Medyaya yansımayan taraflarıyla 1948 Nekbe'si

Siyonist yerleşimciler, İsrail kurulduğu sırada Filistin topraklarının bir çöl olduğunu ve Filistinlilerin “kendi rızalarıyla” buradan ayrıldıklarını iddia ettiler. Karşı taraf ise, 1948’in şiddet dolu sürgünlerini “Nekbe felâketi” olarak tanımlıyor. Bu olay tuhaf bir şekilde ne medyamızda ne de ders kitaplarında yer bulabildi. Hangisine inanacağız? İsrail’in ve özellikle Ariel Şaron’un politikalarının kararlı savunucularından biri olan Benny Morris ile görüştük. Bazı noktalarda, İsrail resmî tarih anlatısını tamamen “revize ediyor” olsa da genel olarak kitaptaki diğer katılımcılar/konuşmacılar ile çelişmektedir.
Çeviri: Firdevs Yiğit
1988 yılında, ‘Filistinli Mülteci Sorununun Doğuşu’ isimli kitabınız yayımlandığında bomba etkisi yarattı. Bu kadar yankı uyandırmasının nedeni neydi?


1948 senesinde, İsrailliler ile Araplar arasındaki güç dengesini tanımlamak adına Calut’a karşı Davud (ç.n Ahd-i Atik’te geçen rivayete göre, Filistinli bir dev olan Calut, genç bir delikanlı olan Davud tarafından sapan taşı ile öldürülmüştür) imgesine sıklıkla atıf yapılmıştır. Bu bir efsane mi, yoksa gerçeklik mi?
Ancak bu gerçek güç dengesini yansıtmaz. Siyonist milislerden 650 bin adam savaş konusunda iyi eğitilmişti, Araplar ise eğitimsizdi. Siyonist milisler, savaştıkları Filistinli Arap militan gruplarından çok daha güçlüydü.


Suriye, Irak, Ürdün ve Mısır’dan gelen Arap orduları gerçekten Filistin halkı için mi savaşıyordu?
- Elbette, işgal altındaki Filistinli kardeşlerine yardım etmeye geldiklerini iddia ettiler ama esasen bu devletlerden bir tanesi bile bir Filistin devletinin ortaya çıkışını görmek istemedi ve hiçbiri Filistin yönetimi ile ittifak etmedi. Nihai olarak Batı Şeria ele geçirildiğinde, Ürdünlüler Filistin milliyetçiliğini ortadan kaldırmaya özen gösterdiler ve Mısırlılar da aynını Gazze şeridinde yaptılar. Yani akıl almaz bir ikiyüzlülük vardı.
1947’de, İsrail devleti BM’nin taksim kararını kabul etmeye hazır mıydı?


Kitabınızdan açıkça anlaşılıyor ki 1948 Arap-İsrail Savaşı’ndan önce ve sonra İsrail liderleri “Arap sorununun” çözüm yöntemi olarak nüfus transferi fikrini destekledi.


Bu tavrın sebebi ne?
- Bu iki unsur, Yahudi nüfusun çoğunluğunu sağlamak için Arapların sınır dışı edilmesi ya da nakledilmesi seçeneklerini düşünmelerine sevk etti Siyonist liderleri. Araplar bunu kabullenmek istemiyor, Yahudi göçünü engellemesi için İngiliz hükümetine baskı yapıyorlardı.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Yahudileri kabul etmediklerini söylüyorsunuz. Sizce de tuhaf değil mi?
Ancak ABD bu tavrını II. Dünya Savaşı’ndan sonra da sürdürdü. Kendilerini Yahudilerin koruyucusu olarak öne çıkaranlar, sığınma taleplerini reddettiler!
Hiçbir neden devletleri, göçmenleri kabul etmeye zorlayamaz. Devletlerin göçü düzene koyma hususunda geçerli hakları vardır ve ABD’nin yaptığı da tam olarak budur. Hoşunuza gitmeyebilir ama bu böyledir. Bugün Fransa, İngiltere ve hatta Avrupa’nın genelinde, Müslümanların göçüne karşı bu haklar, etkili olmaktan uzak olsa da kullanılmaya çalışılıyor.
Savaş sırasında yaşananlar göz önüne alındığında bir merhamet duygusunun uyanacağını umuyordum.
Haklısınız, insaf etmeleri gerekirdi ama devletler temelde vicdanları doğrultusunda değil, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler.
1945’ten sonra Siyonist hareket, hayatta kalan Yahudiler ile de ilgilendi.
Siyonistler, bu kurtulanların Yahudi devletini kurma amacı adına Yahudi demografisini büyütmeleri için Filistin’e yerleşmelerini istediler. Bu nedenle küresel liderler ve Siyonistlerin çıkarları arasında bir ortaklık vardı. İngilizler ise Yahudiler‘in Filistin’e gitmesini istemiyorlardı.

Kitabınızda Arapları tehcir etme fikrinin destekçilerinden biri olan Joseph Weitz’den alıntı yapmışsınız. Weitz, 1940’larda Yahudiler için tek çözümün Arap nüfusun ve olası bir uzlaşmanın olmadığı bir devlet olduğunu yazmıştı. Bu teorileri 1948’de uygulanmadı mı?
İlan Pappe gibi bazı sözde tarihçiler, sahte bir nakil/tehcir planı üzerine deliller inşa ediyorlar. Gerçekte ise, önceden tasarlanmış bir tehcir planına dair bir kanıt yok.

Yine de İsrailli bir parti olan Mapam (Birleşik İşçi Partisi), Başbakan Ben Gurion tarafından gerçekleştirilen sürgünlerde Filistinli Arapların organize bir şekilde sınır dışı edilmesini siyasî bir karar olarak görüyordu.
İsrail okullarında, ‘Filistin’in gönüllü göçü’ miti öğretildi. Kitabınız bu algıyı değiştirdi mi?
Sanıyorum kitabım ve diğer bazı yayınlar, çoğu kişinin zihniyetini değiştirmeye yardımcı oldu. Dinî eğitim veren okullarda hâlen daha geleneksel Siyonist versiyonun öğretildiği doğru olsa da özellikle laik eğitim veren okullardaki öğretmenler ve öğretim görevlileri daha fazla farkındalık sahibi.
Arap-İsrail Savaşı’ndan ve Filistin halkının sürgün edilmesinden altmış yıl sonra, geriye dönüp baktığımızda bu olayların sonuçlarını nasıl değerlendirmeliyiz?

Birçok entelektüel, Filistin sorununun daha iyi anlaşılmasına yönelik kararlı bir adım olarak gördükleri kitabınızın yayınlanmasını memnuniyetle karşıladı. Ancak sizin Sharon’un politikalarını desteklediğiniz ve Filistinlilerin sürgün edilmesinin kaçınılmaz, hatta neredeyse arzu edilir bir şey olarak gördüğünüz gerçeği ile yüzleştiklerinde büyük çoğunluğu hayal kırıklığına uğradı. Aldatılmış hissettiklerinin farkında mısınız?
***
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.