Dolapdere’de sokak hayatının değişen yüzü

O eski abiler, çevresindeki gençlere sahip çıkardı. Belki kötü işin içindeydi ama mahalledeki çocuğu korurdu, o batağa çekmezdi. “Sen oku lan,” derdi, “bizim gibi olma.” Şimdi tam tersi. Çocuklara örnek olmak yerine, onları yanına alıp öne sürüyorlar. Eskinin abisi, kötülüğü kendi üstünde tutardı; bugünkü, kötülüğü dağıtıyor. İşte aradaki en büyük fark bu.
Çok şükür, idare ediyorum. Sabahları erken kalkıyorum, çayımı demliyorum, üç beş kayıntı, ohh mis. Gün içinde biraz dolanıyorum, kahvede takılıyorum. Vakit bir şekilde geçiyor işte. Fakat yaşlanmak biraz canımı sıkıyor.
Aslen Erzincanlıyım, 1965 doğumluyum. 8 yaşında Tarlabaşı’na geldik memleketten. Lise ikiden terkim. Sonrasında hayatımın tamamını Beyoğlu’na, bu sokaklara verdim. Hiç evlenmedim. Görüyorsun işte halimizi ne anlatayım daha.
Hiç düşünmedim açıkçası. İnsan bir yere sadece yaşadığı için değil, kendini ait hissettiği için tutunur. Benim için de bu mahalle öyle bir yer. Çocukluğum burada geçti, ilk yumruğumu burada yedim, ilk dostumu burada tanıdım, âşık oldum. Zamanla herkes dağıldı; kimisi para kazandı gitti, kimisi toprağa girdi, kimi cezaevi. Ama ben kaldım. Çünkü her köşe, her bina bir şey anlatıyor bana. Şuradan geçerken babamın sesini duyar gibi oluyorum bazen. Karşıdaki apartmanın önünde oturunca, eskiden nasıl gülüp eğlendiğimizi, bazen de ne zorluklar yaşadığımızı hatırlıyorum.
Reklam
Bir de şu var tabii: Başka bir yere gitsem, kimse beni anlamaz. Burada ne konuşacağımı, nasıl duracağımı bilirim. İnsanların bakışını çözerim, lafın altını anlarım. Yeni yerlerde öyle olmuyor artık. Herkes birbirinden kopuk, kimsenin kimseye selamı bile yok.
Dolapdere sadece yaşadığım yer değil, benim geçmişim, hatıram, hatta biraz da pişmanlığım. Başka yere gitsem sanki o anılar da silinir gibi geliyor. O yüzden burada kalıyorum.
Hee, bak onu da hatırladın ha. Doğru, Mis Sokak’ta küçük bir yerimiz vardı bir zamanlar. Kumarhane dedin ama öyle Las Vegas işi değil yani; üç beş masa, eski tip rulet, biraz kağıt, biraz zar. Daha çok tanıdık çevre gelirdi, dışarıdan adam pek almazdık. Orası zamanında hem ekmek kapısıydı hem de bir nevi sığınaktı bizim için. Dertli olan gelir oturur, çayını içer, iki el atar, kafasını dağıtır. Kimse kimseye bulaşmazdı. Racon belliydi, kimse hile hurda yapmazdı.
Sonra işler değişti. Denetimler sıklaştı, polis baskınları arttı, gençler de başka işlere bulaşmaya başladı. Bizim neslin bildiği usul bitti. Ben de baktım, artık bu işin tadı yok, çekildim. Zaten belli bir yaştan sonra geceyle gündüzü karıştırmak, o gürültünün içinde kalmak zor geliyor insana.
O yer şimdi kafe mi oldu, butik mi bilmiyorum, ama önünden geçerken hâlâ o eski kokuyu alırım. İnsan bazı anıları unutmuyor, duvarlarda kalıyor gibi.
90’ların sokağı başka bir dünyaydı. Tozu dumana karışmış, ama bir düzeni vardı. Herkes nereye bastığını bilirdi. Yanlış yaparsan hesabını sokakta verirdin ama bir kere verirdin, arkası gelmezdi. Çünkü racon oydu; bir mesele bir kere çözülürdü, uzatılmazdı.
Reklam
Mahallede her köşenin bir sahibi vardı, ama o sahiplik de öyle zorbalıkla değil, adaletle olurdu. Birine haksızlık yapılsa, üç kişi çıkardı önüne, “dur ulan, ayıp ediyorsun” derdi. Şimdi o ses çıkmıyor artık.
90’larda delikanlı olmanın bir ağırlığı vardı. Lafınla, duruşunla belli olurdun. Kimse üstüne marka giymedi diye ezilmezdi; mertlik parayla ölçülmezdi. Adam dediğin sözünün eri olurdu. Kimse arkadan iş çevirmez, birine bir şey diyorsan yüzüne derdin. Bir de o zaman sokağın bir hafızası vardı. Kimin kim olduğunu herkes bilirdi. Çocuklar bile sokakta büyürken kimin önünde saygıyla duracağını öğrenirdi. Birine selam vermezsen, akşam evde baban bile “ne oldu oğlum, niye selam vermedin” diye sorardı. Şimdi kimse kimseye bakmaz olmuş.
O zamanlar kavga da başka olurdu. Yumruk yumruğa girilirdi ama küte (silah) kolay kolay çıkmazdı. Birine vurduysan da yere düşünce dururdun, kalkınca elini uzatırdın. Şimdiki gibi öfke birikti mi herkes deliye dönmüyordu. Bizde sinir bile bir terbiyeyle gelirdi. Şimdi dönüp bakıyorum, sokak hâlâ aynı yerde duruyor ama insanı değişti. Eski sokağın gürültüsünde bir sıcaklık vardı; şimdi sessiz ama soğuk. Eskiden “abi” dendi mi saygıydı, şimdi menfaat. 90’ların sokağında yanlış da vardı, günah da ama vicdan da vardı. Şimdi sokakta vicdan arasan, bulmak için önce adres sormak lazım.
Bizim gençliğimizde “adam olmak” lafı çok geçerdi ama kimse tam tarif etmezdi. Çünkü adamlık anlatılmazdı, yaşanırdı. Biz onu büyüklerin yanında otururken, susmayı öğrenirken, yanlış yaptığımızda tokadı yerken öğrendik. O tokat bile sevgiyle atılırdı, içinde öğüt vardı. “Bir daha yapma” derdi, ama kimse kırılmazdı. Çünkü bilirdin ki o tokat seni insan edecek.
O zamanın gençleri, yoksuldu belki ama kanaatkârdı. Bir ekmeği ikiye bölüp paylaşırsın, bir sigarayı üç kişi içersin ama kimse utanmazdı. Çünkü paylaştığın her şey seni büyütürdü. Şimdiki çocuklar aç değil belki ama tok da değil; içlerinde bir boşluk var, dolduramıyorlar. Çünkü etrafında dönüp duran hiçbir şey gerçek değil artık. Bizim zamanımızda bir kelimenin, bir bakışın, bir “eyvallah”ın bedeli vardı. Birine “seninleyim” dedin mi, o söz senin kefilindi. Şimdi söz havada uçuşuyor, herkes bir şey diyor ama kimse demediğiyle kalıyor.
Reklam
Bizim mahallede büyüyen bir çocuk, önce “utanmayı” öğrenirdi. Şimdi herkes cesaretle övünüyor ama utanmak da bir terbiyedir, onu unuttular. Biz hata yaptık mı gece uyuyamazdık, “ulan yanlış ettik” derdik. Kendinden pay biç işte, seni gören tanıyan birisi ömrünün tamamını bu cehennemde geçirmiş der mi? Demez çünkü bizde edep esastı.
Bir de şu var; biz sokakta büyüdük ama sokak bize sadece kavga etmeyi değil, durmayı da öğretti. Birine zarar vermemeyi, yanlışa karışmamayı, masumun destek çıkmayı. O dengeyi kurardın. Şimdikilerde o denge yok. Ya çok ileri gidiyorlar ya da hiç elini taşın altına koymuyorlar.
Oysa delikanlı dediğin, bazen susmasını da bilir, bazen “tamam ulan” deyip çekilir. Şimdi herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor.
Yine de hepsini kötülemem; içlerinden pırıl pırıl çocuklar da var, ama kayboluyorlar. Çünkü etraf sesle dolu, akıl verecek büyük yok. Bizim zamanımızda yanlış yapsan biri kulağını çekerdi. Şimdi kimse karışmıyor, “bana dokunmasın yeter” kafası. Halbuki dokunmak, ilgilenmek, yön göstermek iyiliktir. Bugünün gençleri hızlı büyüyor ama derinleşemiyor. Biz geç büyüdük belki ama kök saldık.
Zor soru sordun ama güzel sordun. Çünkü o dediğin “görgü” var ya, işin özü o. Bizim dönemimizde, evet, işler temiz değildi belki. Kumar dönerdi, tefeci olurdu, kaçak işler olurdu ama bir çizgi vardı. O çizgi, kimseye haksızlık etmemekti. Haksız kazanç bile bir usulle alınırdı. Birine borç verirsen, sıkıştığında üstüne basmazdın. Düşene tekme atmak ayıptı.
Şimdi bakıyorum, “abi” dediğin tipler o kelimenin hakkını vermiyor. Lafla kabadayılık yapıyorlar ama vicdan yok, ölçü yok. Eskinin abileri kendi mahallesini korurdu, şimdi mahallesini soyanı bile koruyorlar.
O zamanlar abilik kolay kazanılmazdı. Mahalle, senden “olur” dediyse, bu iş tamamdı. Çünkü o onayı almak için yıllarca kendini ispat ederdin. Kimseye yamuk yapmazdın, arada kalanı korurdun. Kavga çıksa, gidip büyüğün önünde çözülürdü. Şimdi herkes kendi raconunu kesiyor. Birine “abi” demek bile lüks oldu çünkü o kelimeyi hak eden kalmadı neredeyse. Hepsi TikTok’ta dümenden racon kesip milletin çocuklarını tetikçi diye tutup telef ediyorlar.
Reklam
Bizim abiler, bir işi çevirecekse bile önce “kime dokunur bu?” diye düşünürdü. Haksızlık en büyük günah sayılırdı. Bir yanlış yapılsa bile içinde bir utanma olurdu. Şimdikiler utanmayı da kaybetti. Parayı görünce göz kararıyor, dostluk falan kalmıyor. Halbuki bizde, yanlışın bile bir asaleti vardı; yaptığın işe sahip çıkardın, kaçmazdın, gizlenmezdin. Şimdi herkes bir şey yapıyor ama kimse sorumluluk almıyor.
Bir de şunu unutma: O eski abiler, çevresindeki gençlere sahip çıkardı. Belki kötü işin içindeydi ama mahalledeki çocuğu korurdu, o batağa çekmezdi. “Sen oku lan,” derdi, “bizim gibi olma.” Şimdi tam tersi. Çocuklara örnek olmak yerine, onları yanına alıp öne sürüyorlar.
Eskinin abisi, kötülüğü kendi üstünde tutardı; bugünkü, kötülüğü dağıtıyor. İşte aradaki en büyük fark bu.
Bunlar aslında arada kalmış bir kuşak. Ne eski usulü gördüler ne de yeni dünyanın düzenine tam ayak uydurabildiler. Kafaları karışık. Her şeyin kolayına kaçıyorlar. Hızlı para, hızlı ün, hızlı güç ama birinin yüzüne bakınca o gücü göremezsin. Boş bir parlaklık var sadece, altı çürük.
Eskiden hata da yapsak, neyi neden yaptığımızı bilirdik. Bir mantığı olurdu. Bu çocuklarda o yok. Sokakta beş ay takılıp, üç fotoğraf çekip “biz de bu işteyiz” diyorlar. Halbuki o sokak dediğin, öyle kolay tutmaz adamı. Bizim zamanımızda sokak seni sınardı, kimin neye dayanıklı olduğunu ölçerdi. Şimdi sokak onlara oyuncak olmuş. Biraz gürültü, biraz gösteriş, gerisi fasa fiso.
Bir de şu var; bunlar yalnız büyüyor. Aile yok, mahalle yok, yön gösteren yok. Etrafta kimse elini omzuna koyup “gel otur, nefes al” demiyor. O boşlukta da kendilerine bir kimlik uyduruyorlar. Sabahtan akşama kadar internetteler. Dövme, küfür, tehdit, silah, sanıyor ki hepsi güç göstergesi. Halbuki o sadece korkunun makyajlı hali. İçleri ürkek, ama dışarıdan kasılmak hoşlarına gidiyor.
Eskiden hata yapan çocuk bile utanırdı, yüzü kızarırdı. Şimdikiler utanmayı zayıflık sanıyor. “Yaptım, ne olmuş” havasındalar. Halbuki işte o umursamazlık, insanı bitirir. Çünkü bir süre sonra hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Herkes birbiriyle yarışta, kimse nereye koştuğunu bilmiyor.
Bir de birbirlerini gazlıyorlar. Birinin başına iş geliyor, öbürü “helal olsun” diyor. Halbuki helal falan değil. Ufacık bir hata, birinin hayatını söndürüyor. Ama bunu görecek yaş, görgü, sabır yok. Kendi aralarında da sadakat yok zaten. Bugün beraber takılıyorlar, yarın biri gözaltına alınsın, hepsi ortadan kaybolur. Çünkü bu tayfa birlikte yaşar ama yalnız ölür.
Reklam
Bu gidişin sonu iyi değil. Bak, sokak öyle bir yer ki, kendi adaletini kendi kurar. Kimseye borç vermez, kimseye torpil geçmez. Bugün elinde bıçakla gezen, yarın o bıçağın önüne düşer. Çünkü bu işin kuralı budur: Ne verirsen onu alırsın. Bu tas kafalıların sonu da oraya gidiyor, ya içeride çürürler ya da toprakta sessiz kalırlar. Romantik bir son beklemeye gerek yok.
Ama mesele sadece onlar değil. Çünkü bu çocuklar bir semtin, bir neslin yansıması. Yalnız büyüyen, yönsüz kalmış, öfkesini nereye koyacağını bilmeyen çocuklar. Kimi mahkemede bitiyor, kimi morgda. Oysa hepsi doğarken aynı masumiyetteydi. Aradaki fark, kimin elini uzatıp “gel, bu yoldan gitme” dediği. O el uzanmayınca, sokak alıyor kucağına. Sokak da kimseye bedava babalık yapmaz.
O düşünceyi o zaman pek çok kişi yaşamıştır zaten. Çünkü dışarıdan bakınca öyle görünüyordum; kavganın, paranın, karanlığın içindeydik. Ama o kitaplar bana nefes aldırırdı. Baba mirasıydı bana o kitaplar. Sonra daha da derinleştirdim tabi okumaları. Çok şükür.
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.