Kudüs kilidini açan zafer: Hıttîn
08:00, 04/07/2026, Cumartesi

4 Temmuz günü batan güneşle Kudüs Haçlı Krallığı karanlığa gömülerek artık üzerine hiçbir güneşin doğuşuna şahitlik edemedi.
Salahaddîn Eyyûbî komutasındaki İslâm ordusunun, 4 Temmuz 1187'de Haçlıları Hıttîn'de ağır bir yenilgiye uğratmasının üzerinden 8 asırdan uzun bir süre geçti.
Malazgirt Savaşı’nın
zaferle sonuçlanmasından sonra Bizans
, Anadolu
topraklarında büyük bir tehlikenin gölgesi
altında kalmıştı. Kasım 1096
yılında Clermont konsilinde
alınan karar neticesinde Katolik Kilisesi'nin
dinî lideri olan Papa
, Türkleri Anadolu’dan
atmak ve din kardeşlerini kurtarmak maksadıyla bir Haçlı seferi
çağrısında bulundu.Katolik Kilisesi, Anadolu üzerine bir saldırı planı üzerine yoğunlaşmışken Türk-İslâm dünyası ise iç karışıklıklarla mücadele etmekteydi. Büyük Selçuklu Hükümdarı Melikşah vefat etmiş, devlet içerisinde taht mücadeleleri peyda olmuştu.
Bunun yanı sıra
Abbasîlerin
dünyevi iktidarı Selçuklulardan
geri alma çabaları, siyasi ve ekonomik karışıkları derinleştirmiş; önceden beri bölgede var olan mezhep kavgaları, Anadolu
toprakları üzerindeki birliği tamamen dağıtmıştı. Tüm bu fırsatlardan istifade eden Haçlı
ordusu, 1097
yılında Anadolu’ya
ayak basarak İznik
ve Batı Anadolu’yu
ele geçirdi. Bu topraklarda kalıcı olmak isteyen Haçlılar
, Urfa
ve Antakya’yı
işgal ettikten sonra hedeflerine Kudüs’ü
koydular. 1099
senesinde Kudüs’ün
işgaliyle Kudüs Haçlı Krallığı
kurulup Haçlıların
zaferi ilân edilmiş olacaktı.
Kudüs Haçlı Krallığı'nın Kudüs'ü işgali.
Haçlı liderler her ne kadar Anadolu ve Kudüs’te prenslik ve krallıklar kurmuş olsalar da bölgedeki demografik yapının Müslümanların lehine olması bir tehlike arz etmekteydi. Bu durumun farkında olan Haçlı liderler, zaferle sonuçlandırdıkları I. Haçlı Seferi’nin ikinci dalgası için Papa’dan yeni bir askerî güç talep ettiler.
1101
yılında haçlıların başlattıkları ikinci dalga, Anadolu’da
sert bir kayaya çarptı. Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan
; Danişmendli Beyliği, Doğu Anadolu Türk beylikleri ve Suriye Selçuklu Melikliği
ile Büyük Selçuklu’ya
bağlı valilerle ittifakta bulunarak haçlı ordularını yendi. Böylece bölgede kalıcı olmak isteyen prenslikler
ve krallıkların
ümitleri boşa çıktı.
Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar'ın taç giyme töreni.
Yaklaşık dört sene sonra
1105
tarihinde Büyük Selçuklu Devleti
hükümdarı olan Muhammed Tapar
, taht kavgalarına son vermişti. Aynı zamanda Türk-İslâm
birliğini sağlamayı da isteyen Tapar
, bazı girişimlerde bulundu. Musul valisi Mevdud
ile bölgedeki yerel beyler ve emirlere mektuplar yazdı.- O, mektuplarla tam olarak bir fiili birlik sağlayamamış olsa da Haçlı seferlerinden bu yana Türk-İslâm dünyasının fikri birliğe ulaşmasını sağlamıştı. Zira yazılan mektupların etkisinden olacak ki Musul Valisi Mevdud, Urfa Haçlı Kontluğu’nun üzerine seferler düzenleyerek kontluğun, Fırat Nehri’nin doğusunda kalan topraklarını ele geçirmişti.
Urfa Haçlı Kontluğu’nun
tamamen ortadan kaldıran kişi ise İmâdüddin Zengî
olacaktı. El-Cezire, Irak ve Suriye
topraklarında pek çok fetihlerde bulunan İmâdüddin Zengî,
İslâm dünyasının uzun süredir beklediği siyasî birliği de sağlamak üzereydi.
I. Haçlı Seferi sonunda Haçlılar tarafından Kudüs ele geçirilmişti.
Irak Selçuklu Sultanı Mesud’un
emriyle Urfa Haçlı Kontluğu’nun
üzerine yürüyen İmâdüddin, I. Haçlı Seferi
sonrasında kurulan bu devleti ortadan kaldırdı.İslâm dünyasında büyük bir sevincin yaşanmasını sağlayan bu fetih, aynı zamanda haçlıların bölgeden tamamen çıkarılmasına dair ümitleri de arttırmış oldu. Hristiyan dünyası ise bu hezimet karşısında II. Haçlı Seferi’ni başlatacak, ancak Anadolu Selçuklu Türkleri ve sair beyliklerin mücadelesi neticesinde bu seferden kesin bir yenilgiye uğrayarak Avrupa’ya dönmüş olacaklardı.
İmâdüddin Zengî
ile başlayan siyasî birliği sağlama çabaları, Nureddin Mahmud Zengî’nin Musul Atabeyi
olarak haçlılara karşı kazandığı zaferler ve siyasî manevralarıyla artık tam anlamıyla gerçekleşmişti.- Zengî’yle birlikte Halep ve Dımaşk ilk kez birleşmiş, bunun yanı sıra Antakya, Trablus ve Kudüs Haçlı Krallıkları karadan Türkler tarafından çevrelenmişti. İslâm dünyasında özlenen birliği sağlayan Zengî, artık bölgenin de en güçlü Müslüman hükümdarı olmuştu.
1174
yılında Nuredddin Zengî’nin
vefat etmesiyle tarih sahnesine çıkacak olan isim Salahaddîn Eyyûbî
olacaktı. Babası ve amcasının, Irak Selçuklu Devleti’nde
üst düzey görevler yapmasından dolayı Türk devlet terbiyesi ve töresi bakımından oldukça donanımlı olan Salahaddîn
, genç yaştan itibaren devlet içerisinde önemli vazifeleri yerine getirmekteydi.
İmâdüddin Zengî ile başlayan siyasî birliği sağlama çabaları, Nureddin Mahmud Zengî’nin Musul Atabeyi olarak Haçlılara karşı kazandığı zaferler ve siyasî manevralarıyla artık tam anlamıyla gerçekleşmişti.
Salahaddîn
, zaman içerisinde kazandığı tecrübelerle devlet içerisinde en güçlü emir
konumuna yükseldi. O, Zengî’nin
vefatıyla Türk-İslâm dünyasının
içine düşmek üzere olduğu siyasî birliğin bozulmasını da önleyecek olan isimdi. Zira Haçlı tehlikesi
tüm canlılığıyla bölgede kendisini hissettirirken emirler ve naibler hortlayan iktidar hevesiyle yanıp tutuşmaktaydılar.
Mecra
Şark'ın en sevgili sultanı
Salahaddîn
, birliğin dağılmasını önlemek amacıyla öncelikle Mısır’daki
iç ve dış sorunları çözdükten sonra Dımaşk’a
giderek Nureddin Zengî’nin
oğlu tarafından kendisine karşı kurulan ittifakı dağıttı. Abbâsî
halifesinin de kendisini tanımasıyla Zengî’den
sonra bozulmak üzere olan siyasî birlik,
tekrardan sağlanarak Eyyûbî Devleti
kuruldu.- Sultan vasfıyla ilk hedef olarak siyasî birliği tekrardan sağlayan Salahaddîn, artık ikinci hedefini gerçekleştirmenin yollarını arıyordu; Kudüs’ü fethederek Haçlıları bölgeden çıkartmak.

1193'te Salahaddîn Eyyûbî'nin vefat ettiğinde Eyyûbî Sultanlığı'nın sınırları.
Salahaddîn, bu çerçevede Haçlılara karşı büyük başarılar kazandı. Öncelikle Merc-i Uyun’da Haçlıları hezimete uğrattı. Daha sonra Ürdün Nehri üzerinde stratejik bir konuma inşa edilmiş olan Beytülahzan Kalesi’ni fethetti.
Bu başarılı akınlara rağmen
Haçlılara
karşı kesin zaferle sonuçlanacak bir savaş, Salahaddîn'in
en büyük arzusuydu. Ancak Salahaddîn'in
elinde bulundurduğu gücün farkında olan Haçlılar, ona bu fırsatı vermiyorlardı.1186
yılının sonbaharında Salahaddîn'in
beklediği fırsat sonunda ayağına gelmişti. Kerek-Şevbek prinkepsi Renaud de Chattillon’nun
kendi toprakları üzerinden geçen Müslüman
bir ticaret kervanını yağmalaması ve kafileyi
esir alması Salahaddîn'i
oldukça kızdırmıştı.
Salahaddîn, Hittîn Savaşı'nda büyük bir Haçlı ordusunu mağlup edip 1187'de Kudüs şehrini ele geçirmesiyle hem Doğu hem de Batı kaynaklarında önemli bir konuma geldi.
Saldırmazlık anlaşmasına rağmen
Renaud de Chattillon’nun
bu davranışı üzerine sultan, kervandan gasp edilen malların ve tutsak edilen askerlerin iade edilmesini talep etti. Ancak onun bu talebi prinkeps
tarafından reddedilince 1187
yılında Kudüs Haçlı Krallığı
üzerine bir sefer yapılmasına karar verildi. Artık cihat
çağrısı yapılmış, Kudüs
üzerine yürüyecek olan askerler toplanmaya başlanmıştı.- Ordusunu toplayan Salahaddîn, 1187 yılının Mart ayında sefer için Dımaşk’ın güney bölgesi olan Ra'sul-mâ bölgesine doğru harekete geçti. Bir süre bu bölgede ordugâhını kuran Salahaddîn, daha sonra büyük oğlu Melik Efdal’i burada toplanmakta olan ordunun başına komutan olarak tayin edip Busra şehrine geçti.
O,
hac
dönüşüne tekabül eden zamanlar olmasından dolayı Renaud’un
hac kafilelerine zarar vermesinden endişe etmekteydi. Kısa bir vakit bu bölgede konaklayanSalahaddîn'in
menziline artık Renaud’un
toprakları girmişti. Hacıların dönmesinden sonra Renaud’un
topraklarına ulaşan Salahaddîn
, bu bölgeyi zorlanmadan ele geçirdi. Onun elinde bulundurduğu güç karşısında korkuya kapılan Renaud
ise bu sırada Kerek Kalesi
içerisinde saklanmaktaydı.Diğer yandan
Ra'asulmâ’da
bırakılan şehzade Melik Efdal’in
yanında çeşitli bölgelerden gelen askerler toplanmış ve Salahaddîn’den
gelecek emri beklemeye koyulmuşlardı. Ancak sultandan gelecek emir gecikmişti
.Emri altındaki askerleri
atıl
tutmak istemeyen şehzade
, bu durum karşısında inisiyatif alarak gruplara ayırdığı askerleri çeşitli bölgelere keşif yapmaya gönderdi. Taberiyye-Akka
bölgesine doğru keşfe
giden grup, Templier ve Hospitaler
şövalyeleri ile Türkopoller’den
oluşan seçkin bir düşman birliğini alt etti.
Düşmanın en seçkin şövalyelerinden oluşan birliğe karşı kazanılan zaferin haberini alan
Salahaddîn
, Kerek’ten
dönerek Aşterâ
mevkiinde ordugâhını kuracak ve toplanan tüm askerler bir araya gelmiş olacaktı.
Hittîn Muharebesi, Hazreti Ömer'in halifeliği döneminde 638 yılında fethedilmesinin ardından uzunca süre Müslümanların hâkimiyetinde kalan Kudüs'ün fethine zemin hazırladı.
Salahaddîn, Kudüs Haçlı Krallığı’nı
tarih sahnesinden silecek olan bu orduyla yakından alakadar olmaktaydı. Emirlerinin
ve askerlerinin
görev dağılımını yapmış ve onların savaş esnasında davranış biçimlerine dair nasihatlerde bulunmuştu. Ordu içinde zafer ümidinin
yüksek olmasını isteyen sultan, askerlere bahşiş dağıtıp vaatlerde bulunduktan sonra kendinden emin bir şekilde otağına döndü.Salahaddîn'in
ordusunda durum böyleyken, Haçlı
tarafında ise bazı sorunlar yaşanmaktaydı. Liderler
ve kral
arasındaki anlaşmazlık, Haçlıların Müslümanlara
karşı ellerini ciddi manada zayıflatmaktaydı. FakatSalahaddîn'in
kendilerine doğru hareket halinde olmasının haberi alındığında bu anlaşmazlıklar, yerini tekrardan birliğe bırakacaktı. Kral Guy de Lusignan
ve Kont Raymond,
aralarındaki anlaşmazlığı hallettikten sonra toplayabildikleri en büyük orduyla Safuriyye
denilen bölgede karargâhlarını kurdular.- Haçlıların harekete geçtiği haberini alan Salahaddîn ise ordugâhını el-Ukhuvane adlı bölgeye kurdu. Öyle ki Ukhuvane, yasemin kokan sarı bayraklardan, gelincik gibi kırmızı sancaklardan renkli bir bahçeyi andırıyordu.
Sultan
Salahaddîn
, burada emirleriyle yaptığı istişareler sonucunda bir meydan savaşı
yapılmasına karar verdi. Alınan karar neticesinde harekete geçen ordu, Taberiyye’nin
batısında bulunan Lubya
ovasında düşmanın karşısına dikildi.Müslüman
ordusu karşında pasif kalmayı tercih eden düşman, bir türlü harekete geçmiyordu. Bunun üzerine hücum müfrezelerini harekete geçirmek maksadıyla ok atışı emri verildi. Ok yağmurunun
altında kalan düşman birliği yerini değiştirmeyerek olduğu yerde kaldı. Düşman tarafından niyetinin bilindiğini anlayan Salahaddîn
, askerlerine düşman karşısındaki mevzilerinden ayrılmamaları emrini vererek hassa askerlerinden oluşan bir grupla Taberiyye
üzerine yürüdü.
Haçlılar tarafından tahrip edilen Mescid-i Aksâ'yı kendi elleriyle süpüren ve gül yağıyla yıkatan Salahaddîn Eyyûbî, Harem-i Şerîf'i Hristiyanlara ait sembollerden de arındırdı.
Salahaddîn
, Taberiyye Kalesi’ni
kuşatarak kısa süre içerisinde iç kale
hariç bütün şehri ele geçirecekti. Kontes Ehive
ve yakınları kaleye sığınmış bir vaziyetteSalahaddîn'e
karşı direnmeye devam ediyorlardı.Durumun kendileri açısından gittikçe kötüleşmesi üzerine kontes, Haçlı ordugâhına Salahaddîn'e karşı yardım talebinde bulunduğu bir mektup ulaştırdı. Salahaddîn’in taktiği nihayet işe yaramıştı. Zira Haçlılar, kontesin yardım çığlığına olumlu cevap vererek harekete geçtiler.
Bir
meydan savaşının
gerçekleşmesi için bütün şartlar oluşmuştu. Haçlı ordusunun Taberiyye’ye
hareket haberini alan Salahaddîn
, kaleyi muhasara edecek bir miktar asker bıraktıktan sonra ana ordusunun başına döndü.- Sultan Salahaddîn, tedbirli davranarak haçlı ordusu gelmeden bölgedeki su kaynaklarına hâkim olmuştu. Ancak Haçlılar bu kaynaklardan birini ele geçirmeyi başarmışlardı. Diğer kaynakları kaybetmek istemeyen sultan, ordunun sağ ve sol kanatlarından haçlıları ok yağmuruna tuttu. Bu ok atışları su kaynaklarını koruduğu gibi Haçlıların yönlendirilmesini de sağlıyordu. Bunun neticesinde Haçlı Birliği ok atışlarının da etkisiyle Hıttîn bölgesinde mevzilendi. Her iki ordu da geceyi ertesi gün yapılacak olan çarpışmaya hazırlıkla geçirecekti.
Nihayet gün ağarmış ve savaş başlamıştı.
Müslümanlar
üzerine yürüyüşe geçen Haçlıları
yine atılan oklar karşılayacaktı. Yaydan fırlayan oklar
, kısa ve süratli yolculuklarını düşmanın sinesinde
tamamlıyordu.Haçlıların bu ok yağmuru altında ağır kayıplar vermesine rağmen henüz göğüs göğse çarpışma başlamamıştı. Bu sırada saflar arasında olan Salahaddîn, askerlerini hamle yapmaya teşvik ediyordu. İki ordu tam anlamıyla çarpışmaya başladığında ise sultanın Menkubers adındaki memlûkü, savaş meydanındaki cesaretiyle orduyu adeta şahlayacaktı.
Atının üzerinde en önde bulunan
Menkubers
, kahramanca düşman saflarının
arasına daldı. Silah arkadaşlarının
kendisini takip etmemesinden dolayı düşman arasında tek başına çarpışarak şehit oldu.
Onun şehadetine
şahit olan askerler artık hep birlikte hücuma
geçmişlerdi.
''Kudüs Fatihi'' olarak nam salan Salahaddîn Eyyûbî, Hicaz bölgesine verdiği önemden dolayı ''Hadimü'l-Haremeyn'' (Mekke ve Medine'nin hizmetkarı) ünvanını kullanan ilk hükümdardır.
Diğer yandan ordunun sağ cenahını oluşturan ve
Gökbörü’nün
komutasında olan birlik, savaş meydanındaki kuru otları tutuşturarak
Haçlıların duman içerisinde kalmasını sağladı. Ateşin ve dumanın içerisinde
çaresiz kalan düşmanın artık hamle yapma gücü zayıflamış ve safları parçalanmıştı.
Mecra
2 Ekim 1187: Kudüs'ün fethi
- Savaşın kaybedildiğinin farkına varan Kral Guy ve komutanlar, canlarını kurtarmak maksadıyla tepelere doğru çekildiler. Ancak bu kaçış çok uzun sürmeyecek, Salahaddîn Hıttîn Tepesi’ne çekilen kralı ve yanındakileri esir alacaktı. Böylelikle gün ağarırken başlayan Hıttîn Meydan Muharebesi, kesin bir zaferle sonuçlanmış oluyordu. 4 Temmuz günü batan güneşle Kudüs Haçlı Krallığı karanlığa gömülerek artık üzerine hiçbir güneşin doğuşuna şahitlik edemeyecekti.
Hıttîn'de
kazanılan bu zaferle Kudüs’ün
kapısını aralayan Salahaddîn
, yaklaşık üç ay sonra miraç gecesine
tekabül eden bir günde Kudüs’ü
fethetti. Böylece o, sultan olarak ikinci hedefini de gerçekleştirip adını tarihe silinmeyecek bir şekilde nakşetti.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.