Miguel de Unamuno ve Vicdanın Direnişi

1. Sükûnet değil, kavga. Sadece buydu isteği. Düşünceden beklediği şeyi hayattan da bekliyordu. Bir uzlaşma zemininde değil, çelişkinin tam kalbinde, "Agon"un yani çatışmanın içinde nefes alan bir ruhtu o. Sadece hakikati değil, hakikatin sancısını da kurtarmayı arzuluyordu.
2. Bilbao’da, 1864 yılında doğdu Unamuno. Bask köklerinden aldığı o inatçı damarı, Salamanca’nın kadim taşlarına nakşetti. Henüz küçük bir çocukken kuşatılmış bir şehri izlemenin verdiği tedirginliği, ömrü boyunca ruhunun derinliklerinde bir "iç tarih" olarak taşıdı.
3. Profesörlükten rektörlüğe uzanan kürsüsünü bir fildişi kuleye çevirmedi; aksine orayı bir siper haline getirdi. 1924’te diktatörlüğe karşı sesini yükselttiği için sürgüne gönderildiğinde, hikâyesi bir entelektüelin direniş destanına dönüştü. Sürgün, onun için sadece coğrafi bir yer değişikliği değil, düşüncesinin daha da keskinleştiği bir çile hanesiydi.
4. “İnanmak, inanmak isteyene inanmaktır” diyordu. 1936’da, İspanya İç Savaşı’nın o karanlık günlerinde, Salamanca Üniversitesi’nde faşist generallerin yüzüne karşı bağırdığında 72 yaşındaydı. "Venceréis, pero no convenceréis" (Yeneceksiniz ama ikna edemeyeceksiniz) cümlesi, dünya tarihindeki en asil entelektüel başkaldırılardan biri olarak kayda geçti. O an, kitapları ve aklı boğmak isteyen zihniyete karşı vicdanın süvarisiydi.
Reklam
5. Geleneksel kalıplara sığmadı; roman yazmadı, "nivola" (anlatı) yazdı. Karakterlerinin kendi yaratıcısına isyan ettiği Sis kitabında, kurgu ile gerçekliğin sınırlarını altüst etti. O, kelimelerle varoluşun kurallarını yeniden yazan bir ustaydı.
6. Felsefeyi hayatla, hayatı ise imanla harmanladı. Eğer Hayatın Trajik Duygusu’nda o derin sızıyı hissetmeseydi, kürsüsünde sadece bir memur gibi kalırdı. Oysa o, kendi ölümsüzlük arzusunu düşüncesinin en büyük yakıtı yaptı.
7. Edebiyatın zirvesinde bir Don Quijote hayranı olarak, yel değirmenlerine karşı savaşmanın en büyük gerçeklik olduğunu savundu. Hiçbir kampa, hiçbir ideolojiye tam olarak sığmadı. Ne monarşiye ne de cumhuriyete ruhunu teslim etti; o sadece İspanya’nın ve insanın bölünmez kederine sadık kaldı. Her türlü baskı mekanizmasına karşı, bireyin o biricik ve parçalanamaz ruhunu savundu.
8. “Ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum ama sonsuza dek” demişti. 1936 yılının son gününde, 31 Aralık’ta ev hapsindeyken hayata gözlerini yumdu. Öldüğünde başında bekleyen nöbetçiler bile onun o devasa ruhunun karşısında bir anlık sükût ettiler. O, bir kış gecesinin soğuğunda, ömür boyu aradığı o ebedi huzursuzluğa kavuştu.
Reklam
Bu yazının başlığı yazardan bağımsız editoryal olarak hazırlanmıştır.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.