmiştim. Belki zaten devrin popüler şiir akımlarını saçma buldukları için bu yazdıkları da onlara saçma gelmişti. Netice itibariyle şiirler teknik olarak nitelikli ve ciddi yazılan bazı örneklerin aksine tematik bütünlüğü bile sağlayabiliyor. Bir de şunu unutmamak gerekir ki şiirde keşfedilen her yeni damar, er geç tükeniyor. Bazı engin ve zengin şiir kaynakları bile gün gelince meyvesiz kalabiliyor. Böyle dönemlerde “yeni” görünümlü her şey dikkat çekebilir, popüler olabilir, eski şanlı şiirin yerini alabilir.
Pound ve arkadaşlarının kurduğu şiir de aslında böyle bir yoksunluğun vücut bulduğu bir dönemde okurların dikkatini çekmeye başlamıştı. Yoksa yeni oluşan ve bu sebeple karakteri henüz oturmayan bir şiirin, sırtını asırların emeğine dayayan ve sağı solu belli olan bir şiiri yıkması veya onun yerini alması pek mümkün değildir. Demek ki o büyük şiir, kitabının son sayfasını doldurmuş ve kapağını kapamış. Artık bir sonraki cildi doldurmak gerekir. Aksi takdirde eski usulle yazılan her şiir alelade bir derkenar mahiyetinden çıkamaz. Ficke ve Bynner’ın ıskaladığı husus belki de buydu. Ne var ki Bynner, Anne Knish mahlasıyla yazdığı şiirler vasıtasıyla şiir yazmaya ilişkin çok şey öğrendiğini itiraf etmiştir. Üstelik bu iki şair genelde Spektra şiirleriyle anılır. Ciddi niyetlerle, büyük gayretlerle yazdıkları diğer şiirler artık hafızalardan kopup gitmektedir.
O halde bu yazıyı da hafıza ve sevgiye ilişkin Anne Knish kaleminden bir Spektra şiiriyle bitirelim: “Vergi memurları değerli nesneleri göremez bazen. / Bugün yeşimtaşımı buldular ama. / Yine de bulamadılar seninle hatıralarımı.”
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.