Benito Cereno’da Babo karakteri ve direniş teması

Dönem başında ders seçerken gözüm, “Edebiyatta Kültürel Farklılıklar” dersine takıldı. Okuma listesinde Melville’in ismini görünce tanıdık sularda olduğumu hissettim. İstanbul’u hatırlatmıştı. 1800’lerde yaşamış bir Amerikalının İstanbul’u hatırlatması tuhaftı ama pek aldırmadım. Kâtip Bartleby’i yakından tanıyordum. En kötü ihtimalle “yapmamayı tercih ederek” işin içinden çıkacağımı sandım. Fakat bu kez karşıma çıkan Benito Cereno’ydu. Şili kıyısındaki Santa Maria Limanı’na çöken sis ve içinden ağır ağır beliren esrarengiz gemi. Bu puslu başlangıç bana büyük bir oyun oynayacaktı. Melville’in öyküsünü okuduktan sonra sınavdan hayatımın en düşük notunu aldım: “C”. Neyse ki dönem daha yeni başlamıştı; belki Melville’in oyununu çözersem hâlâ sisler içinde bir “A” alma şansım vardı. Bunun için de kuşku nedir bilmeyen, kötülüğün varlığına kolay kolay inanmayan o iyi yürekli Kaptan Delano’nun şaşkınlığını üzerimden atıp gözümü ve kulağımı dört açmam gerekiyordu.
Melville, neden bana İstanbul’u hatırlatmıştı ki? Onun çetrefilli dilini çözmeye, 19. yüzyıldan kalma üslubunu anlamaya çalışırken kendime bunu sordum. Tabii ya, Melville ile başyapıtı Moby Dick sayesinde değil, Borges’in Babil Kitaplığı’na dahil ettiği Kâtip Bartleby’le tanışmıştım. Borges’in Babil Kitaplığı’ndaki önsözü olmasa, Melville’le tanışmam yıllar sonra, belki bambaşka bir bağlamda olacaktı. İstanbul’u bana hatırlatan aslında Melville değil, Borges’in açtığı bu edebi kapıydı. İster istemez, Babil Kitaplığı’nın sayfalarını karıştırmaya başladım. Kâtip Bartleby’in önsözünde Moby Dick ile Bartleby’in arasındaki benzerliklere ve farklılıklara dikkat çekiyor, bu iki kahramanın ciddi biçimde incelenmesinin birkaç sayfaya sığmayacağından dem vuruyordu. Benito Cereno hikâyesini yanlış anlamamın hikmeti de buradaydı işte; Bartleby ile Babo arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları göremeyişimdi.
Denizlerin ortasındaki zenci köle Babo örgütlü bir isyanın, Wall Street’in duvarları arasına sıkışan Kâtip ise pasif bir direnişin simgesiydi. Halbuki Babo’nun tavrı ve suskunluğu da pasif direnişin başka bir örneğiydi. Kâtip Bartleby “yapmamayı tercih ettiğini” sürekli tekrar ederek dikkatleri üzerine çekiyor, Babo’ysa ketum suskunluğuyla geri planda kalmayı tercih ediyordu. Babo’nun bu görünürdeki itaatin ardına gizlenen bir zekâ taşıyordu. Boyun eğmemekle birlikte boyun eğiyormuş gibi görünmek de bir direniş biçimiydi. İsyanı bedeniyle ya da sözleriyle değil beyniyle planlamıştı. Nerede hata yaptığımı anlamıştım; Babo’nun kahramanlığı gözümden kaçmış, Melville’in onu kötü bir karakter olarak sunduğunu sanmıştım. Siyahiler ve beyazlar arasındaki gerilimi ilk kez bu kadar yakından inceliyor; Batılı, beyaz bir yazarın, siyahi bir köleyi kahramanlaştırabileceğine ihtimal vermiyordum.
Bu vesileyle kendimi siyahi edebiyatın tarihini araştırırken buldum. Herman Melville, kölelik karşıtı bir tarafta duruyor, öyküsünü Amerikalı ve İspanyol kaptanların kısıtlı ve önyargılı bakış açılarından yola çıkarak anlatıyor, böylece okuru fena halde faka bastırıyordu. Bu anlatım biçimiyle kurmacada “yanlış yönlendirme” adı verilen yeni bir tekniğinin örneklerinden birini sergiliyordu.
Öykü kuşku nedir bilmeyen, kötülüğün varlığına kolay kolay inanmayan iyi yürekli Kaptan Amasa Delano’nın dürbününe takılan yabancı bir geminin yaklaşmasıyla başlar. Bayraksız geminin dost mu düşman mı olduğu belli değildir ama Delano’nun iyi yürekliliği ve yardımseverliği gerçekleri görmesini engeller; “Kaptan Delano’nun şaşkınlığı, eğer olağanüstü ve tekrarlanan dürtüler dışında kişisel korkulara kapılmayan, insanda kötülüğün varlığına kolay kolay inanmayan, nadiren tedirgin olan ve özünde safiyane bir doğaya sahip biri olmasaydı, yerini huzursuzluğa bırakabilirdi.” Delano, bu esrarengiz gemiye adım atmanın en iyisi olacağını düşünerek San Dominick gemisine misafir olmayı tercih eder. Gemideki isyan, sis perdesinin ardına gizlenmiş, kaçık mı yoksa bir sahtekâr mı olduğu muamma olan Kaptan Benito’nun ruh hali Delano’nın kafasını iyice karıştırmıştır.
Yazarın, başlık olarak Benito’nun ismini kullanması ve Babo’nun öykü boyunca sadık bir hizmetkar olarak davranması sadece Delano’yu değil okuru da tereddüte sürükler. Hikâye, gerçekliğin sürekli sorgulanmasıyla sürüp gider. Benito, tuhaf olayları “çocukça bir oyun” olarak değerlendirirken, Delano bu cevabı yadırgayarak, bu oyunu oldukça ciddi bulur. Benito’nun değişken ruh hali, ikircikli konuşmaları Delano’yu şaşırtır. Acaba Benito’da “masum bir delilik” mi vardır, yoksa “sinsi bir sahtekârlık” mı? Delano, okurla birlikte, dalgın kaptanda neyin yanlış olduğunu anlamaya çalışırken, aslında olup bitenleri gözden kaçırır.
Babo’nun berberliği ve tıraş sahnesi, zencilerin doğuştan uşak ve berber olduğuna inanan Delano’yu kandırmak için yeterlidir. Sadece bir anlığına sis perdesi aralanınca Babo bir cellata, Benito ise bir idam mahkûmuna dönüşür ama bu gerçeklik perdesi, Delano’nın her şeyi hayra yorması yüzünden hemencecik kapanıp gider. Anlatıcı, ironik ve esrarengiz bir dille konuşur. Benito’nun ya da Babo’nun bakış açısını açığa çıkaramaz. Nadiren de olsa, anlatıcı araya girip alaycı bir sesle, “Ama eğer bu hikâye doğru değilse, gerçek neydi?” diye sorar. Ancak bu soru hızla Delano’nun düşüncelerine geri karışır. Böylece öykünün güvenilmez anlatımı okuru yanıltır; nesnel bir bakış açısı sunmaz.
Gerçekte Melville ne anlatıcıyla ne de Kaptan Delano’yla özdeşleşir. Onun özdeşleştiği kişi Babo’dur; asıl kahramanın o olmasını ister. Melville’in hikâyenin sonuna kadar suskun kalışı da hiçbir ipucu vermez. Okur, Benito’nun gerçek düşüncelerine, Amerikalı kaptana korkularını ve iç dünyasını açtığı son konuşmasında biraz daha yaklaşır. Ancak yazar okura bir gölge daha bırakır: Babo’nun suskunluğunu. Babo’nun “sessiz sonu” ona güç kazandırarak gerçek bir kahramana dönüştürür. Konuşursa bu gücünü kaybedecektir.
Gerçek bir köle isyanına dayanan bu uzun öykü sadece tarihteki köle ayaklanmasına parmak basmasıyla değil, aynı zamanda kurguda keşfedilmemiş bir tekniğin denenmesiyle de dikkat çekicidir. Borges, Melville’in meşhur kahramanları Ahab ve Kâtip Bartleby’in delice inatlarının onları ölüme götürdüğünü, buna rağmen inatçılıklarından asla taviz vermediklerinden bahseder. Bu konuda haklıdır ama bir keçinin kuyruğuna bağlanarak idam edilmeye götürülen, bedeni yakılan ama “şeytani fikirlerle dolu kellesi” günlerce meydandaki bir kazığa geçirilmiş halde beyazların bakışlarına küstahça karşılık veren Babo’nun adını da onların yanına eklemeliyiz. Babo, benim için yeni bir sayfa açtı; siyahi edebiyatın o isyankâr ve öfkeli damarının başlangıcına giden bir sayfa.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.