Söğüt Ağacı filmi Mevlânâ’nın izinde ne anlatıyor?

Sertaç Timur Demir
14:15, 21/06/2026, Pazar
CategoryCins
Cins Dergi
Söğüt Ağacı filmi Mevlânâ’nın izinde ne anlatıyor?
Söğüt ağacı: Fazla görmenin körleştiriciliği üzerine

Karınca, filmin sonunda Mesnevi’nin sayfaları üzerinde yürürken son kez görülecek ve bu kez manaya açılan göze -yani basirete- tekabül edecektir.

“Bilmek istiyorum, ne kadar seyrettin? Gözlerin izlemeye doydu mu?”
(Söğüt Ağacı filminden)

“Zâhiri suret yok olur, fakat mana alemi ebedîdir, kalır... Testinin suretiyle ne vakte dek oynayıp duracaksın? Testinin nakşından geç, ırmağa, suya yürü.” Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevi’sinde insanın asıl varlık maksadını böyle açıklar. Bu yaklaşım, insanı bedensel bir varlık olmanın ötesinde, hikmete ve hakikate talip, aşka susuz bir yolcu olarak tanımlar. Mecid Mecidi’nin Söğüt Ağacı (Bīd-i Majnūn, 2005) filmi bu düşünceyi somut bir anlatı üzerinden ele alarak görmenin yalnızca fiziksel bir yeti değil, aynı zamanda ahlaki bir değer ve imtihan olduğunu gösterir.

Filmin merkezinde yer alan ve gözleri uzun yıllardır görmeyen Yusuf, Tahran’da yaşayan ve Mevlânâ üzerine çalışan bir profesördür. Bu yönüyle film, Yusuf’un gözlerine odaklanarak bilgi ile deneyim arasındaki çetin mesafeyi tartışmaya açar. Yusuf’un hikâyesi, teorik olarak bilinen bir hakikatin ancak yaşandığı takdirde idrak edilebileceğini savunur.

Her şey bilmekle ve kabulle başlar ama sonuçta bilmek tek başına yetmez. Ya da bilmek ille de gündelik yaşamın özüne sinen hikmetle bağ kurmak ister. Bu da tasavvufta bir erene bende olmakla gerçekleşir ancak. Yusuf için bu ışık kendisi gibi kafa gözü kör ama ondan farklı olarak gönül gözü açık Mürteza’nın kandilinden aksolacaktır. Mevlânâ da bir hak ehlinin sözü karşısında nakli (kitabi) ilmini, su varken teyemmüm etmeye benzetir.

Her şey bilmekle ve kabulle başlar ama sonuçta bilmek tek başına yetmez.

Çocukluk döneminde geçirdiği kaza sonucu görme yetisini kaybeden Yusuf, çok uzun yıllarını dingin bir karanlık içinde sürdürür. Fakat yine görmeye ve mahrum olduğu şeyleri telafi etmeye dair anlaşılabilir bir coşku vardır. Film tam burada Yusuf’un karanlık içinden yükselen yakarışlarıyla başlar: “Ben Yusuf, dünyandaki güzellikleri seyretmeyi benden esirgediğin ve benim hiç şikâyet etmediğim o kişi... Bu küçük cennete razı olmuştum... Bana merhamet et.”

Filmde körlüğün kendisi hiçbir zaman bir kusur ya da eksiklik olarak sunulmaz. Aksine, belirli bir anlam üretme kapasitesiyle ilişkilendirilir ve şer görünenin içindeki hayrı simgeler. Yusuf kördür ve fakat bastırılmış huzursuzluğuna rağmen eşi Rüya ve kızı Meryem’le güven içinde yaşar. Eşini bedensel özellikleri değil, uyum ve destekle süslenmiş manevi nitelikleri üzerinden algılar. Yusuf körken hayata kalbiyle bakmaya yatkınsa da, dünyanın davetkâr parıltılarına derinden muhataptır.

Yusuf’un Paris’te geçirdiği ameliyat sonucunda görme yetisini yeniden kazanması, anlatının kırılma noktası olur. Bu açılma, hayır içindeki şer olarak vücut bulur. Yusuf’un gördüğü ilk varlık olan karınca da -üstelik sırtında kendinden ağır yük taşıyan bir karıncadır bu- sembolik olarak gelecek olası imtihanı ve insanın kırılganlığını temsil eder. Mevlânâ, Mesnevi’de karıncanın bir buğday tanesini büyük bir endişe ve korkuyla sürüklerken, hemen yanındaki koca saman yığınını veya harmanı göremediğini anlatır. Karınca, filmin sonunda Mesnevi’nin sayfaları üzerinde yürürken son kez görülecek ve bu kez manaya açılan göze -yani basirete- tekabül edecektir.

Ama oraya gelene kadar Yusuf çok kez düşecek, görmenin felaketleriyle yüzleşecektir. Görmek sadece göz alıcı manzaralara müşahade etmeyi değil; türlü kötülüklere tanık olmayı da getirir. Ameliyat sonrası süreçte Yusuf’un dünyayla kurduğu ilişki belirgin biçimde değişir. Görmek, onun için artık dünyayı algılamak değil; dünyaya aldanmak demektir. Sahip olduğu şeyleri olmadıklarıyla karşılaştırmak ve fark ettiği noksanlarına bakarak huzurunun kaçması demektir. Tam bu noktada ameliyattan önce tanıştığı ve kendisi gibi gözlerinden sorun yaşayan Mürteza karakteri bir yol gösterici olarak belirir.

Mürteza cevizden bahsetmekte ve ceviz yemektedir. Ayrıca Yusuf’a sürekli ceviz ikram etmesi, tasavvufta sıklıkla değinilen kabuk-öz ayrımını hatırlatır. Ceviz, Mevlânâ’da sureti temsil eder; mana ise içidir. Ayrıca Mesnevi’de suret çadır, gemi, kandil ve testi; mana ise o çadırdaki misafir, gemiyi yöneten kaptan, yağı ışığa çeviren sır ve testide akan su ile tasvir edilir. Mürteza kendi deyimiyle “Görmemeyi öğrendiğinden beri harikulade şeyler görmeye başlayan biridir.” Bu ifade, körlüğü farklı bir görme biçimi olarak kodlar.

Yusuf’un Tahran’a dönüşüyle birlikte, dış dünyaya yönelik iştiyakı artar. Bu süreçte eşi Rüya’nın manevi sıcaklığından uzaklaşarak öğrencisi genç Peri’ye yönelir. Peri’nin adı ve temsil ettiği kusursuzluk imajı, Yusuf’un giderek dünyevi ve yüzeysel olana meyledilişini ima eder. Yusuf’un “görme deneyimi” onu tatmin etmek yerine, daha karşı konulmaz arzulara sevk eder. Aynı dönemde Yusuf’un sosyal ilişkilerinde de yıkıcı değişimler gözlemlenir. Akademik faaliyetlerini değersizleştirmesi, annesiyle olan ilişkisinde hadsizleşmesi ve daha benmerkezci bir tutum sergilemesi, gönül aleminin viran olduğunu gösterir.

Yusuf’un yaşadığı düşüş, kütüphanesini yakmasıyla dibi görür. Bu hâl basit bir tepkiden çok, manevi bir kopuşu ifade eder. Ancak bu, filmin sonu değildir. Ümit her zaman vardır. Yusuf’un gözünün ameliyat esnasında nakledilen korneayı reddetmesi, anlatıda son dönüm noktasını oluşturur. Görme yetisini yeniden kaybetmeye başlaması, onu başlangıçtaki durumuna geri getirir. Bu süreçte Mürteza’dan aldığı mektup önemli bir işlev görür: “Gözlerin izlemeye doydu mu?” Mürteza’nın bu sorusu Yusuf özelinde tüm izleyiciye sorulur.

Filmin finalinde Yusuf, yeniden karanlığa döner. Ancak bu kez karanlık bir uyanış alanıdır. Son duası bu teyakkuzun ifadesidir: “Allah’ım, seninle konuşuyorum. Yaşamak için bir kez daha fırsat istiyorum”. Söğüt Ağacı, görmenin her zaman bir lütuf olmadığını; aksine, kimi durumlarda hakikati perdeleyen bir unsur haline gelebileceğini ileri sürer. Son sahnede tekrar görülen karınca, bu kez sırtında ekmek (dünyevilik) değil; makbul bir tövbenin ve Allah’a kesin yönelişin vecdini taşır. Fakat hakikati görmek için biraz daha eğilmek gerekir. Çünkü karıncalar kolay görülmez.

Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
GZT
GZT Haberin Sosyal Hali.

Gündemi en anlaşılır, en hızlı ve en görsel haliyle takip etmeye hazır mısınız? GZT özel video içerikleri, nitelikli infografikleri ve fark yaratan yayıncılık anlayışıyla size sıradan haber sitelerinin ötesinde bir deneyim sunuyor. Politikadan kültüre, teknolojiden spora kadar hayatın her alanına dokunan içeriklerle, doğru bilgiye keyifli bir arayüzle ulaşın. Dijital yayıncılığın yeni yüzü GZT ile dünyaya farklı bir pencereden bakın.

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

GZT dünyası her an yanınızda! GZT mobil uygulaması ile son dakika gelişmelerine ve özel içeriklere anında erişin. Sadece haber okumayın; izleyin, keşfedin ve paylaşın. iOS, Android ve Huawei cihazlarınıza kolayca indirebileceğiniz uygulamamızla gündemi cebinize sığdırın. Şimdi indirin, haberdar olmanın en keyifli halini kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mahallesi Fetih Caddesi No:6 Dk:1 Topkapı, Zeytinburnu / İstanbul[email protected](0 212) 612 29 30

Albayrak Medya Siteleri
YASAL UYARI

YASAL UYARI BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BIST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026